İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Bu nice okumaktır
Yüzyıllar önce söylenmiş dört satır.
Fakat bugün sosyal medyaya bakınca insanın aklına şu soru geliyor:
Bu kadar okuyan, bu kadar anlatan, bu kadar öğreten insanın arasında kendini gerçekten bilen kaç kişi var?
Eski bir tapınağın girişinde “Kendini Bil” yazıyordu.
Bugün ise ekranlarımızın girişinde başka bir cümle var gibi görünüyor:
“Beni takip et.”
Belki de çağımızın en büyük çelişkisi burada yatıyor.
Kendini tanımadan görünür olmak isteyen insanlar…
Kendini anlamadan başkalarını anlamaya çalışan insanlar…
Kendine rehberlik edemeden başkalarına rehberlik etmeye çalışan insanlar…
Ve garip olan şu:
Bunu yadırgamıyoruz. Tam tersine ödüllendiriyoruz.
Rehberlerin Çoğaldığı, Yönün Kaybolduğu Çağ
Tarih boyunca insanlar rehber aradı.
Bunda yanlış olan hiçbir şey yok.
İnsan bazen bir öğretmene ihtiyaç duyar, bazen bir dosta, bazen bir ustaya.
Bazen de yalnızca kendisinden önce aynı yoldan geçmiş birine.
Fakat bugün farklı bir durumla karşı karşıyayız.
Rehber sayısı arttıkça yön duygusu azalıyor.
Danışmanlar çoğalıyor, koçlar çoğalıyor, mentorlar çoğalıyor, uzmanlar çoğalıyor.
Ama insanların kaygıları azalmak yerine artıyor.
Neden? Belki de ilk kez şu soruyu sormamız gerekiyor: Rehberlik eden insanlar gerçekten ne kadar rehberlik edilmiş insanlar?
Kendini Tanımayan İnsan
İnsan kendisini tanımadan yaşayabilir ama bedelini öder.
Korkularını karakter sanır.
Alışkanlıklarını kader sanır.
Öfkesini haklılık sanır.
İnatçılığını prensip sanır.
Kontrol ihtiyacını sevgi sanır.
Bağımlılıklarını özgürlük sanır.
En kötüsü de: kendi yaralarını kişiliği sanır.
Oysa insanın büyük kısmı doğuştan getirdiği şeylerden değil, farkına varmadığı şeylerden oluşur. Kendini tanımayan insanın hayatı çoğu zaman otomatik pilottadır.
Ve otomatik pilotta yaşayan bir insanın başkalarına yön göstermesi ciddi bir çelişkidir.
Bilgi Çağının Büyük Yanılgısı
Bugün bilgiye ulaşmak tarihte hiç olmadığı kadar kolay. Birkaç dakika içinde yüzlerce makale okuyabiliyoruz. Binlerce video izleyebiliyoruz. Sertifikalar alabiliyoruz. Kurslar bitirebiliyoruz.
Ama bilgi ile bilgelik aynı şey değildir.
Bilgi dünyayı anlatır.
Bilgelik insanı.
Bugün birçok insan dünyayı tanıyor ama kendisini tanımıyor.
İşte bu yüzden diploması olan ama hayatı çözülememiş insanlar görüyoruz.
İşte bu yüzden çok konuşan ama az anlayan insanlar görüyoruz.
İşte bu yüzden başkalarına yön vermeye çalışan ama kendi yönünü kaybetmiş insanlar görüyoruz.
İnsan Nedir?
Belki de bütün sorun burada başlıyor. İnsanı anlamadan insana rehberlik etmeye çalışıyoruz.
Oysa insan tek parçadan oluşmaz.
İnsan yalnızca düşünce değildir.
Yalnızca duygu değildir.
Yalnızca beden değildir.
Yalnızca ruh da değildir.
İnsan bunların toplamından daha fazlasıdır.
Bedeni anlamadan insanı anlayamazsın.
Duygularını anlamadan davranışlarını anlayamazsın.
Düşünce sistemini anlamadan seçimlerini anlayamazsın.
Anlam arayışını anlamadan hayatını anlayamazsın.
Bu yüzden gerçek rehberlik önce insanı tanımakla başlar.
Yaşam Koçluğu Tartışmasının Ötesinde
Bu yazı yaşam koçlarını eleştirmek için yazılmadı.
Çünkü sorun yalnızca yaşam koçluğu değil.
Sorun çok daha büyük.
Sorun; kendini tanımayan insanların rehberlik pozisyonlarına yükselmesi.
Bu bazen bir koç olur.
Bazen bir yönetici.
Bazen bir siyasetçi.
Bazen bir öğretmen.
Bazen bir kanaat önderi.
Bazen de milyonlarca takipçisi olan bir fenomen.
Ünvan değişir.
Sorun değişmez.
Kendini tanımayan insan güç kazandığında, kendi kör noktalarını başkalarına dayatmaya başlar.
Yeni Bir Rehberlik Mümkün mü?
Bence evet.
Ama bunun başlangıç noktası sertifika değildir.
Teknik değildir.
Pazarlama değildir.
Takipçi sayısı değildir.
Başlangıç noktası aynadır.
İnsan önce kendisine bakabilmelidir.
Neden korktuğunu bilmelidir.
Neden öfkelendiğini bilmelidir.
Neden kıskandığını bilmelidir.
Neden sevdiğini bilmelidir.
Neden kaçtığını bilmelidir.
Kendi iç dünyasına yabancı olan biri, başkasının iç dünyasına ancak tahminlerle yaklaşabilir.
Gerçek rehberlik ise tahmin değil, farkındalık ister.
Son Söz
Belki de çağımızın en büyük ihtiyacı yeni koçlar, yeni mentorlar ya da yeni uzmanlar değildir.
Belki ihtiyacımız olan şey daha fazla kendini bilen insandır.
Çünkü kendini bilen insanın rehberliği sessizdir.
Kendini bilen insanın etkisi gösterişsizdir.
Kendini bilen insanın bilgeliği sloganlara ihtiyaç duymaz.
Ve belki binlerce yıl öncesinden gelen o iki çağrı hâlâ aynı şeyi söylüyordur:
“Kendini Bil.”
Çünkü insan kendini bilmiyorsa;
okudukları çoğalabilir,
sertifikaları çoğalabilir,
takipçileri çoğalabilir,
ünvanları çoğalabilir.
Ama rehberliği derinleşmez.
Sezai Şahinbey











































