Tam 10 sene oldu yola çıkalı. İşimi, gücümü, geçmiş yaşantımı, yaşadığım yeri tamamen bıraktım. Neden? Bilge olabilmek için.  Erken yaşlarımdan beri bilgelere hayranımdır. Onların sözlerine, yaşam tarzlarının basitliğine ama doluluğuna, bilgiyi içselleştirmelerine, anlayışlarına, olaylara bakışlarına, kısaca her şeylerine…Deli gibi kitap okudum, onları anlayabilmek adına çünkü bilge olabilmenin bu şekilde olabileceğini sanıyordum.

Benim maceram Buda’nın yakınlardaki bir köye gelmesiyle başladı. Heyecanla eşeğime atladım ve hemen yola çıktım. Hayatımda ilk kez bir bilgeyle tanışacaktım. Buda’ya ne kadar hevesli olduğumu, onun gibi olabilmek için ne kadar uğraştığımı anlatacaktım. Eminim beni çok beğenecekti. Hatta öğrencisi olarak yanına alabileceği hakkında hayaller kurmaya başladım. Olur ya belki de çırağı olurum ve bana bilgeliği Buda öğretir, diye düşünüyordum.

Beklediğim kadar hızlı olmadı Buda’yla görüşebilmek. Çevre köylerden de gelen yüzlerce kişilik bir kuyruğa girmek zorunda kaldım. Herkesin bir derdi, sorunu vardı ve Buda’dan akıl ya da yardım istiyorlardı. Tam 4 gün kapısının önünde oturdum, yattım ve sıranın bana gelmesini bekledim. Nihayet yanına girebildim. Kendisine, bir Bilge olarak yaşamayı ne kadar çok istediğimi, çabaladığımı ve bunu bana da öğretmesini istediğimi anlattım. Eğer beni öğrencisi olarak kabul ederse ne gerekiyorsa yapacağımı ve çok çalışacağımı da ekledim. İnanılmaz heyecanlıydım. Buda sevgiyle gülümsedi, kafamı okşadı ancak söyledikleri dolayısıyla ne kadar hayal kırıklığı yaşadığımı dün gibi hatırlıyorum. Beni yanına almayacağını anlattı çünkü amacı aydınlanmak olan bir kişi için herhangi bir eğitimi olmadığını, bunun için ihtiyacım olanın “yola çıkmak” ve “Bilgelik Köyü” denen bir yere ulaşmak olduğundan bahsetti. Bu yolculuk yıllarca sürecekti. Üstelik yolun üstündeki her köyde en az bir ay yaşamak zorundaydım. Bilgelik Köyü insanları, sadece ve sadece bu yolculuğu eksiksiz olarak tamamlayan kişileri kabul ediyordu.

Başlangıçta yolun uzunluğu ve bilmediğim yerlerde en az bir ay yaşama fikri gözümü korkutmadı desem, yalan olur. Ama bilge olmaya kararlıydım. Çıkınımı hazırladım, ailemle vedalaştım ve yola çıktım.

Ulaştığım ilk yerin adı İyilik Köyü’ydü. Daha köyün girişinde beni sevgiyle karşılayarak “hoş geldin” dediler. Meğer çok uzun zamandır bu yoldan kimse geçmemiş. Hem benim hem de eşeğimin karnını doyurdular. Kalacak rahat bir yer verdiler. İçimden “iyi ki bu yola çıkmışım” diye geçirdim. Bu kadar harika ve iyi yürekli insanın bir arada olabileceği aklımdan geçmezdi. Köylüler, bütün gün sadece ve sadece iyilik için çalışıyorlardı. Tüm işleri ortaklaşa yapıyorlardı. Komşu köyler ihtiyaç duyduğunda yardıma gidiyorlardı. Boş vakitlerinde ormanda yaralı bir hayvan var mı diye kolaçan ediyorlardı. Kurt ya da kuş onlar için fark etmiyordu. Bu şefkatli, sevgi dolu insanların enerjisi beni de sardı. Hastalar için yemekler yapıyorduk, gerekirse civar köylere bile elimizle ulaştırıyorduk. Aynı onlar gibi iyiliksever bir insana dönüşmeye başladığımı hissettim. “Buda beni buralara boşuna yollamamış” dedim kendi kendime. Doğru yolda olduğuma emindim artık. Bir bilge elbette iyiliksever olmalıydı.

Tam bir ay yaşadım onlarla. Daha da kalmak isterdim ama yolum çok ama çok uzundu. Bu güzel insanlardan ayrıldığım için üzgün ama eskisinden çok daha hevesliydim. Kim bilir daha ne güzelliklerle karşılaşacaktım.

Gittiğim ikinci köyün adı Mükemmel Köy’dü. Çok şaşırdım ve elbette mutlu oldum “tabii ki sırada burası olmalıydı” dedim kendi kendime. Bir bilge elbette mükemmel olmayı öğrenmeliydi. Adı gibi Mükemmel Köy’de her şey, herkes neredeyse mükemmeldi. Burada tek kural; ne yaparsan yap her şeyi kusursuz ve hatasız yapacaktın. Bir şeyler yapmak zorundaydım çünkü param nerdeyse bitmek üzereydi. Burası maalesef İyilik Köyü değildi. Geldiğim yerde bir tahta kaşık ustasıydım. İşimde gayet iyiydim ve bir tahta oymacısının yanında çalışmaya başladım. Ancak yaptığım hiçbir şeyden memnun değildi. Kaşıklarımın kimini eğri buldu, kimi küçüktü, kimi büyüktü, kiminde minicik bir çizik vardı. Gel zaman git zaman yaptıklarımı ben de beğenemez oldum. Haklıydı adam çünkü yaptığımın işin çoğunda kusurlar vardı. Zamanla öyle bir mükemmeliyetçi oldum ki; dükkan sahibinin beğendiklerini bile beğenmez oldum. Eskiden günde 30 kaşık yapan ben günde ancak 1 kaşık üretebiliyordum ve dolayısıyla 1 kaşık parası kazanabiliyor, karnımı zar zor doyurabiliyordum. Hiç sevmemiştim bu köyü ama sonuçta sadece 30 gün kalacaktım. Sonuçta mükemmelin ne olduğunu da öğrenmiştim üstelik.

Zorunlu süre biter bitmez yoluma çıktım. Sıradaki köyün tabelasını gördüğümde gülme krizine girdim. Adı, Dedikodu Köyü’ydü. Buda’nın garip bir espri anlayışı olabileceğini düşündüm. Benim bu köyün insanlarından öğrenebileceğim ne olabilirdi ki? Orada hemen bir iş aramaya koyuldum. Artık kaşıkçılık yapamazdım, günde 1 kaşık yaparak karnımın doymayacağını öğrenmiştim. Bir nalbandın yanına çalışmaya başladım. Gerçekten de adı gibiydi Dedikodu Köyü. Ustam kalfam hakkında konuşuyor, kalfam ustayı konuşuyordu. Köşedeki ekmekçi, çiçekçiyi; çiçekçi ise kasap hakkında ileri geri laflar ediyordu. Yani sokakta, lokantada, kahvede her yerde herkes dedikodu yapıyordu. İşin enteresanı dedikodu dinlemek gerçekten eğlenceli bir şey olmaya başlamıştı. Hatta 1-2 malzeme bulup ben de bu sohbetlere katılmaya başlamıştım. Ta ki günün birinde ustamın karısı hakkında konuşurken arkamdan geldiğini fark etmeyip kafama odunu yiyene kadar. Meğer kural buymuş: fark ettirmeden yapacakmışsın. Allah’tan ertesi gün, son gündü. Geceyi bir ahırda saklanarak geçirdim ve gün ışımadan köyü terk ettim. Bütün gece bu köyde neden kalmak zorunda olduğumu anlamaya çalıştım. Buda beni buraya neden yollamıştı? Benim bilgelikle ilgili bu insanlardan öğrenebileceğim ne vardı ki? Bilgece nasıl dedikodu yapılır dersi miydi bu? Cevap bulamadığım gibi bir de kafama odun yemiştim. Buda’ya ve köylülere çok kızmıştım.

Sonraki Köy, Zorba Köyü’ydü. Hayatın ne kadar acımasız olabileceğini asıl orada öğrendim. Herkes zorbaydı. Başlangıçta hep ağlıyordum, sorguluyordum: bu insanlar neden böyle? Bana ya da birbirlerine bunları neden yapıyorlar? Sonra gözyaşlarımı ve sümüklerimi silerek ayağa kalkmaya karar verdim. Sonuçta burada en az 30 gün geçirecektim. Demek ki bilgelik sınavlarından birisi de zorbalığı öğrenebilmekti. Kim ne yaptıysa, en az onun yaptığı kadar karşılık verdim. Zamanla bana taş atana, kaya fırlattım. Hakaret edene, küfrettim. Ve biliyor musunuz, bu köy benim yolculuğum boyunca en uzun süreyle yaşadığım yerdi. Tam 60 gün kaldım. Neden mi? O an için kendimi çok güçlü hissediyordum. Hatta daha da uzun kalabilirdim. Ta ki benim attığım bir yumruk sonrasında, birisi ağzımı burnumu dağıtıncaya kadar.

Bugüne kadar bunlar gibi pek çok köy gezdim. Empati Köyü, Spiritüel Köy, Entelektüel Köy, Entrika Köyü, Çalışkanlar Köyü, Tembeller Köyü, Yalancılar Köyü, nicesi… Bunların hepsinde en az 30 gün yaşadım. Biliyor musunuz? Dün tamamen pes etmiştim. Bıkmıştım artık başıma gelenlerden. Bilgelik Yolu diye çıktığım yolda bilgeliğe dair hiçbir şey öğrenmemiştim. Hatta bu yola çıkmadan önce bilgeliğe çok daha yakındım. Peki ben ne öğrendim, diye düşündüm? Dedikoduyu, yalancılığı öğrenmenin neresindeydi aydınlanma. Kendimden nefret eder hale gelmiştim. Derken yaslandığım kuru ağacın gövdesine kazınmış yazıları fark ettim. Onları okuduğumdaki şaşkınlığımı size anlatamam. Sanırım geçmişte, eski yolcular bırakmıştı bu notları arkalarından gelip benim gibi pes etmek üzere olanlara. Peki, neler mi vardı bu notlarda?

“Tanrım, kendimi meğer hiç tanımıyormuşum!”

“En çok zaman geçirdiğin 5 kişinin ortalamasısın, derlerdi ve ben inanmazdım.”

“Asla yapmam dediğim, neleri yaptım!”

“Kendi geçmişime baktığında, yaptıklarıyla ilgili olarak hala yargıladığım birileri var mı?”

“Olumlu ya da olumsuz insana ait olan hangi duygu, davranış ya da düşünceden muafım?”

Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum (Mevlana).

 

Meğer bu yolculuk, benim kendimi tanıma yolculuğummuş. Artık kalkmam lazım. Kalan daha upuzun bir yolum var. Ancak yola çıkan olur ve bu ağaca rastlarsa, diye bir not da ben bırakıyorum:

 

“Yaşamda rastladığım herkes benim aynadaki yansımamdır.”

Betül Varol

 

 

 

 

 

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/yolcu/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/yolcu/" data-text="Yolcu" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/yolcu/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><img decoding="async" class=" wp-image-4669 alignleft" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2018/11/IMG_1734-1-e1541663085321-225x300.jpeg" alt="" width="117" height="156" srcset="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2018/11/IMG_1734-1-e1541663085321-225x300.jpeg 225w, https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2018/11/IMG_1734-1-e1541663085321.jpeg 480w" sizes="(max-width: 117px) 100vw, 117px" /></p> <p>1971’de Eskişehir’de dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini memleketin değişik köşelerinde; yüksek öğrenimini ise İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde tamamladı. Çeşitli şirketlerin insan kaynakları departmanlarında çalıştı ve gene insan kaynakları alanında serbest denetçi ve danışman olarak görev aldı.</p> <p>Kendi yolunda ilerlerken en büyük tutkusunun, özellikle gençlere yollarını ararken rehberlik etmek olduğunu keşfetti ve koçluk eğitimleri aldı. Bir koç ve eğitim danışmanı olarak çalışmalarını sürdürürken NLP eğitimi alarak yetkinliğini geliştirmek için geldiği Kuraldışı’nda, önce “BEN” olunması gerektiğini fark etti. Tüm, Yaşam Okulu ve Kinesiyoloji eğitimlerini tamamladı.</p> <p>Eğitime olan tutkusunu, Yaşam Okulu’na duyduğu aşkla birleştirerek Kuraldışı Akademi’nin eğitimci eğitimi programına dahil oldu. Ardından Üsküdar Üniversitesi Uygulamalı Psikoloji Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamlayarak Psikoloji Bilim Uzmanı ünvanı almaya hak kazandı. Şarkı söylemenin yanı sıra şarkı sözü ve beste yapmakta ayrıca Kuraldışı Dergi için yazılar yazmaktadır.</p> <p>Aldığı diğer eğitimler: ICF Onaylı Koçluk Eğitimleri (Sola Unitas), Eğiticinin Eğitimi (Anadolu Üniversitesi), Etkili İnsanın Yedi Alışkanlığı (İDEA), Değişim Yönetimi (İDEA), Zaman Yönetimi (İDEA), REIKI (Third Eye, DUBAI), Mindfulness for Coaching Certification Program ve mesleki eğitimler.</p> <p>&nbsp;</p> <p>&nbsp;</p> <span class="et_social_bottom_trigger"></span>
Share This