Sinemada patlamış mısır, yemek sırasında çocukların eline verilen iPad’ler, atıştırırken sosyal medyaya dalmak, TV önünde akşam yemeği yemek -son on yılda ekran önünde yemek yemek normal hale geldi. Hayli yaygın ve sebepleri anlaşılır olsa da ekran önünde yemek bazı sorunları beraberinde getirir.

Çocuğunuzun iPad’e ya da televizyona bakarken daha iyi yemek yediğini mi keşfettiniz? O durumda daha sakin, daha az seçici, daha yumuşak başlı, daha sessiz ve baş etmesi daha kolay mı oluyor? Daha fazla mı yiyor? Ekran karşısındayken çocuklar yedikleriyle daha az, ekrandakiyle daha fazla ilgilenirler. Bu yemek zamanlarını daha kolay hale getirir. Özellikle de çocuğunuz her şeyi yemeyen biriyse ya da bir restoranda veya etkinlikte onun “uslu durmasını” istiyorsanız… Yemek sırasında çocuğunuzun meşgul olmasını sağlamak ve dikkatini dağıtmak için onu ekran karşısına oturtmanın avantajlarını çok iyi anlıyorum ve arada bir yapıldığında bu bir sorun da değil. Gelgelelim bu düzenli bir strateji haline geldiğinde, söz konusu avantajlar ortaya çıkan sorunların yanında devede kulak kalıyor.

Ekrana odaklanırsak yediğimiz şeyden koparız. “Evet, amaç da bu” dediğinizi duyar gibiyim, doğrudur da. Çocuğunuzun ekrana bakarken daha kolay yemek yemesinin sebebi de bu, ama bu şekilde çocuk bedeninden, açlık tokluk sinyallerinden de kopar, yerken bedeninde oluşan hisleri ve farklı yiyeceklerin tat ve dokularını fark edemez. Ayrıca yemek sırasında sizinle ve aileyle etkileşimi engellenir; yemeklerin getirdiği paylaşım, bağ kurma hissini alamaz, sohbetlerin keyfini çıkaramaz. Diğer taraftan bu durum en iyi öğrenme yöntemi olan izleyerek ve model alarak öğrenmeye engel olur.

Hepimiz sinemada ya da evde film izlerken patlamış mısır yemişizdir ve bu keyifli de bir şeydir; ama tok olduğunuz ya da daha yemek istemediğiniz halde yemeye devam ettiğiniz veya sinemadan ayrılırken fiziksel olarak rahatsız hissettiğiniz hiç olmadı mı? Ayrıca sinemadayken karanlık da olduğu için ne yediğinizin ve ne kadar yediğinizin pek farkında olmazsınız. Film karşısında atıştırmanın verdiği keyfi ya da bağ kurma fırsatını sizden almayı hiç istemem. Bu yüzden aileniz bu şekilde bağ kuruyorsa devam edin. Öte yandan ben yeme içme hakkında yazmakta olduğumdan kariyerimde gördüğüm, sorunlu olabilen şeyleri farkındalığınıza sunacağım ki seçimlerinizi bilinçli bir şekilde yapın. Dikkat vermeden bir şeyler yemek (neyi ne kadar yediğimize dikkat etmemek) yetişkinlerde fazla, hatta aşırı yemeye sebep olur çünkü ne zaman doyduklarını bilmezler ya da fark etmezler, yeme ve porsiyon seçimleriyse kötüdür.

Yemek zamanları, çocuğunuzla oturup birlikte yemek, yiyecekleri paylaşmak ve yemekle kurulan sağlıklı bir ilişkinin modeli olmak için harika fırsatlardır -çocuklar izleyerek öğrenir ve ebeveynlerinin davranışlarını kopyalar. Ebeveyn ve çocuk eşit şartlarda oturur; kimse kimsenin önünde değildir ve çocuklar ailede kendi karakterlerini, kişiliklerini ve yerlerini dener, inşa eder ve ortaya koyar. Yemek zamanı, yemek hakkında konuşmak, sosyalleşmek ve birbirinin varlığından keyif almak içindir; sohbet etmek, aranızdaki bağı ve çocuğunuzun yemekle ve bedeninin verdiği sinyallerle ilişkisini geliştirmek içindir. Çocukların yemeye dair bazı beceriler geliştirmesi gerekir. Kendi kendilerine yemek, açlık ve tokluk sinyallerini ve aroma tercihlerini fark etmek gibi… Hangi yiyeceklerin onlara besin sağlayacağını anlamak, tabaklarına yiyecek almak ve bağımsız bir şekilde yemek yemek gibi… Zor olabilse de, sonsuza dek sürecekmiş gibi gelse de çocuklarımızın yeme alışkanlıklarını etkilemek için çok fazla zamanımız yoktur. Neyi ne zaman, nasıl, nerede ve kiminle yiyecekleri üzerindeki en büyük etkiyi ilk yıllarda bırakabiliriz. Çocukların katı gıdalar yemeyi, masada oturmayı, yiyecekleri tat, doku, renk açısından incelemeyi ve sosyal, keyifli ve sağlıklı yeme alışkanlıkları geliştirmeyi öğrendiği anlar ilk yıllardır. Bu da yediklerine dikkatlerini vermeleriyle mümkün olur.

Ken, yemek zamanları Molly ile ilgilenmeyi sıkıcı ve sinir bozucu buluyordu. Üç yaşındaki Molly kendi kendine yiyecek kadar büyümüştü ama “çok mızmız ve talepkâr”dı. TV izlemek için iPad’i istiyordu. Ken onun “yemek yemek için ekrana ihtiyaç duyan o çocuklardan biri” olmasını istemiyordu. Ne var ki “hayır” dediğinde, Molly Ken’den yiyeceklerini kesmesini, onunla oynamasını, ona tabağındakilerden başka bir şey vermesini istiyor, yemekler nahoş bir hal alıyordu. Ken kızına tapıyordu ama onunla yenen yemeklerden keyif alabileceğini hayal bile edemiyordu. Ya siniri bozuk şekilde sessizce oturuyor ya da kızına iPad’i veriyor ve teslim olduğu duygusuna kapılıyordu.

Ken yemeklerin geçiştirildiği bir aileden geliyordu. Yemekleri ailecek yerlerdi ama bunu bir iş olarak görür gibiydiler. Çok az şakalaşma söz konusuydu, pek bağ kurulmazdı. İşte Molly’yle de bu dinamik sürüyordu. Birkaç haftalık süreçte Ken yaklaşımını değiştirdi. Onu, odağını yemekten almaya, Molly ile gününün nasıl geçtiği hakkında sohbet etmeye, kendi çocukluğundan hikâyeler anlatmaya, birkaç kelime oyunu oynamaya ve Molly sızlandığı zaman kelime oyunları benzeri şeylerle dikkatini dağıtmaya teşvik ettim. Bu, ikisinin yemeklerinde değişim yarattı. Molly daha ilgili hale geldi, gülümsemeye başladı. Babasıyla geçirdiği bu özel zamanı seviyordu, yemek zamanlarını iple çeker olmuştu. Bu bir angaryayı keyif haline getiren verimli bir döngüydü.

Yemek esnasında çocuklarla etkileşim kurmak ellerine iPad vermekten daha zordur ama size söz veriyorum, yaptığınız bu zaman yatırımı misliyle geri dönecek. Çocukların yemesini sağlamak için televizyonu ya da başka dikkat dağıtma yöntemlerini kullanırsak onların yediklerini fark etmesine, yediklerinin tadını almasına ya da yemeklere aşinalık geliştirmesine engel oluruz. Yemek vakitlerini kolaylaştıran budur ama uzun vadede bu durum çocukların yemekle ilişki kurmasına ya da yemekten keyif almasına engel olur. Orta ila uzun vadede yemekte seçiciliği, mızmızlığı, öfke patlamalarını, yemek reddetme alışkanlığını daha da kötüleştirir. Üstüne üstlük çocuğunuzun her yemekte başka bir şeye odaklanması gerekir.

Share This