Hayatı görünenin ardındakini görerek yaşamak, mananın, hakikatin peşinde olmak ve gün gelip de görünenin ardında bulduğunun bir yanılsamadan ibaret olduğunu anlamak, sadece kendi yarattığın illüzyonun gönüllü tutsağı olduğunu farketmek, hakikatin ta başından beri apaçık bir biçimde tam da karşında durduğunu görüvermek…

Yıllar boyu, taş taş üstüne koyduğun, ilmek ilmek ördüğün, tüm acılardan, deneyimlerden damıtarak, gözyaşlarınla arıtarak edindiğin o kutsal inancın yerle bir oluvermiştir bir anda…

Tam, çetrefil sınavlardan alnının akıyla geçtiğini zannederken kendini adına ‘’sınav’’ bile diyemediğin bir garip halin içinde bulursun.

Şakınsındır… sadece şaşkın… Tüm duygular ve hatta duyular kara bir deliğin içinde kaybolmuşlardır sanki. Çölün ortasındaki bir serada yapay ışıklarla varlığını sürdürmeye çalışan bir bitki gibisindir…

Hayal nerede biter, gerçek nerede başlar bilemezsin… Zaman… var mıdır yok mudur, yatay mıdır yoksa dikey mi?… 

Oysa ki bir zamanlar zamanın çocuğu olmakla dahi yetinmez efendisi olmaya çalışırdın…

Birisi mesela… ya da bir şey, rüyalarında sana ‘’Beni bul hakikati bul!’’ der. Sen rüyanda duyduğun hakikatin peşinden koşmaya başlarsın.

An gelir, rüya nerede bitmiştir, hayatın kendisi nerede başlamıştır bilemezsin… Koşarsın sadece… Koşa koşa, soluk soluğa ararsın…

Her gördüğüne, her duyduğuna kendince anlamlar yüklersin, büyüttükçe büyütürsün. O büyüttüğün şey her ne ise öyle devasa boyutlara gelir ki tüm evrenini kaplar da aynı deryanın içinde olup da denizden habersiz balıklar gibi olursun.

Hem derya içre balıklar denizin üstündeki fırtınayı ne bilsin… Sen derinlerdeki incileri  mercanları seyre dalmışken denizin üstünde kıtalar kopar yerinden, yer savrulur oradan oraya, iklimler birbirine geçer de haberin olmaz.

Kendi cennetini ararken iki dünyada da yerin kalmaz da ruhun duymaz.

Ve birden ve yeniden o sesi duyarsın: ‘’Behey şaşkın, behey gafil… Uyan! uyanda gör gözünün önünde apaçık duran hakikati,’’ der sana…

‘’Nerede benim doğru bildiklerim, kutsallarım, nerede hakikatim, nerede kendi ellerimle yarattığım o cennet, ’’, diye ürkek sessiz bir çığlık atarsın…

ve…

ve kimsesiz, umarsız bir kum zerreciği olarak sığınırsın mercanların arasındaki bir istiridyenin içine… An gelip eşsiz bir inci olma ümidiyle…