Geçtiğimiz ay İki Rüzgâr adlı ilk albümünü çıkaran Ali Şota’nın müziği sahici sözlerle ve melodilerle bezeli, biraz da unuttuğumuz bir dünyayı hatırlatıyor bize. Albümle aynı adı taşıyan videosu İki Rüzgâr ekranlarda dönmeye başlarken, klipte müzisyene oyuncu Akasya Asıltürkmen eşlik ediyor.

Biraz kendinizden bahseder misiniz? Şota adı nereden geliyor?

Kafkas kökenli bir aileden geliyorum. Annem Abhaz, babamsa Gürcü. Babam, “Oğlum köklerini unutmasın” diyerek, Gürcü şair Şota Rustavelli’nin ismini göbek adı olarak bana vermiş. Zaman zaman ünlü futbolcu Arçil Şota’yla ilgili göndermeler yapılsa ve kendimi kurtaramadığım bir geyik ortamında bulsam da ismimi seviyorum.

Nasıl bir müzikal altyapınız var?

İlk gitarımı elime aldığımda 14 yaşındaydım. İlk grubumu lise yıllarında kurdum. Hard rock,  heavy metal seviyorduk. Lise sonrası Graymalkin adlı bir grup daha kurduk arkadaşlarımla. Besteler yaptık, demolar kaydettik. Çeşitli festivallerde, ufak tefek konserlerde çaldık. Graymalkin dağılınca, uzun süren üniversite dönemimde, okul masrafları ve harçlık için barlarda çalmaya başladım. Bu arada üniversite derken, İTÜ Petrol Mühendisliği’nde okudum ben. Mezun olduktan sonra petrol kuyusu dahi görmedim o ayrı.

Albüm fikri nasıl doğdu?

Bu dönemde birçok beste yapmıştım. Bir demo kaydedip Cahit Berkay’a götürdüm, o da beni Erhan Güleryüz’le tanıştırdı. Şarkı sözlerinde çocukluk arkadaşım, senarist ve reklam metni yazarı Uygar Şirin de destek verince şarkılar olgunlaştı. Erhan Ağabey’in desteğiyle şarkıları kaydettim. Çok sağlam bir ekiple çalıştık. Daha sonra Hakan Eren’le tanıştım ve Ossi Müzik’ten albümü çıkardık.

Nasıl bir albüm yaptınız? Sound’unuzu nasıl tanımlıyorsunuz?

Albümün tek bir sound’u yok. Küçük bir yelpazesi var aslında ama genel bir başlık altına almak gerekecek olursa rock diyebilirim. Soyun ve Delirdin mi, punk rock şarkılar. İki Rüzgâr, otantik etkileşimleri olan bir rock balad. Aşk İçinde Son Var ve Denge ise hard rock. Bu yelpaze biraz bestelerin yapılış şeklinden kaynaklanıyor. Genelde önce müziği yapıyorum. Besteleri bana riff’ler; küçük melodiler, cümleler yaptırıyor. O riff’ler beni nereye götürürse oraya gidiyorum. Sonuç birbirinden çok uzaklaşmasa da tek bir sound kaygısı duymuyorum. www.myspace.com/alisota adresinden albümde yer alan bütün şarkılardan örnekler dinleyebilirsiniz.

Albüme de adını veren çıkış şarkınız İki Rüzgâr neyi anlatıyor?

İki Rüzgâr Doğu – Batı sentezli bir melodik yapıya sahip. Şarkıyı bana yaptıran ortadaki enstrümantal bölümdü ve sözleri henüz yazılmamışken hikâyesini anlatıyordu. İki Rüzgâr bu coğrafyada, yani Doğu ve Batı arasında yaşayan ama kendi gibi olmaya ve yaşamaya çalışan insanlara yazıldı. Ancak tabii ki müziğe ve hissettirdiklerine bir sınır koyamayız. İki Rüzgâr’ı bir aşk şarkısı olarak algılayanlar da oldu.

İki Rüzgâr’ın videosu sanki başka bir dünyayı anlatıyor. Videonun hikâyesini anlatır mısınız?

Dediğiniz gibi bambaşka bir dünya yaratıldı klipte. Video klibin yönetmenliğini Mengüç Tanrıseven üstlendi, görüntü yönetmenliğini ise Salvator Ferrando Peris. Şarkının doğu batı arasında sıkışmışlık hikayesini ‘ada’ imgesiyle ifade etme fikrini de Mengüç üretti. Zaten Burgazada’da yaşadığı için adanın en özel yerlerine götürdü bizi. Oyuncu ve aynı zamanda arkadaşımız Akasya Asıltürkmen de çekimlerimizi renklendirdi. Onun iki beyaz atla Burgazada’nın en tepe noktasında dolaşması gerçekten görülmeye değer. Tabii bakmayın bu kadar güneşli bir gün olduğuna. Güneşli fakat buz gibi bir gündü. Özellikle Akasya, altındaki ipek etekle gerçek anlamda dondu. Sonuç çok güzel oldu ama. Şimdi “Kartpostal gibi klip çekmişsiniz” diyorlar, biz de bundan çok memnunuz. Müzik kanallarında yakalayamazsanız klibi de tüm paylaşım sitelerinde ya da https://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoid=104987344 adresinde izleyebilirsiniz. Günlerce ve çok zor koşullar altında uğraş verdiğimiz için özellikle klip konusunda farklı fikirler almak beni çok heyecanlandırıyor.

Müzik sizin için bir ne yolu?

Kendimi ifade etmenin en dolambaçsız yolu. Kelimelerden bile daha direkt. Ürettiğim zaman var olduğumu hissediyorum.

Hangi müzisyenlerden etkileniyorsunuz?

Geriye doğru bakınca çocukluğumdan beri çoğunlukla yabancı müziğe maruz kaldığımı görüyorum. Bana rock müziğini sevdiren pek çok grup ve müzisyen var. Fark ettim ki bu gruplar ve müzisyenler çoğunlukla İngiliz. İngiliz müziği her zaman dünya müziğini sürüklemiş ve ilerletmiş sanki. Sebebi de yeniye ve farklıya yönelimi teşvik etmesi ve hızlı algılaması sanırım. Bugün de durum farklı değil. Ben de hâlâ yoğunlukla İngiliz müziğinden etkileniyorum. Beni derinden etkileyen gruplara örnek verecek olursam; Pink Floyd, The Beatles, Jethro Tull, Genesis, Duran Duran, Sex Pistols, Iron Maiden ve U2’yu sayabilirim.

Müzisyen olarak bir manifestonuz var mı?

Manifesto olarak kabul edilir mi bilmiyorum ama şöyle diyebilirim; beslendiğim coğrafyadan aldığım müzikal birikimimi evrensel bir sound’la gerçekten içselleştirilmiş, ticari kaygılar içermeyen ve samimi bir sözel anlatımla birleştirip, ortaya koymak.

İlerisi için neler hedefliyorsunuz?

Bu albüm benim için bir rüyanın gerçekleşmesi. Ne istiyorsam onu kaydettim. Kendimi memnun etmekten başka bir kaygı duymadım. Günahıyla sevabıyla Ali Şota var bu albümde. Bundan sonra her fırsatta canlı olarak bu parçaları seslendirmeye çalışacağım. Elimde aşağı yukarı iki albümlük malzeme daha var. Düzenlemek ve kaydetmek çok keyifli süreçler ama öncelikle bu albümü tanıtmalıyım.