Mor Çatı kadın sığınma evinde çok güzel bir kutlamaya katıldım dostlar. Sığınakta uzun süredir kalan ve artık kendi evini kurup sığınaktan ayrılan bir arkadaşla, iyileşen başka bir kadın arkadaşın hayata yeniden daha güçlü adımlar atışlarını kutladık. Bu güzel kutlama gecesindeki hislerimin paylaşımıdır yazdıklarım.

Kadınlar…tatlı kadınlar;
En güzel hallerini kuşanmışlar.
Özenle tel tel taranmış saçlar,
Örtmüş geçmişin küflü tortusunu,
Çeşit çeşit sıkılmış kokular.
Yüze sürülen pudra,
Gölgeleyen değil şimdi, şiddetin izlerini.
Daha bir çiçeklendirip sunmak için neşeyi.
Müzik, dans, akışın ritmi…
İçlerine uzak yıldızlar doluşmuş
Kocaman ışık dolu bir evren gözleri,
Cazibesiyle mest eden lacivert geceleri.
Dalıp gidiyorum küçük bir kadının şen kahkahasına
Hayranlıkla bakakalıyorum hiçbir şeyin yok edemediği şahsına.
Yanakları al al,
Yanakları tatlı tatlı kokan iki yarım elma,
Yanakları iki yarım dünya.
Ya var ya yok yirmili yaşlarda.
Gülüyor;
Yanakları cilveli menekşe sundurmada .
İzliyorum şaşkınlıkla;
Rastlayamadım diye dudağındaki damlada karanlığa.
Nedir bu kutlamanın sebebi?
Hayata kök salmıştı içlerinden biri,
Kaçıp geldiği bu çatıdan,
Güçlü bir adım atmıştı dışarıya,
Sığınaksız da yaşayabileceği bir hayata.
Artık izni yoktu;
Yüzüne atılan tokata,
Yüreğini dağlayan laflara, tuzaklara,
Zincir vurmalarına kadınlığına, insanlığına.
O kadındı;
Hayatı özünde taşıyan,
Hayatı suyundan var edendi.
O bir kadındı,
Şimdi de kendine gebeydi.
Bu koca evdeki koca yürekli dostların desteğiyle
İşte yeniden doğuruyordu kendini.
Bu kutlama nedendi?
Umudun göz kırpışı,
Hayatın bir daha,
Bu sefer daha başka, daha güçlü bir daha
Yeşermesiydi insanca.
Ve kadınlar, kadınlarımız…
Demişti ya Nazım usta,
İşte o kadınlardandı bu kadınlar.
Nasıl bir yaşam sevdasıydı?
Hüznü nasıl koynunda ninnilerle sallayıp uyutmaktı?
Nasıl bir yürekti?
Nasıl bir sızıdan damıtılan şifaydı?
Acıdan geçip, kendinden geçip,
Geçip geçip de şimdi
Nasıl da şefkati içten verendi?
Dans ediyor kadınlar,
Bunca yaşanana, yaşanmamışlığa rağmen.
Hayatla dans ediyor gül yüzlü kadınlar.
Oynatıyorlar memelerini, kalçalarını,
Belki de ilk defa burada kadınca,
Korkusuz ve umarsızca.
Kendilerini kutsuyor kadınlar,
Melodilerle yıkanıyorlar.
Çocuklar…ya çocuklar?
Çocukça mutlu onlar.
Gözleri ifil ifil,
Avuç içleri iğde kokusu,
Gülüyorlar evet gülüyorlar!
Hem de ağız dolusu.
Çocuklar…
Sebepsiz mutlular .
Her şeyden habersiz gibi çocuklar.
Sanki içlerine hiç girmemiş
Çeşit çeşit şiddetin kazıdığı yaralar.
Gülüyorlar, evet hem de tanrıca gülüyor çocuklar.
Ne güzel…ne güzel! Diyorum.
Ta ki…
O an… işte o an!
İçimi burkan, kanımı buzla kaplayan
Zamanı durdurup içimi donduran
O an…
Maviş boncukların oynaştığı bakışlarıyla
Küçük sarı bir kız çocuğu alkışlar saçıyor etrafına.
Ellerini… çırpıyor ellerini
 Heyecanla dünyayı avuçluyor sanki.
Tam bu sırada…
Kirpiğinin uzandığı yere,
Hatta daha daha da yakına
Aniden savruluyor bir el.
Teğet geçiyor yüzüne,
Saniyelik o anda
Teğet geçiyor hatırlamalar çocuk yüreğine.
Ağzı bağıracakken susuverir gibi,
Açılıp kapanıyor ürkekçe.
Takılıp kalıyor gülüşü,
Geçmişte öfkeyle kalkan ellere.
Oysa, korkutan onu sadece
Balon asmak isteyen hızlı bir el
Şiddeti tekrardan yaşatan dikkatsiz bir el belki de.
O an…işte o an,
Bu kadın ve çocukların neden geldiklerini sığınağa,
Neler yaşamış olabileceklerini terk edilen evlerde,
Güçlü bir coşkuyla sarılışlarını hayata,
Ve
Neyi kutladıklarını aslında
Anlıyorum şimdi biraz daha.
Korkma çocuk, güvendesin korkma! Demek istiyorum.
Ama,
Çocuk tekrardan bırakıyor kendini akışa,
Öyle doğal, affedici…
Öyle güçlü, sevgi dolu, güleç teslim oluyor ki ana…
Ve yeniden canlılıkla alkışlıyor yaşamı çocukça.
Duruyorum, bakakalıyorum…
Anlat bana çocuk sen biliyorsun her şeyi.
Nasıl bir şey bu hayat denen BİL’mece?
Nasıl bir tek başınalık,
Kalabalık?
Nasıl bir çoğalmışlık?
Nasıl bir farklı yönlere bakan çift başlılık?
Anlat bana çocuk;
Korku ile sevgi arasındaki ikilemi,
Zıtlıklar birliğini.
Anlat çocuk…
Ya da ya da…boş ver unut gitsin hepsini.
En iyisi
Bırak anlatmayı da
Yaşa sen be çocuk!
Yaşa sen be çocuk!