Berin Yavuzlar Kuraldışı Dergi için konuştu.

Önce ressam olarak tanıtıyor kendini Emre Ertürk, sonra çanta tasarımcısı. Uzaktan hayatı bir peri masalını andırıyor. İngiltere’de resim ve tasarım, Amerika’da sinema okumak; büyük bölümü yardım amaçlı sayısız resim sergisi açmak; kısa filmler çekmek; sonra EMRE NY adında bir çanta ve aksesuar markası yaratarak Michelle Obama’dan Madonna’ya en büyük isimlere ulaşmak; Oscar törenlerinin resmi çanta markası olmak… Hayat bu kadar pembe olabilir mi?

Ertürk’le İstanbul’daki atölyesinde, New York’ta bir Türk olmak ve başarının getirdikleri götürdükleri üzerine sohbet ettik.

Dört yanımızda her biri sanat eseri sayılacak çantalarla duvarları kaplayan tablolar arasında başka bir dünya sundu Emre Ertürk.Yanından ayrıldığımda üç amacım vardı. Bir; Toprak Sanat Galerisi’ndeki resim sergisine gitmek. İki; V Sanat’ta açılacak ve kendisinin onur konuğu olduğu Sadece Senin Kollarındayım adlı çanta sergisi için gün saymak. Üç; bir EMRE NY çantası alabilmek için para biriktirmek.

 

Hayat bir peri masalı mı gerçekten?

Bana hep peri masalını anlattırdılar ama bugüne kadar kimse bu soruyu sormamıştı. On iki yaşında ailem beni yurtdışına yolladı. On sekiz yaşına kadar her yaz İngiltere’ye yaz okuluna gönderildim. Ailemden uzak… Ben çocukken yalnız yatamazdım; illa babamla yatacağım, annemle babamın arasına geçeceğim. Ablam, sağ olsun, beni küçükken çok korkuturdu, karanlıktan korkardım. Annem ben bundan kurtulayım diye, dil öğreneyim bahanesiyle beni her yaz yolluyor. On iki yaşında İngiltere’de Türk olduğumu söylediğimde hemen herkes bana Midnight Ekspres ve barbar Türkler diyordu, ben ağlıyordum. İşte orada kendi başına kalmayı öğreniyorsun. Her şey güllük gülistanlık olmuyor. Üniversiteyi de Londra’da okudum. Tarzınla, yaratıcılığınla güzel bir çevre ediniyorsun ama hep ailenden uzaksın. Hep uzaksın! Ne kadar zor bir şey… Yani ölsen cenazen on saatte gelir.

Güçlü olmayı öğrendim yurtdışında. Orada vermiş olduğum savaş hiçbir şeyin savaşı gibi değil. Allah yardım etti. Ben ona sığındım. Hiçbir tanıdığının olmadığı ülkelerde, Türk kimliğiyle, göreceli bir olayı beğendirmeye çalışıyorsun. Pala bıyıklı, ter kokan insanlar var çünkü hafızalarda ve senin Türk olduğuna inanmıyorlar. Çok mağazada bana “Sen çok yeteneklisin. Başka Türk gelse almayız” dediler. Ama bu bizim hatamız değil ki! Biz elimizden geldiğince sildik. Ben size söyleyeyim; çok büyük lobiler var. Türkiye’de hâlâ herkes kendini kandırıyor. O lobileri yenmenin tek ama tek yolu sanat. Türkiye sanatçısıyla o duvarları aşabilir. Bir Türk olarak iki ünlü isimde bir tablonun, çantanın ya da seramiğinin olması aslında bütün başarıların üstünde.

 

 

B E Y A Z  S A R A Y ’ D A  B İ R  T Ü R K

Amerikan Google’ına girdiğiniz zaman “Turkish painter, artist, designer” (Türk ressam, sanatçı, tasarımcı) diye geçiyorum.

Orada bu yüksek bir kademe. Bizde ise “Resmi bıraktı, şimdi yine başladı” şeklinde yaklaşanlar oluyor. Bu tarz yaklaşıma da en çok koleksiyonerler gülüyor. Oysa bir ressam resmi bırakamaz. Ancak bir dönem başka bir şeye ağırlık verebilir. Medyanın bunu biraz daha açması gerekiyor. Medyaya bunu insanlar mı bu şekilde söylüyor; yoksa malzeme olsun, daha çok konuşulsun diye mi bu şekilde yapılıyor bilmiyorum.

 

 

 

 

 

Arkadaşlarımın hepsi babalarının mesleğini yapmaya mecbur kaldı. Saygı duyuyorum ama ben yapmadım. Ailem de çok anlayışla karşıladı. Babam et üzerine çalışıyor. Yüz yıllık aile şirketi… Babamın işini yapsaydım, bugün daha çok para kazanıyor olurdum. Ama artık dünyada prestij ile para eşit önemde. Babamın işiyle ben Beyaz Saray’a giremezdim. Bu avukatlık da olabilirdi, inşaat sektörü de olabilirdi, onlarla Michelle Obama’ya ulaşamazdım. Diyeceksin ki bu senin için önemli, hayır bence bu dünyadaki herkes için önemli.SAYFA-BOLUMU

 

E M R E  N Y,  B İ R  M A R K A

Türkiye’de daha yeni marka oldum. Burada da zordu marka olmak. “Amaaan Gucci alırız, EMRE NY alacağımıza” diye burun kıvıranlar artık EMRE NY kullanıyor. Bu güzel bir şey. O zamanlar yaşım küçük olduğu için kızıyordum ama şimdi hak veriyorum. Çünkü öyle alışılmış, şimdi ben bu alışkanlığı yok ediyorum.

Başlarda “Asla Paris Hilton’a çanta vermem” diyordum. Beni eleştiriyorlardı. “Pamela Anderson da olmasın” diyordum. “Kampanya yapmıyorsun ki, kadın senin çantanla görünmek istiyor. Bir tane gönderiver” diyorlardı. Bunun yanlış olduğunu anlıyorsun sonra. Ben kendime izin veriyorum, ama 28 yaşında da o hataları yapalım yani.

Eskiden biri benden çanta ya da tablo alınca “Ah, çok güzel, mutluyum” diyordum. Sonra zınk bitiyordu! Şimdi öyle değil tabii. Bu tecrübeyle alakalı. O süreç uzadı artık.

Belki başta çok hızlı çıktım ve şimdi zevk alarak yol alıyorum. Düşünsene How to Lose a Guy in 10 Days (Bir Erkeği On Günde Nasıl Kaybedersin) filminin afişinde benim çantam kullanıldı. Bundan daha büyük bir şey düşünemiyorum. Şimdi de Beverly Hills Chihuahua 2 filminin tanıtımında kullanıyorlar.

Hiçbir zaman “Tamam, oldu bu iş!” demedim. Bu işlerin şansla olacağına inanmıyorum. Ancak yetenekle ve çok çalışarak olabilir. Yaşadıkların, kaderinde rolünü ne kadar iyi oynadığınla alakalı. Benim için her zaman daha iyisi, daha iyisi, daha da iyisi olmak zorunda. Madonna, Britney Spears ya da Carmen Electra, çantalarımı kim takarsa taksın benim için aynı. Hep daha, daha, daha…”

M O D A Y A  Y Ö N  V E R İ Y O R U M

Biz modern bir markayız, onu ayırmam lazım. Bir de klasik markalar var. Klasik derken tarz anlamında değil… Güncel ve çağdaş olarak ikiye ayrılıyor markalar. Tüm klasik markalar bizim internet sitemizden model çalıyor. Tabii ki de modaya yön veriyorum. Hiç düşünmedikleri renkleri yaptım ilk defa. Herkes önce güldü, sonra baktım benim renklerimi yapmaya başladılar. Bunlar markaların tasarımcıları ki “büyük markalar” demiyorum. Büyük olan benim çünkü yaratıcılık bende; onlar da benden çalıyor, patronlarına gösteriyor, kuruldan geçiyor, sonra bir reklam veriyor, güya beni yiyor. Ama sen de onu şöyle yiyorsun; bir markadan bahsederken bir bakıyorsun onun yanına da senin çantanı koymuş. Sen reklam vermiyorsun ama yaratıcılığınla rekabete giriyorsun.

Köpek çantası trendinde neredeyse ne kadar modelim varsa çalındı. Beş yüz farklı model yaptım bugüne dek, rahat dört yüz tanesini kopyaladılar. Ve bu işin içinde İtalyanlar da var.

SAYFA-BOLUMU

Kendimi yeni başlamış görüyorum. Özellikle öyle bakmıyorum ama bir şey daha var ki; yaptığım işten eminim. O yüzden şansla olmuyor. On tane başarı kriteri varsa bunlardan biri emin olmak, inanmak. Ben müşterimin benim bir çantamı görünce beğeneceğini biliyorum. Çünkü ben hep önceden oluşturuyorum. Resim yaparken de öyle. Hiçbir zaman aklımdan geçeni çizmedim. Ben önceden işin matematiğini yaparım. Şu renkle bu rengi kullanırsam nasıl bir psikolojik etki yaratır gibi. O zaman daha çok kişi beğenmeye başlıyor çantanı da resmini de.

E M R E  N Y  K I Ş  2 0 1 2

Yeni koleksiyonda royal tarza geçtik, daha 1950’lere 60’lara döndük. Prenseslerle kraliçelerin tarzı moda oluyor. Çok uzun zamandır yoktu. Hatlar sertleşiyor. Aslında bu iyi bir şey çünkü ne zaman çantalar yumuşarsa savaşlar artar. Kesinlikle bu böyle. Şimdi diyeceksin ki ne diyor bu. Ama dünyada inançlar yükselecek, insanlar daha anlayışlı olacak. Bu benim şahsi yorumum değil. Bütün büyük markaların alım satım müdürleri bunu bilir. Onlar bize bunu öğretti. Ne zaman rock grupları çoğalır, yumuşama başlar. Çanta ne zaman sertleşir, yumuşama başlar. Ekonomiyle alakası yok, insanların algılarıyla alakalı. Artık savaşa büyük tepki var dünyada. Kimse istemiyor savaş yaşamak.

Bir EMRE NY çantası detaylardan anlaşılır. Çok detaylı olur çantalarım. (Eline ufak bir gece çantası alarak) Çok küçük değil mi, sanki detay yok gibi… Çok dikkatli bakan, uzun yıllar kullanan anlar. Bundaki işçilik o kadar zor ki. Telefonun mu sığacak, rujun mu, sigaran mı… Bunlar bile haftalarca düşünülecek ve uygulanacak şeyler. Bir nevi inşaat yapıyorsun.

On yıl boyunca 350 – 400 lira fiyat etiketli çantalarım da vardı ama bundan sonra çantalarım en düşük bin dolardan satılacak. Çünkü hayvancılık Türkiye’de yok edildi. Eskiden Türk derisiyle İtalyan derisini karıştırıp kullanırdık ama artık sadece ithal deri kullanacağız. Malzeme çok pahalandı. Dolayısıyla biz de daha yüksek fiyattan satışa çıkacağız.

A Ş K

Aşkı kim sevmez ki? Hayatımda hiç aşk acısı çekmediğim için aşka hep inandım ben. Hayatta bir sürü doğru insan çıkar karşına. Sen o kişiyi değil, onun sana yaşattıklarını özlersin. Başka birinde de aynı hislere sahip olabilirsin.

Coco Chanel’in hayatını okudunuz mu? Hiç doğru düzgün sevgilisi olmamış. Daha öncesine kadar hiç düşünmüyordum. Daha önce âşık olmamıştım. Benim aşkım sanatım; Allah’a, aileme ve dostlarıma karşı olan sevgim. Bu şekildeydi. Ama artık aşka da yer açıldı. Şu var; daha önceki ilişkilerde bittiği zaman sanatım etkileniyordu. O yüzden aşkı uzun süre istemedim. Aşka kanalize olunca sanatımdan götürecekti. Canımı acıttığı için değil, özgürlüğümü yok ettiği için izin vermedim aşka. Aklımı kullandım; ya bu ya bu.

Resimlere sarılmışım, çantalara sarılmışım onun yerine.

 

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/bir-masal-kahramani-emre-erturk/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/bir-masal-kahramani-emre-erturk/" data-text="Bir Masal Kahramanı Emre Ertürk" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/bir-masal-kahramani-emre-erturk/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/bir-masal-kahramani-emre-erturk/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>Kendi planlarına göre astronot, babasına göre bilgisayar mühendisi olacaktı.<br /> İkisinin de yakınından bile geçmedi. <a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/berinfacebook.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3426" title="berinfacebook" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/berinfacebook.jpg" alt="" width="180" height="240" /></a></p> <p>Önce azıcık İspanyol Dili ve Edebiyatı okudu, sonra soluğu Mimar Sinan’da aldı, seramik okudu. O aralar yazmaktan ve okumaktan anladığı çıktı ortaya. Üniversiteyle birlikte çeşitli dergilere çeviri, derleme, editörlük derken önce Discovery Channel, ardından <em>National Geographic</em> dergisinde çalıştı. Sonra soluğu <em>Marie Claire</em>’de aldı. Orada da yazdı, çizdi, bol bol röportaj yaptı, sanat yönetmenliği ve moda editörlüğüne girişti.</p> <p>Bugünlerde serbest gazetecilik yapıyor, bir internet portalını idare ediyor ve ucundan kıyısından sanat yönetmenliğine devam ediyor.</p> <p>&nbsp;</p> <p>berin.yavuzlar@gmail.com</p>