Amerika’nın Şükran Günü münasebeti ile dört gündür tatildeyim. Oh ne güzel dinlendim, gezdim, yedim, içtim! Pazartesi sabahı itibarı ile tekrar iş başı. İşimiz yoga işi. Dersimiz yogaya giriş. Saatler sabah 6:15’i gösterirken bir grup yeni öğrenci ile karşı karşıyayız. Yılın son kursu. Dört hafta boyunca her sabah beraber çalışacağız. Bundan sonraki kurs kısmetse İstanbul’da!

Tatil sonrasında işime yeni bir hevesle sarılıyorum. İşimi çok seviyorum. Allahım, şükürler olsun ki işimi çok seviyorum! Yoksa nasıl uyanırdım her sabah beşte?

Sigara tiryakileri üzerinde bir araştırma yapmış psiklologlar ve şöyle bir sonuca varmışlar: İnsanı belli bir davranışa (alışkanlığa) sürükleyen bir numaralı sebep o davranıştan alınan keyif imiş. Keyif, korkuyu un ufak eden bir his imiş. Sigara tiryakileri akciğer kanserinden, kalp krizinden, felç geçirmekten çok korkuyor ama çok azı bu korkudan dolayı sigarayı bırakıyor. Sigaranın keyfi, kanser korkusunu iptal ediyor. Sigaranın yerine en az onun kadar keyif veren bir şey koymak gerekiyor.

Aynı şey yoga için de geçerli. İlk heves geçtikten sonra devam eden öğrenciler, yoga yapmaktan keyif alanlar. Ancak onlar düzenli, disiplinli bir şekilde çalışmaya, derslere gelmeye devam ediyorlar. Daha sağlıklı, daha sakin, daha esnek veya güçlü olmak amacı ile başlayıp, yogayı acı reçete gibi sürdürenler birinci ayın sonunda sapır sapır dökülüyor. Amaçsız gelip, sırf keyif aldıkları ve merak ettikleri için bir bakalım diyenler ise, devam ediyorlar.

Tam zamanlı yoga hocası olarak çalışmaya başladığımdan beri aylık sabah kursları düzenliyorum. Sınırlı sayıda öğrenci ile başı sonu belli bir seriyi çalışıyoruz. Geçen yaz bir değişiklik yaptık, sabah kursunu herkese açık tuttuk. Yani bir grup öğrenci var, diyelim beş kişi, bunlar haftada beş defa geliyor, belli bir seriyi öğreniyorlar. O günlerin birinde başka bir öğrencinin de yolu düşmüş ise stüdyoya, o da giriyor derse. İngilizcede drop in diyorlar. Derse damlıyorlar yani.

2010 yılının en fena kararı buymuş meğerse. Ne çektim, ne çektim o derse kafalarına göre damlayıverenlerden. İlk önce isimlerini, yoga geçmişlerini, sakatlıklarını ve neden benim dersime geldiklerini soruyorum. Çoğu, saati uyduğu için gelmiş oluyor. Dersin başlangıç değil, orta seviye olduğunu hatırlatıyor, belli bir miktar yoga bildiklerini varsaydığımı belirtiyorum. Kem küm mahiyetinde başlar sallanıyor ve başlıyoruz. Ben tabii ki dikkatimin ve enerjimin çoğunu düzenli gelen kurs öğrencilerime yönlendiriyor ve damlaları göz ucuyla takip ediyorum. Bazıları hemen bakarak hemen kapıyorlar, bazılarının dünyadan haberi yok. Bir tanesi koca cepleri anahtar, bozuk para, cüzdan, şeker, ciklet dolu safari şortu, çorapları ve kasketi ile derse başladı. Biraz sıkıştırınca yogaya o gün, benim dersimde başlamış olduğu ortaya çıktı.

O zaman diyorum ki onlara, “Bir daha gelirseniz bu orta seviye dersine, sizi içeri almayacağım. Başlangıç derslerime gelmeniz lazım. Saati uymuyorsa, başka bir hocanın başlangıç derslerine gitmeniz lazım.” Alfabeyi öğrenmeden roman okuyamazsınız.

Herkes yoga yapabilir, doğru. Nefes alıp veriyorsanız yoga da yapabilirsiniz. Nefes alıp veriyorsanız flüt de çalabilirsiniz. Müzik kulağınız varsa çabuk öğrenirsiniz belki ama notaları, sesleri tanımadan, tekrar tekrar parmakları notalar üzerinde gezdirmeden dokuzuncu senfoniyi ilk üfleyişte çalamazsınız. Yoga da böyle.

Yine geçen yazın “damlayan” anılarından… Bir başka öğrenci sabah dersime damladı. Etrafındakilere baka baka bir şeyler kaptı, kazasız belasız bitirdi dersi. On beş gün boyunca ortadan kayboldu. On beşinci gün yeniden damladı. Ona da söylevimi çektim: Dedim bu kursun öğrencileri belli bir akışı yapıyorlar. Ya onlarla akmak için düzenli -haftada en az iki- gelirsin ya da seni başlangıç derslerine alalım.

Amerikalılar azarlanmaya hiç gelemiyorlar. O kadar alışkın değiller ki, bozulmuyorlar, şaşalıyorlar benim bu söylevlerime. Yogaya aynı, dil öğrenirkenki gibi ilk sınıftan başlanması gerektiğini söyleye söyleye dilimde tüy bitti. Kim gider de tek kelimesini bilmediği İspanyolcayı orta seviye bir kurstan öğrenmeye niyet eder? Kim çocuğunu okula dördüncü sınıftan başlatır? Doğru düzgün bir temeli olmazsa insan hangi bilgiyi sindirebilir? Yogada bir de cehaletten ve kendini bilmezlikten kaynaklanan sakatlanma ihtimali var. Ondan sonra hoca olarak ayıkla pirincin taşını.

Yaz sonunda stüdyo ile anlaşma yaptım. Benim derslerime baştan kaydolan kaydolacak, sonrasında damdan düşer gibi derse gelmek yok. Finansal olarak belki zorlayacak beni ama işimi sevmeye devam etmemi de mümkün kılacak. Ayrıca günbegün popülerleşen yoga hakkında pek çok yanlış bilgi geziniyor ortalıkta. Yazılarımda ara sıra bu yanlışları düzeltmeye de çalışacağım. Ne kadar sportif, esnek, güçlü, yetenekli olursanız olun fark etmez, yogaya sıfırdan başlamak lazım. Ve hatta yoga hocası, ustası olsak bile yogaya sıfırdan başlamak lazım.

Merakla, hevesle, amaçsız ve açık bir kafa ile….

Ayn Rand’ın en sevdiğim karakteri Francisco D’Anconia’nın bir sözüne ben de katılıyorum:

İnsanın işini iyi yapmasından daha büyük bir keyif yok hayatta!