Herkes kendini bir kişi olarak görür. Bir kişi olmak, kişilik dediğimiz şeyin temelidir ve kişilik, insanın hayat hikâyesiyle örülüdür. Hikâyeler, doğaları gereği sabit değildir, sapakları, sürprizleri vardır. Geçicidirler, yani o an için yeterli olmakla birlikte değişime tabidirler.

Sabit bir insan olmayı sağlayan, fırtınadan etkilenmez bir deniz fenerine benzeyen bu düzenek hayli normal görünse de yapısında bir çelişki barındırır. Kişi fırtınadan etkilenmez değildir. Kimliğiniz hiç fark ettirmeden hikâyenizin ilerleyişine göre adaptasyon geliştirir. Deniz feneri gibi olma hissi aldatıcıdır. Kimliğiniz kesinlikle kalıcı değildir; geçicidir. Sabit, güvenilir, tutarlı bir şekilde kendiniz olma illüzyonunu korursunuz. Peki, ne için? Alabora olma tehlikesinden kaçınmak için. Geçicilik fikrine dayanmaktansa kalıcılık illüzyonunu yeğlersiniz -kimse çıkacak bir sonraki rüzgârda sokakta oradan oraya savrulacak bir gazete olmak istemez.

Ne var ki bunlar hayali tehlikelerdir. Geçiciliğiniz doğuştandır; nasıl adapte olup değişeceğinizi öğrenmek ise size büyük bir güç vermiştir. Sarsılmaz bir kaya gibi olmanın kişiyi kazalar, doğal afetler, hastalık, başarısızlık, kayıp, yazgı değişikliği ya da başka türlü acılardan koruyacağı inancı bir fantezidir. Konu kötü şeylerden nasıl korunulacağı değil, onlara nasıl adapte olunacağı, talihsizliklerin altından nasıl kalkılacağıdır. Hakikatle uzlaşmak o kadar zordur ki çoğu insan bunu yapmaz -kötü şeylerin kendilerine değil, başkalarına olmasını umarlar. En derin korkularını gerilere iterler. Bir insan olarak sert hakikatlerden etkilenmeyen sabit benlikleriyle özdeşleşmeyi sürdürebileceklerine dair illüzyona tutunurlar.

Benlik algımızı inşa etmekte kullandığımız zihinsel savunmalar, başka alternatif olmasaydı mantıklı olurdu ama başka bir alternatif var. Sabah uyanınca kimliğinizle -benliğinizin geçici, değişen tarafıyla, onun hikâyeleri, çarpık algıları, kafa karıştıran deneyimleriyle, doğum ve ölümle- özdeşleşmeyi bırakmak. Tüm kimlik sorunları, bir kişi olma illüzyonundan kaynaklanır. Doğanızın hakikatine göreyse kişi sadece bir fenomen, doğası geçici olan bir deneyimdir. Dünya bitimsiz bir fenomenler geçididir ve siz bunlarla otomatikman özdeşleşmezsiniz. Bir bulut, bir okul servisi, kaldırımda bekleyen yayalar, haberlerde verilen hikâyeler, haritada yerini bile bilmediğiniz bir ülkede meydana gelmiş bir ayaklanma daha -bunların hiçbiri sizi bir kişi olarak etkilemez.

Farkı yaratan sizin neyle özdeşleştiğinizdir. Sizin özdeşleştiğiniz şeyler hafızada karmik izlenimler bırakır. Korkuyu ele alalım. Korku filmine giderseniz korku eğlenceli olur. Kâbus görürseniz, korku uyandığınızda yok olan bir his olur. Soğuk algınlığı belirtilerinizin COVID’e ya da daha kötüsüne işaret ettiğine dair korku ise çok farklıdır. Sizi avucuna alan korkular özdeşleştiklerinizdir. (Bir arkadaşımın annesi gördüğü her uçak kazası haberinde arkadaşımı arıyordu. Onun uçakta olmadığından emin olmak için. Bu anne, bu korkuyla özdeşleşmişti.)

Tek çözüm, kişiyi otomatik bir şekilde yaratan makineden kurtulmaktır. Bunu yaparsanız korku da kalmaz, ayrılık da doğum da ölüm de. Tüm bunlar özdeşleşmek zorunda olmadığınız fenomenlerdir.

Saf farkındalık, fenomenlerden bağımsızdır. Tıpkı okyanus yatağının yüzeydeki dalgalardan bağımsız olması gibi. Bir deneyim dolayısıyla rahatsız olduğunuz ya da sıkıntı duyduğunuz her durumda kendinize hatırlatın: “Ben farkındalığım ve bu sadece benim içimden geçip giden bir olay.” Sakin, sessiz bir tefekkür anında çevrenize bakın ve kendinize şöyle deyin: “Ben şu an, burada farkındayım. Gördüğüm her şey gelip geçen manzaralar.”

Kendinizi bir kişi olarak görmek derinlerinize işlemiş bir alışkanlıktır. Saf farkındalık ise sınırsız bir özgürlük vizyonu sunar. O noktaya gelmek bir süreçtir ama uyanışın her adımıyla oraya biraz daha yaklaşırsınız.

Kendi Bilgeliğinizi Bulun

HEMEN ÖZGÜRLÜK

Kendinizi ne tür bir düğümün içine sokmuş olursanız olun, farkındalığınız sınırsız özgürlükten hoşlanır. Buradaki sınırsız, “süreğen, kalıcı, daimî, sonsuz ve koşulsuz” anlamındadır. Saf farkındalığın koşulsuz özgürlüğe ulaşmak için hiçbir şey yapması gerekmez -doğası gereği zaten özgürdür. Bu da bizim normal olarak aldığımız farkındalık halinin aslında anormal olduğunu gösterir. Kendinizi bir kişi olarak gördüğünüz takdirde, bilinçli olarak böyle bir karar vermemiş olsanız da anormal bir hale adapte olmuşsunuzdur.

Geçici benliğinizin -ona ister kişi ister ego deyin ister kişilik ister sadece “ben”- farkındalığınızı bu şekilde sınırlamaya hakkı yoktur. Siz görünmez bir yük olarak her yere taşıdığınız bu kişiyi inşa etmek için büyük zaman ve emek harcadınız; fakat şunu unutmayın ki bir yükü taşımak için ne kadar çaba gerekirse gereksin, bırakmak için neredeyse hiç çaba gerekmez.

Şimdi sizi özgürleştirecek bir egzersiz vereceğim.

EGZERSİZ

Sessizce oturup zihninize odaklanın. Bir sonraki düşüncenizin ne olacağı hakkında hiçbir fikriniz yok. Çok önemli de olabilir önemsiz de. Çok farklı da olabilir rutin düşüncelerinizin bir tekrarı da. Yani zihninizle sabit, güvenilir bir ilişkiniz yoktur. Ona yönelik -olumlu ya da olumsuz- bir tutuma sahip olmakta özgürsünüzdür. Rahatlıkla “Ben düşüncelerim değilim” diyebilirsiniz.

Şimdi zamana odaklanın. Geleceğin ne getireceğini bilmiyorsunuz. İşler ters de gidebilir, yolunda da gidebilir. Öngörülebilir olaylar öngörülemez olanlara karışacaktır. Yani gelecekle sabit, güvenilir bir ilişkiniz yoktur. Rahatlıkla “Ben geleceğim değilim” diyebilirsiniz.

Son olarak, karmayı düşünün. Karma, durup dururken, sebepsiz meydana gelmiş gibi görünen olaylar örüntüsüdür. Karma “Neden ben?” dememize neden olur. Bu soru kötü talih için olduğu kadar iyi talih için de geçerlidir. Karma üzerinde kontrolünüz yoktur, dolayısıyla dışsal olaylarla sabit, güvenilir bir ilişkiniz yoktur. Dışarıya yönelik -olumlu ya da olumsuz- bir tutuma sahip olmakta özgürsünüzdür. Rahatlıkla “Ben çevremde olanlar değilim” diyebilirsiniz.

Bu egzersizi açıklamam biraz uzun sürdü ama kısaca söylemek gerekirse sonunda şu basit neticeye ulaşıyoruz: “Ben düşüncelerim değilim. Ben geleceğim değilim. Ben çevremde olanlar değilim.” Bunlar sizi kişi olmanın hapsinden kurtarır. Saf farkındalık olanı ortaya koymaktır, fazlasını değil.

Share This