“Ah şu şark evleri! Hiç, renklerinde hiç vahdet yoktur ki… Şu yedi renkli salona beyaz, tamamen beyaz bir renk verebilmek için ne kadar çalıştım. Düşününüz, o maileri, sarıları, yeşilleri, kırmızıları, morları, vişneleri, siyahları… Nihayet son bir nazarla baktığım zaman yorgunluktan solan dudaklarım neşve-i muvaffakiyetle kızardı. Şimdi ta cephede beyaz kürsü, beyaz iskemleler, beyaz perdeler, beyaz penceler, beyaz tavan döşemesiyle bütün beyaz bir salon tertip edilebilmişti.”
P.B. Kadın Dergisi, İstanbul, 1911
Osmanlı İmparatorluğunda kadınların eğitim hakkı, İmparatorluğun toplumsal ve kültürel yapısına bağlı olarak, tarihsel süreçte farklılıklar göstermiştir. Ancak özellikle Tanzimat Dönemi’yle (1839-1876) birlikte bu alanda gözle görülür bir dönüşüm başlamış, önemli reformlar gerçekleştirilmiştir. İmparatorluğun erken dönemlerinde, kadınların eğitimi daha çok evle sınırlandırılmış; dinî bilgiler, temel okuma-yazma becerileri, el işleri ve zaman zaman musikiyle şekillenmiştir. Dolayısıyla, ailenin sosyal sınıfına bağlı olarak kız çocukları ya hiçbir eğitim alamamış ya da özel hocalardan bazı dersler görme imkânı bulabilmiştir.
Tanzimat Dönemi’ndeki en dikkat çekici gelişmelerden biri, 1858 yılında Müslüman kız çocukları için rüştiyelerin (ortaokulların) açılmasıdır. Ayrıca, 1869’da yayımlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile kız ve erkek çocuklarına ilköğretim zorunluluğu getirilmiş, hukuki düzenlemelerle kız çocuklarının eğitimi teşvik edilmiştir. Ancak bu çabalara rağmen aileler, toplumsal alışkanlıkların etkisiyle, kızlarını okula göndermekte çekimser davranmıştır. Diğer yandan, Gayrimüslim teba ise kız çocuklarının eğitimi için 1830’lu yıllarda ilk eğitim kurumlarını açmaya başlamıştır. 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren kız çocuklarının eğitim alabilmesi için açılan kurumların listesi aşağıda görülebilir.
- 1831 – Ermeni Kız Okulu
- 1843 – Ebe Mektebi
- 1849 – Rum Kız Okulu
- 1858 – Rüştiye (Ortaokul)
- 1869 – Yedikule Kız Sanayi Mektebi (Meslek Okulu)
- 1870 – Darülmuallimat (Öğretmen Okulu)
- 1911 – İnas İdadisi (Kız Lisesi)
Açılan kurumlar bunlarla da sınırlı kalmamış özellikle artan talebi karşılamak için yeni okullar açılmıştır. Kız çocukları ve kadınların eğitiminin yaygınlaşmasında II. Abdülhamid Dönemi’nin ayrı bir yeri vardır. 1870’te İstanbul’da açılan ilk kız öğretmen okulu olan Darülmuallimat, kadın öğretmenler yetiştirerek, ailelerin kız çocuklarını okula göndermeleri için bir teşvik unsuru olmuştur. Bu gelişmeler, kadın eğitiminin çehresini değiştirerek yalnızca dinî bilgiler ve el işleriyle sınırlı müfredattan, fen bilimleri ve yabancı dil gibi modern derslere yönelen bir sisteme evrilmesini sağlamıştır.
- Meşrutiyet Dönemi’yle birlikte kadınların eğitim hakkını savunmak adına çeşitli sivil girişimler de öne çıkmaya başlar. 1911’de P.B. kısaltma adını kullanan bir genç kadın, ailesiyle yaşadığı konakta, kadınların eğitim ve toplumsal hakları üzerine konuşmalar yapabilecekleri bir dizi toplantıya ev sahipliği yapmıştır. “Beyaz Konferanslar” adıyla anılan bu etkinlikler günbegün gelişmiş, kalabalıklaşmış nihayet kadınların yüksek öğrenim görme hakkının sözcüsü olmuştur. Dönemin en önemli kadın dergilerinden Kadın’da bu konferansların hazırlık sürecine ve tartışılan meselelere dair yazılar yayınlanmıştır. Bu konferanslar toplumsal farkındalık yaratmada önemli bir rol oynamıştır. P. B.’nin aktarımına göre düzenlenen ilk konferansa 250 kişi katılmış, sonraki toplantıların katılımcı sayısı mekân kısıtlaması nedeniyle 300 ile sınırlandırılmak zorunda kalınmıştır. Bu konferansların yıldız isimlerinden biri olan Fatma Nesibe Hanım, kadının vatanın geleceğindeki rolünü büyük bir coşkuyla anlatmış; özellikle, kadınların kamusal alanda yaşadıkları sıkıntıları ve iyileştirilmiş bir kamusal alan düzenlemesi isteklerini ısrarla dile getirmiştir.
Kadınların yükseköğrenim talepleri ise yine II. Meşrutiyet döneminde (1908-1918) yoğunlaşmıştır. Kadın dergileri, bu konuda bir platform işlevi görmüş, “Kadınlara da Darülfünun’un (Üniversitenin) kapıları açılmalıdır” çağrıları, Mükerrem Belkıs gibi öncü isimlerin cesur yazılarıyla ses bulmuştur. Kadınlar Dünyası dergisinde yayınlanan bir yazıda Mükerrem Hanım’ın şu ifadeleri dikkat çeker:
“İstediğimiz hakkımız şudur: biz kadınlara da Darülfünun’un kadın bölümleri açılmalıdır. Bu hakkımızın gasbedilmesinden dolayı milette, hükümette vicdanı titreyen, gelecek nesillerin lanetlerinden korkan bir fert yok mu? Rusya’da Müslüman kızları, kadınları darülfünunların bütün şubelerine girmişler, büyük muvaffakiyetler gösteriyorlar. Fark nedir? Onlar da Müslüman, biz de Müslüman. Onlar da insan, biz de. Yoksa eksiğimiz Osmanlı olmak mı? Hayır Osmanlı olmamız değil, sevgili hükümetimiz bu noktaları görmeyen düşünmeyenlerin elinde… Evet istiyoruz. Söylememiz ve istememiz kesinlikle engellenemez çünkü hakkımızdır, insanlık hakkımızdır.”Mükerrem Belkıs, “Millete ve Hükümete Bir Hitabe: Hak İsteriz”, Kadınlar Dünyası, 11 Temmuz 1913
Derginin imtiyaz sahibi Nuriye Ulviye Mevlan (Civelek) ise üniversitede eğitim görmeyi talep etmenin kadınların doğal hakları olarak görülmesi gerektiğini şöyle dile getirir:
“Bekleyecek zamanımız yoktur. Darülfünun’u istemek bizim hakk-ı insaniyemizdir. Bilmiyorum bunu istemekte ne fevkaladelik görülüyor? Asıl fevkaladelik hakkımızın verilmemesindedir” “Kadınların Tahsil-i âliye ihtiyacı”, Kadınlar Dünyası, 29 Ekim 1913
Bu kararlı taleplerin bir sonucu olarak, 7 Şubat 1914 tarihinde İstanbul Üniversitesinde kadınlara açık konferanslar düzenlenmiş, bu konferanslar yaklaşık 700 kişilik grupların katılımıyla ve büyük bir ilgiyle takip edilmiştir. Nihayet, aynı yılın 12 Eylül günü, bugünkü İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi binasının yerinde bulunan Zeynep Hanım Konağı’nda[1] İnas Darülfünunu (Kadın Üniversitesi) açılmıştır. Kadınlara edebiyat ve fen bilimleri alanlarında eğitim verilmeye başlanmış ve haftada dört gün, 14.00-16.15 saatleri arasında dersler düzenlenmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı’nda mağlup olduktan sonra, 13 Kasım 1918’de İstanbul, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilince hükümet 1 Nisan 1919 tarihinde İnas Darülfünunu’nun müdür ve öğretim kadrosunun maaşlarını kesme kararı alır. Dönemin eğitim bakanı Ali Kemal Bey, Darülfünun Müdürü Ahmet Naim Bey’e, kadın üniversitesinin kapatılacağını ve kadın öğrencilerin Darülfünun’nda (İstanbul Üniversitesi) erkek öğrencilerle birlikte eğitim göreceğini iletir. Ancak Darülfünun Müdürü, kadın ve erkek öğrencilerin aynı sınıflarda eğitim almasına karşı çıkmış ve kadın ve erkek öğrenciler için sabah ve öğleden sonra ayrı ayrı uygulanacak iki farklı program düzenlemiştir.
Şekil 1: Zeynep Hanım Konağı
Şekil 2: Darülfünun Kimya Bölümü Karma Eğitimde (1921-22 ?)
Bu kararlar, dönemin toplumsal yapısı ve eğitim anlayışında önemli tartışmalara yol açar. Dönemin akademisyen ve yazarları karma eğitim konusunu tartışmaya başlar. Özellikle Darülfünun’un (İstanbul Üniversitesi) Müdürü Ahmet Naim Beykarma eğitime karşı çıkan en ciddi karşıt görüşlü akademisyenlerden biri olunca Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) Ali Kemal Bey, kendisini başka bir göreve atamak zorunda kalır (1919-1920). Darülfünun Senatosu önce Edebiyat, Fen ve Hukuk Fakülteleri için karma eğitim kararı alır; daha sonra, 1921 – 1922 öğretim yılında da resmen karma eğitime geçilir.
Osmanlı Dönemi’nde kadınların eğitim hakkı için verilen mücadele, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atan reformlar için bir ön hazırlık niteliğindedir. Cumhuriyet Dönemi’nde, bu çabalar laik ve eşitlikçi bir eğitim sistemiyle taçlanmış, kadınların sosyal hayatta hak ettikleri yere ulaşmalarının yolu açılmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde yapılan en önemli eğitim reformu olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu (1924) ile eğitimde birlik sağlanarak dinî ve modern eğitim kurumları birleştirilmiş, bu sayede kız ve erkek çocuklar aynı okullarda eşit eğitim alma hakkı kazanmıştır. Kadınların eğitim mücadelesi, toplumsal dönüşümün en parlak halkalarından biri olarak tarihteki yerini almıştır.
Kadınların bundan 114 yıl önce, bir aile konağının beyaz odalarında, beyaz kıyafetler içinde başlattıkları eğitim ve kamusal alanda var olma taleplerinin mücadelesi, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde doğan her kız çocuğunun doğal bir hakkı olarak kabul edilir. Ne var ki, bu hakların hangi özverilerle kazanıldığını unutmamak önemlidir. Bu çabaların hatırası, yalnızca geçmişin bir anısı değil, geleceğe yön veren bir meşale olarak değerlendirilmeli. Bu nedenle, o günlerin cesaret ve kararlılığını anımsamak ve yeni nesillere aktarmak, bu mirası yaşatmak isteyen herkesin sorumluluğundadır.
BETÜL ÖZBAY
[1] Hayırsever Zeynep (Kamil) Hanım 1903’te konağını yetimhane olması için bağışlar, bina 1909’da Darülfünun’a (İstanbul Üniversitesi) tahsis edilmiştir.