Siz ne derseniz deyin, ben öfkelenme hakkımı kullanacağım bu yazıda…

Cinlerimi tepeme çıkarmamak, şöyle mülayim, her şeyden hoşnut bir insan olmak için azami gayreti gösteriyorum ama nafile…

Yıllardır, lafı geldiğinde ‘’Tibet’te keşiş olmak, dengeyi bulmak çok kolay. O keşişler, bizim gibi sıradan ölümlülerin yaşadığı koşullarda yaşayıp dengelesinler  kendilerini de o zaman göreyim onların Nirvanasının kaç buçuk olduğunu,’’ demişimdir. (Çin işkencesi altında inleyen gerçek Tibetlilerden söz etmediğimi belirtmeye gerek yok herhalde…)

Gerçi ben de bazen… yok yok, bazen değil sık sık, deniz kenarında küçük bir köyde inzivaya çekilmeyi düşünmüyor değilim ama bunun için fazla sosyal ve meraklıyım sanırım… İlle de olayların içinde olmam lazım ya… Malum, şeytan azapta gerek…

Her neyse, beni yazı yazacak kadar zıvanadan çıkaran olaya gelelim şimdi…

Efendim, sonunda altın tozlu yemek trendi canım yurdumuzun güzel insanlarına da gelmiş… Yanlış duymadınız, lokantanın birinde yemeklerin içine  24 ayar altın katılıyormuş. … Lokanta dediysek, ‘’kanaat’’ lokantası demedik tabii ki…

Haberi bir televizyon kanalının ana haber bülteninde görünce ‘şaka’ sandım ilkin. Ama değilmiş…

Bu yeni trend, Japonların son icatlarından biriymiş. Japon bilim adamlar, ‘’Saf altın yemek ömrü uzatır,’’ buyurmuşlar da…

Eh bunu duyan bizim sonradan görmelerimiz, uzun ömür budalalarımız dururlar mı… Bir çok  sosyetik (!) isim, altından yemekler yapan lokantada almış soluğu… Hem de öyle bir kereliğine merak gidermek için falan değil, haftada iki – üç kez olmak üzere… Her seferinde kişi başı, iki-üç kap yemek için 250-300 YTL ödeyerek…

Öfkem, sadece bizim sonradan görme, gösteriş ve uzun ömür budalalarına değil elbette… Onların şahsında ve yeni duyduğum bu saçmalık vesilesiyle dünyanın tüm sömürgenlerine isyan ediyorum ben…

En başta kendi ülkemizdeki adaletsiz sisteme, bu sistemde yoksulların yararına herhangi bir düzenleme yapılacağı zaman sırf  siyasi hırsları, egoları yüzünden karşı çıkan vicdansızlara;  milyonlarca insanı ölmesin diye Batı ülkelerinden yardım dilenen ama sıradan zenginlerinin bile düğünlerinde İsveç’i peşin parayla satın alacak kadar para harcanan Hindistan gibi ülkelere; dünyanın kaynaklarını kurutan kan emicilere… hepsine  ama hepsine isyan ediyorum ve… ve işin içinden çıkamıyorum…

Tek yapabildiğim: medya sayesinde evlerimize destursuz dalan kirliliğe, dayanılmaz tanıklıklara rağmen, kendi merkezimden uzaklaşmamaya çalışmak, kendi dünyamdaki güzel insanları ve durumları düşünerek bütünün noktalardan oluştuğunu hatırlamak ve ilahi adalete güvenip teselli bulmak…