Çocukluk dönemi, Özsaygının (self-esteem) yani değerlilik ve yeterlilik duygusunun temelinin atıldığı ve en hızlı geliştiği dönemdir. Daha ileri yaşlarda bunları kişinin kendi çabasıyla kazanması ve kalıcı kılması daha zordur. Yabancı bir dili çocuklukta öğrenmekle sonradan öğrenmek arasındaki fark gibidir. Yetişkinlerin özel, iş ve sosyal ilişkilerinde yaşadıkları sorunların temelinde Özsaygı düşüklüğü sorunu vardır.

İnsan denilen varlığın temelini (Özsaygısını) oluşturan yapıtaşları, özsevgi, özdeğer, özsaygı, özfarkındalık, özönem ve özgüvendir. Özsaygı ne kadar güçlüyse, kişi o kadar birey olarak dimdik ayakta durabilir. Hayatın fırtınalarına ve zelzelelerine dayanıklı olur. Temel taşları sağlam değilse, en ufak bir zorlamada kişinin yapısında çatlaklar oluşur, hatta binası çöker. Çatlakların üzerini bazen sıvayla örtmeye çalışsak bile, bir süre sonra yine ortaya çıkar.

Ebeveyn olarak rolümüzde başarılı olmak için çocuğumuzun Özsaygısını nasıl geliştireceğimizi, ona büyüdüğünde kendi ayakları üzerinde durabilmeyi, kendisiyle ilgili pozitif bakış açısı kazanmayı nasıl öğreteceğimizi bilmek zorundayız.

Onu balıkla beslemek yerine hayat boyu kendisini besleyebilmesi için balık tutma becerisini ve gücünü kazandırmak, en önemli görevimiz ve sorumluluğumuzdur.

Çocuğumuzun Özsaygısını geliştirmenin dışında ebeveyn olarak yaptığımız şeyler, gerçek anlamda hiç de önemli değildir. Tüm diğer konular, üzerinde pek de üzülmeye değmeyecek  ayrıntılardır. Ama Özsaygısı yeterince gelişmemiş çocuk bizi üzecek konu yaratmada çok usta olur.

Çocuklarımızın Özsaygısını geliştirebilmek için öncelikle kendi Özsaygımızın gelişkin olması gerekir. Bizde olmayan şeyi onlara veremeyiz.

Kitapta bu konunun altını çizmeye özen gösterdim. Daha etkin bir birey, daha sağlıklı bir eş ve daha gelişkin bir ebeveyn olabilmek için, önce “ben” olmayı öğrenmemiz  “kaliteli yaşam”ın olmazsa olmazıdır.

Özsaygı hayat başarısının temel öğesidir. Özsaygımız yüksekse yaşamımızın kontrolünün bizde olduğunu hissederiz. Yaratıcı ve üretken oluruz. Özsaygımız düşükse şüphe, korku ve savunmalarımız bizi tutsak kılar.

Yüksek Özsaygıya sahip birini tanımak kolaydır.

O sevecendir ama hayır demesini bilir.

Çalışkandır ama dinlenmesini bilir. Üretkendir ama eğlenmesini bilir.

Hayatı dengelidir ama spontandır.

Kararlıdır ama esnektir.

Ne kendisinin sömürülmesine izin verir ne başkalarını sömürür.

Bütüne ait olduğunu bilir ama bireyselliğinin bilincindedir.

Güçlüdür ama alçakgönüllüdür.

Hayatı sever, hayat da onu sever.

Hepimizin gerçek isteği böyle bir insan olmak değil mi?

Özsaygı bir şans işi değil, emek, çaba ve farkındalıkla her insanın özünde var olan potansiyelin ortaya çıkmasıyla ulaşılan bir bilinç boyutudur.

Kaliteli bir yaşam, zihin, beden ve duyguların dengeli iletişim içinde olduğu deneyimlerle oluşan bir yaşamdır. Deneyimler ya yaratıcıdır ya tüketicidir.

Yaratıcı deneyimler yüksek Özsaygıyı beslerken, tüketici deneyimler düşük Özsaygının garantisidir. Yüksek Özsaygıya sahip kişi yaşamını yönlendiren kaptandır. Bu kişi kendisini genellikle iyi hisseder. Düşük Özsaygılı kişi “masum” bir kurbandır. Hiç seçimi olmadığını düşünür. Her kurban gibi kendisini kötü hisseder.

Sizin deneyiminiz genellikle hangisi? Kendinizi genellikle nasıl hissediyorsunuz?

Share This