Kısa cevap: istediğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz şeyleri alacak parayı kazanmak için.

(Bu arada, oğullarım bana bu soruyu sorduğunda onlara cevap verdiğim zaman biri şöyle tepki verdi: “Ne?! Biri sana sırf Instagram’a baktığın için para mı veriyor?” Şok! Canımı dişime takarak oluşturduğum kariyerim hakkında fikir sahibi olmaları güzel…)

Uzun cevap: hayata bir yapı, bir anlam kazandırmak için. Hatta bazı işkollarında bu, kendini ifade etmek ya da başkalarına yardım etmek de olabilir.

Çocuklarıma onların da muhtemelen on sekiz yaş civarında (bu Birleşik Krallık’ta insanların çalışmaya başlama yaşının ortalaması. On yıl kadar önce bu ortalama on altıymış) bir iş sahibi olacaklarını söylediğimde akılları başlarından gitmişti. Bununla birlikte pek çok çocuk da on sekizden önce para kazanmaya başlar. Youth Economy Report’a göre altı ila on sekiz yaş arasındaki Britanyalı çocuklar 2018’de toplam 4.5 milyar Pound kazanmışlar. Bu gelir ise cep harçlıklarından, hediye kartlarından ve odalarını toplamak, bulaşık yıkamak, ödev yapmak ve diş fırçalamak gibi resmi olmayan ev içi işler karşılığında alınan ödemelerden gelmiş. Köpeği gezdirmek (1.50 Pound), uslu çocuk olmak (1.45 Pound) ve odayı toplamak (1.40 Pound), en fazla ödemeye yol açarken; masayı hazırlamak (0.70 Pound), yatağı düzeltmek (0.80 Pound) ve diş fırçalamak (0.80) en az ödemeli işler arasında yer almış. Muhteşem!

Tamam, ama ilk işlerimize dair deneyimlerimizden nasıl dersler çıkarabiliriz? Soruyu Instagram’da sorduğumda çoğu insanın ilk işlerini iyi andığını gördüm. Bağımsızlaşma, anlam bulma ve bir şey başarmış olma hislerini yaşadıklarını söylüyorlardı. Para kazanmak onlar için “katkıda bulunmak” ya da sadece “daha çok telefon kontörü sahibi olmak” anlamına geliyordu. Ayrıca iş sahibi olmanın kişiye hissettirdikleri de vardı elbette. Bir kişi şöyle dedi: “Bir yetişkin gibi hissetmiştim.” Bir başkası ise şu yorumu yaptı: “Özsaygıma inanılmaz katkısı oldu.”

Ve pek çok kişi eğlenceden de söz etti. Unutabiliyor insan, değil mi? Ne var ki çalışmak eğlenceli olabilir. Tersinden bakarsak, işsiz olmak da fazlasıyla can sıkabilir.

Elizabeth Day’in How to Fail adlı podcast’inde televizyon yüzü Scarlett Mofatt, önce aynı anda birkaç işte birden çalışmanın başarısızlığa davetiye çıkarmak olduğunu söylüyor; ama daha sonra daha dikkatli düşününce fikrini değiştiriyor: çalışma etiği ve daima bir işte çalışmaya adanmışlık, girişimci bir ruhun ve yüksek dayanıklılığın göstergesidir. Katılıyorum!

Tüm bunları insanların neden çalıştığıyla ilgili soruyla nasıl birleştiririz?

  • Soruyu onlara geri sormayı deneyin! Oradan yola çıkarak çocuklara kendilerinin nasıl bir iş yapmayı isteyebileceklerini sormak kolay olur. Ufaklıkların büyüyünce ne olmak istediklerini duymak insana neşe verir. (Ben uzun yıllar boyunca veteriner olmak istedim; fakat sonra bilimde iyi olmadığımı ve bilimden keyif almadığımı -Bunsen brülörüyle bir şeyleri yaktığımız zamanlar hariç- keşfettim.)
  • Bir işiniz olmasının size kazandırdıklarıyla ilgili sohbet edin. Ödül ya da keyif hissi, tatmin, fark yaratmak…
  • Onlara insanın para kazanması, yiyecek alması, yaşadığı yerin parasını ödemesi için bazen sevmediği işlerde çalışması gerekebildiğini anlatın.

 

Ayrıca, bu çok aşikâr bir şey, ama konunun faydalı bir parçası: çocuklarınız sizin ne iş yaptığınızı biliyorlar mı?

“Instagram’a bakmak karşılığında para almak” yorumu dışında, sanırım çocuklarım yazı yazdığımı da biliyorlar. Bu da bir başlangıç.

Ben çocukken bu konudan bihaberdim. Çocukluğum boyunca babam uzun süre Leighton Buzzard’dan Londra’ya gitti ve ben onun ofisinin trende olduğunu sanırdım. (Aslında avukattı.)

Gerçekten nasıl bir işiniz olduğunu idrak etmek için çocuklarınızdan faydalanabilirsiniz. Ne tür işler yapıyorsunuz? Bunlarda size keyif veren neler var? Bu işe nasıl başladınız?

Onlara yaptığınız işi göstermek, hatta işyerinize götürmek, sorularını cevaplamak için faydalı olmasının yanında, çalıştığınızı söylerken neyi kastettiğinizi anlamalarını sağlar.

Örneğin bana “Neden artık parka gelmiyorsun anneciğim?” diye sorduklarında doğruyu söyledim: “Gelemem çünkü kitap için 800 kelime yazmalıyım.”

Aldığım tepki ise “Vay be! Bu çok yüksek bir sayı” oldu. Neden bilgisayarıma gömülü vaziyette bir şeyler yazdığımı artık anlıyor gibilerdi. Hatta daha iyisi, parktan dönüşlerinde, kaç kelime yazdığımı sorduklarında teşvik edildiğimi hissettim. Kazan-kazan!

Başka? Burada toparlamak gereken çok şey var.

Üç uzmanın (kendileri de ebeveynler) fikirlerini aldım: Step Up Club’ın kurucusu Alice Olins, İK danışmanı Jessica Jones ve esnek çalışma kampanyası Flex Appeal’ı başlatan gazeteci Anna Whitehouse.

Onlarla konuştuktan ve Mother of All Lists’te kürtaj hemşireliğinden hostesliğe, hatta haber spikerliğine kadar birçok farklı iş yapan insanların yazdıklarını yeniden okuduktan sonra elimde bu soruyu cevaplamamıza yardımcı olabilecek birkaç içgörü birikmiş oldu.

 

  • İş herkesin gözünde farklıdır.
  • İş asla kimsenin -sizinki dahil- değerini belirlemez.
  • Kimse yaptığı iş dolayısıyla başkasından üstün ya da aşağı değildir.
  • Bir iş, yapmaya değerse, onu iyi yapmaya da değerdir.
  • Bazı işler çok çalışma ister ama bu onların kötü işler olduğu anlamına gelmez. “Ne demeye bu işi yapıyorum?” dediğimiz anları sıklıkla “İyi ki bu işi yapıyorum!” anları takip eder.
  • Yaptığınız işi her gün sevmeniz gerekmez. Öte yandan sizi mutsuz eden bir şeye de katlanmamalısınız.
  • Başkalarına yardım edin. (Size bir şans verilmesinin ya da birinin ilk gününüzde size fotokopi makinesinin nasıl kullanılacağını göstermesinin nasıl hissettirdiğini hatırlayın.)
  • Şüphe anlarında, daha önce ekmiş olduğunuz tohumların yerini kazmayın. Hayatta hepimizin havlu atıp güneşe doğru koşmak istediği dönemler olur. Birincisi, bu gerçekçi değildir. İkincisi, zor dönemler böyledir, bazen sonuna dek gitmek gerekir.
  • Steve Jobs’un, şeyleri komplike hale getirmeyip noktaların birleşmesine izin verme felsefesinde gerçeklik payı çoktur. Hobiler, tesadüfi karşılaşmalar, tek seferlik işler için de aynı şey geçerlidir. Zaman zaman bir kopukluk hissi olsa da kopuk parçalar sıklıkla bir yolunu bulup anlamlı bir şey oluştururlar. Jobs’un durumunda bu Apple’dı! Sizin durumunuzda ortaya ne çıkacağını kim bilir?
  • Bir de, işleri iyice kötüleştirmek ister gibi, çalışana hiç ödeme yapılmayan işler vardır (gelecek bölümde bundan daha fazla bahsedilecek).

 

 

Baştaki soruya cevaben, insanların işlerinden farklı beklentileri vardır. Bunların tamamı parayla ilgili değildir. Bazı kişiler işin biçimine, kiminle çalıştıklarına, işin faydalarına, sağladığı prestije, evden çalışıyor olmaya, seyahat imkânlarına önem verirler.

“What 9 Parents Tell Their Kids About Why They Go to Work” (Dokuz Ebeveyn, Çocuklarına Neden İşe Gittiklerini Açıklıyor) adlı bir Vogue makalesinin katılımcılarından biri, cevabı iki bölüme ayırmaktan bahsediyor: ekonomik sebepler ve “ekstra” ya da kişisel sebepler.

Makaledeki ebeveynlerden biri, kızına yaptığı işten keyif aldığını anlattığını söylüyor. Benim için konu gerçekçi olmakla ilgili. Çalışmak mecburidir, faturaları ödemek için çalışırız, bazen zorlanırız, ama çalışmak çoğu zaman oldukça tatmin edicidir ve nihayetinde bir ayrıcalıktır.

Share This