Ekim 2010

Uzun zamandır akışta değilim.

Gerçi ara sıra akışta olduğumu hissettiğim zamanlar da olmasa, akışta olmak ne demek onu bile bilmiyor olacağım.

Onun yerine alışkanlık denizi içinde bir ağacın köküne takılmış, çürümeyi bekleyen,çırpınmayan, balık hafızası misali uyuşmuş bir canlı gibiyim.

Hatta o haldeyim ki ben neyim, kimim, olduğum ne, onları bile bilmiyorum.

Tek yaptığım elimin ulaşabildiğini düşündüğüm yerlere doğru atılmak ve oralardan bilgi toplamak.

Eh en azından bunu yapayım değil mi?

Zaten bu hikâye de bununla başlıyor.

Beslenmek;

Açlık iyi ki var. Beslenme içgüdüm olmasaydı yaşama içgüdüm beni idare edemez, ben diğer diyarları keşfe çıkardım.

Beslenmek derken sadece karnımı doyurmaktan bahsetmiyorum. O işin fiziksel kısmı. Zihnimi doyurmaktan, duygularımı harekete geçirmekten, ruhumu okşamaktan bahsediyorum.

Farkında olmadan bastırmadığım ya da bastıramadığım tek şey beslenme içgüdüm olmuş.

Ah sen iyi ki varsın AÇLIK. Seni şükranla kucaklıyorum.

Ne zaman, nerede bu seçimi yaptım önemli mi? Yaptım işte.

Ben o dala takılı kalmayı seçtim.

Bazen açlığım o boyutlara geldi ki, dalı kırmaya çok yakınlaştım.

Tutunduğum dalları iyi seçerim ama ben. Kırılmadı.

Kendi görkemimin, gücümün farkında bile değildim ayrıca.

Ağzıma ne tıkıldıysa açtım zaten.

Şimdi her şey değişiyor.

Merakla bilgi toplamanın asıl şimdi keyfine varıyorum.

Pazıl parçaları yerine oturdukça, büyük resmi görmeye başladım.

Çok güzelmiş, keyifli de. Dolu dolu ve tammış.

Gerisi tokken görmediğimiz güzelim yemekleri çöpe atmamıza benziyor.

Tutkum;

Ben zannediyordum ki benim tutkum şu; Kendimi ifade ederek kendi kalbime dokunmak ve diğer insanların kalbine dokunmak.

Oooo, ne güzeldi buna uygun yaşamak. Fakat bu pazılın bir parçasıymış.

Zırt pırt tutkuma ek yapıp duruyordum.

Ek Tutkular;

İnsanların arasında iletişim kurmak ve onları birleştirecek harç görevi görmek
İnsanları güldürmek, keyiflendirmek
İnsanların cinsellikle ilgili problemlerinde yardımcı olmak
İnsanların yaratıcılıklarını ortaya çıkarmak
İnsanları motive etmek
Yazı yazmak

Sonrası daha ilginç;

Pek çok insanın hayatına girip onları kızdırdım, üzdüm, orgazm nedir onu aktardım.
Artık insanları üzdüğüm için üzülmüyorum. Onlar üzülmeyi seçmiş.

Bunlar böyle işte. Pazıl parçalarım.

Şimdi gelelim o güzelim cumartesi gününe.

Her zamanki gibi planım olmasına rağmen başka bir şeyler çıktı önüme.

Akışta olduğum bir gündü.

Daha yeni görkemimin farkına varıp, buna şaşırmayı kestiğim bir an.

Kalktığımda sular kesikti.

Artık çok iyi biliyorum ki tesadüf diye bir şey yok.

Bir gece önce duygu yoğun ve görmekten kaçtığım bir şeyi sonunda güvendiğim ve yanında rahat hissettiğim birine anlatıyordum.

Zamanında yaşadığım acı çektiğim bir olay. Beni durduran ve akışta olmamı engelleyen bir olay.

Sabah su neden kesik olabilir acaba?

Birden tutkularım dediğim bir sürü parça geldi aklıma. Yatakta yatmaktaydım.

Sonra da dimağım açıldı. Beynimin algısı genişledi. Hep orada duran ışık fotonlarını yorumlamaya başladım. Işık elektriğe dönüyordu. Elektrik ile bedenime yayılmaktaydı.

Bilgiyi işliyordum.

Yukarıda yazdığım tüm tutkuların ortak bir yanı vardı. Aslında olan oluyordu ve ben idrak ediyordum.

İşte GERÇEK TUTKUM;

Akmak ve insanları akışa geçirmek.

İnsanları üzüp, kızdırıp, orgazmı aktarıp, güldürüp yaptığım duygularını boşaltmalarını sağlamaktı. Akış.

Cinsellik ve yaratıcılıklarını ortaya koymaya teşvik etmek ve yazı yazmak ruhlarının kendisini ifadesi akmalarını sağlamaktı. Akış.

Yaşadığım cinsellik, tutku fiziksel rahatlama sağlıyordu. Akış.

İnsanların birbiri ile iletişime geçmeleri için orada olmam zihinsel yolları birleştiriyordu. Akış.

Ben Su’yun kızıyım. Yatay ve derinden yol alırım.

Bunu hatırladım o an.

VE tutunduğum dalı daha dün telaffuz ediyordum ya işte.

Dalı bıraktım o anda. Kendimi akan nehrin engin sularına bırakıverdim.

Akıştayım. Dala tutunarak yaptığım küçük kaçışlar değil bu.

Tam manası ile yaşamın içinde akmaya seçtiğim andı o.

Deli gibi dağıttığım bavullarıma baktım sonra, şimdi düzgünler.

Bilinçaltımın yatıştığının göstergeleri olarak ortada duruyorlar.

Kalktım ve musluğu açtım.

Ne de güzel aktı su.

Sonra ben de kendimi suya bırakıverdim. Ruhsal, zihinsel, duygusal olarak yapmanın yanına ekledim fiziksel kısmı da.

Tam da dün söylediğim gibi.

Ruhsal, zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak çekici birini aramıyor muyuz hepimiz?

Bizim bütünsel doyum yaşamamıza ön ayak olacak birini.

Peki o nasıl geliyor hayatımıza?

Biz yaşamı deneyimlemek için duygularımızı bastırmayı bırakıp akışa geçtiğimiz zaman.

Bastırdığımız dağ yığınlarını bırakmayı seçmek bize verdiğimiz en büyük armağan.

O işe yaramayan dalları bırakmayı seçmek. Affetmek. Geride bırakmak.

Gerisi ne? Gerisi işte akışın ta kendisi olmak. Bir olmak böyle bir duyguymuş.

Olduğunu olduğun an tepe noktasının deneyimini yaşıyorsun.

Hâlâ aynı fizikte, yerde, durumda, olsak bile artık ruhumuz acı çekmeyi bıraktığından enerjimiz tamamen değişiyor.

Yaşamaya başlıyoruz.

Ve yine ne tesadüf ki, ben o dalı bırakmayı seçip ne olacağını bile bilmeden İstanbul’a geldim.
Sadece cesaretle hareket etmeyi seçmiştim. Bana getirisi çok harika oldu.

Bugün benim enerjimin gerçekten ikinci doğum günü.

Matrix’te olduğu gibi o müthiş doruk noktasına ulaşarak ya da kırmızı hapı seçerek uyanmamızın vakti gelmedi mi?