Azize mi, günahkâr mı?
Bugüne kadar psikoloji üzerine yazdım. Hikâyeler yazdım. Roman yazdım.
Ama hiç gerçek anlamda biyografik bir yazı yazmadım.
Müzikle bağlantılı bir yazı yazdığımı da hatırlamıyorum.
Bugün Evita’dan bahsetmek istiyorum.
Bu şarkıyı seçme sebebim lise yıllarıma dayanıyor. Madonna’nın Evita için verdiği mücadeleyi hatırlıyorum. Yönetmeni Alan Parker olan filmde bir pop yıldızının Eva Perón’u canlandırması eleştirilmişti. Uygun bulunmamıştı. Ama Madonna çıktı ve söyledi.
“Don’t Cry for Me Argentina”yı teknik bir başarı olarak değil, bir inançla söyledi. Ve o dönemin gençleri olan bizler Evita’ya vurulduk.
Yıllar sonra ben de aynı şarkıyı bir müzikalde söyleme fikri ortaya çıktığında yüzeysel kalmak istemedim. Tek bir şarkı bile olsa, o şarkının taşıdığı kadını anlamak istedim.
Eva Perón hakkında yazılanları okudum. Onu azize ilan edenleri de, aşağılayanları da. Bugünün gözüyle Madonna’nın Evitası’na tekrar baktım ve Santa Evita dizisini izledim. Çünkü sahnede bir hikâye anlatacaktım.
Peki Evita kimdi?
Gayrimeşru doğmuş bir kız çocuğu.
Genç yaşta oyuncu olmak için yola çıkan biri.
Hırslı. Hatalar yapan. Yanlış insanlara güvenen.
Ama aynı zamanda işçi haklarını savunan. Kadınların oy hakkı için mücadele eden. Aşık olduğu, gelecekte evleneceği adamı neredeyse ipten alan.
Eşi ve dönemin devlet başkanı olan Juan Perón’a, kadınların siyasal hakları konusunda geri adım atmaması için açıkça karşı duracak kadar cesur.
Depremde sahada. Yoksulların yanında.
Ve evet, Dior giymeyi, görünmeyi seven.
Onu birileri için rahatsız edici yapan şey ise gücüydü.
Ama o güç üniformadan gelmiyordu.
Rütbeden gelmiyordu.
Erkek ittifaklarından gelmiyordu.
Gücü samimiyetinden geliyordu.
Yukarıya oynamadı.
Halkla temas etti.
Ve insanlar onun sahici olduğuna inandı.
Sevilmek için eğilip bükülmedi.
Yapmak zorunda değildi.
Asıl nefret buradan doğdu.
Çünkü mecbur olmayan, eğilmeyen bir kadın tehlikelidir.
Hayatta kalmak, yazgısını sokağın insafına bırakmamak ve var olabilmek için çabalayan bir kadın.
Bu, onu ne şeytan yapar ne de azize. Gerçek yapar.
Ben şarkıyı kendi anladığım haliyle söyledim.
Standart, balkondaki Evita’yı oynamadım.
Sevgili HaldunDormen, şarkıyı halkın arasındaymış gibi söylememi istedi. Ellerine dokunarak. Yukarıdan değil, içlerinden biri gibi.
Rejiyi verdikten sonra şöyle dedi:
“Benim hep hayalimde Evita’yı böyle anlatmak vardı.”
O cümle kalbime dokundu.
Çünkü benim anladığım Evita ile onun sezgisi birleşmişti.
Haldun Hoca yaklaşık kırk gün önce vefat etti. Onun dokunuşuyla sahneye çıkan o Evita, artık benim için bir karakterden fazlası. Bir emanet gibi.
“Don’t Cry for Me Argentina” bir özür değil.
Bu bir konum bildirimi, bir manifesto.
It won’t be easy, you’ll think it strange
When I try to explain how I feel…
Bir kadının kendini anlatması hiçbir zaman kolay olmadı.
Ama mesele kendini anlatmak değil,anlatmaya mecbur olmamak.
Ve Evita’dan öğrendiğim en önemli şey bu.
Betül Varol











































