Yüksel Özbey

DSC_0278 (1)
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1992’de mezun olduktan sonra büyük hayallerimin peşinden Londra’ya gittim. Türkiye’de avukat olmaktansa hayalini kurduğum büyük denizlere yelken açmayı yeğledim. 7 yıllık çabanın sonucunda beklenen oldu ve ben boğulmaya başladığımı anlayınca kürkçü dükkanıma geri dönüp mesleğimi yapmaya karar verdim. Bu sırada yazmaktan keyif aldığımı anladım. Aslında önceleri yazmak, dibe vurduğumda sarıldığım meditasyon aracıydı benim için. Düzenli yazmaya başlayıp tamamlamayı başardığım iki öykü kitabım basılmaya fırsat bulamadan eski kıskanç eşimin öfkesinin kurbanı oldu ve bir kış sabahı kömür sobasında gürül gürül yandı. Sobanın bulunduğu oturma odası öyle sıcaktı ki anlamalıydım; 4 yıllık emeğim ısıtıyordu etrafı çünkü. Eşime “Neden?” diye sorduğumda öykülerimin birindeki tekerlekli sandalyeye mahkum genç kızın aşık olduğu adamın ben olduğunu anlamadığını sandığımı mı sordu. Öykülerimde bile kıskanılmak güzeldi tabii ki! Buna rağmen bu üstün vasıflı, anlayışlı eşimle derhal boşandım. Derhal derken 3 yıl sürdü. Tabi yıllardır okuyarak, düşünerek, yazarak etrafıma ördüğüm duvar da bir anda yok olmuştu. Öyle ise dedim yazmaya paydos. Ruhumun kendini ifade edebildiği yegâne yolun sonuna geldiğimi düşündüm. Çok seyrek olarak beni etkileyen bir konu hakkında kısa öyküler yazmanın dışında elime bir daha kalem almadım. Kalem dedim evet, çünkü ben kurşun kalemle yazdım hep.
Ancak, Yaşam Okulu’na başlayınca yeniden yazarak ifade etmeye başladım kendimi. Belki de Nil’den duyduğum korkunun sonucunda mecbur kaldım kim bilir? Şaka bir yana, sadece yazarken gerçek benimin sesiyle konuşuyor, onun mutlak huzuruna varıyorum. Umarım böyle devam eder.
Sevgiyle kalın.