Dostları ve Çalışma Arkadaşlarını Dinleyebilme

En iyi dinleyiciler dostlardır, arkadaşlardır. Belki bizi ailelerimiz kadar çok sevmiyor ve bizden çok şey istemiyor da olabilirler ama bu ancak onları daha iyi bir dinleyici yapar, o kadar. Arkadaşlarımızla ne kadar yakın olursak olalım, onları kontrol etme ya da kendimizi koruma ihtiyacı duymaksızın onları dinlememize izin veren emin olduğumuz bir özgürlüğü sürdürürüz.

Neden En İyi Dinleyiciler Arkadaşlardır?

Sandy arkadaşı Roberta ile öğle yemeği için buluştuğunda lise öğrencilerine rehberlik hizmeti konulu bir çalıştaydan yeni çıkmıştı. Roberta’nın desteğine bu kadar güvenmeseydi, belki de ona sık sık birlikte öğle yemeği yeme programlarının sonu olacak bir şey düşündüğünü söylemekte tereddüt edebilirdi. İkisi de aynı okulda tam dokuz yıldır Fransızca öğretmenliği yapıyorlardı ve Sandy rehberlik alanında lisansüstü yapmaya karar vermişti. Bu onun için hem korkutucu hem de heyecan verici büyük bir karardı ve bunu biriyle konuşmaya ihtiyacı vardı.

Roberta, Sandy’nin planını duyunca çok şaşırdı. Kadrodan vazgeçmek ve okula geri dönmek riskli gözüküyordu. Hem bakalım rehberlik yapmaktan hoşlanacağını nereden biliyordu? Kendini büyük bir riske atmıyor muydu? Ayrıca, Roberta arkadaşı olmadan o işyerinde çalışmayı düşünemiyordu. Sandy, oradaki aklı başında tek insandı. O giderse, çok fena olurdu. Ancak Roberta bunların hiçbirini söylemedi. Sandy’nin kararını ne kadar sorgularsa da, onun kararıydı ve Roberta bu yeni hayaliyle onun ne kadar heyecanlandığını görebiliyordu. Bu yüzden de sadece dinlemekle yetindi.

Eğitimine devam etme konusunu kocasına açmak Sandy’nın iki gününü aldı. Gordon, “Böyle bir şey düşündüğüne inanamıyorum!” dedi. “Delirdin mi sen? Çok iyi bir işin var. Okulunun parasını nasıl ödeyeceğiz?” Sandy itiraz etmeye başladı, ancak devam edemeyecek kadar incinmişti, yemeklerini sessizlik içinde yiyip bitirdiler.

Roberta’nın Sandy’i dinleme becerisi, kocasının tam tersiydi. Roberta herhangi bir tehdit altında olmadığı için dinleyebilmişti – ya da en azından kendini tehdit altında hissetmemişti.

Açıkçası Sandy’nin eğitimine geri dönmesi Gordon’a göre bir riskti. Endişe duymakta haklıydı. Bir yerde bu karar ortak alınabilirdi. Ancak karısını dinleyememesi hem Sandy’yi yüksek sesle düşünmekten alıkoymuştu hem de son kararı verirken kocasının duygularını göz önüne almayı düşünmemişti.

Konu ister para, ister çocuklar, ister kayınvalideler olsun, her ailede bazı tehlikeli konular vardır. Bir kadın Katolik akrabalarıyla kürtaj konusunu konuşmaz. Aynı kadın gücenme ihtimalini göze alıp da kocasıyla yataklarını ayırırlarsa daha rahat uyuyabileceğini söylemeyebilir. Kocası ise işyerindeki bir problemini istemediği bir tavsiye verir korkusuyla karısına anlatmayabilir. Karısını maddi kaygılarla (ya da ortak karar almakla) sıkıntıya sokmak istemeyebilir. Çoğu ailede bazı sırlar olsa da bu ille de bir sır saklama meselesi değildir. Daha çok birlikte yaşadığınız kişilere her şeyi açıkça anlatmanın zorluğundandır. Arkadaşlar arasında yasak bölgeye giren daha az konu vardır.

Arkadaşlar arasındaki sohbetlerde daha az sayıda yanlış anlaşılmalar görmezden gelinir ya da bir sonraki görüşmeye kadar unutulur. Birlikte yaşayan insanların arasındaki anlaşmazlıkların unutulması ise daha zordur.

Arkadaş ilişkileri gönüllülük esasına dayanır. İstediğiniz zaman oracıkta kesebilirsiniz, işte bu yüzden de arkadaşlıklarda dürüst olmak daha güvenlidir. Acı veren ya da yüz kızartıcı konular hakkında tartışabilirsiniz, kendinizle ilgili şüpheleri açıkça söyleyebilir, bambaşka yönleriniz üzerinde denemeler yapabilir ve kendiniz olabilirsiniz.

İnsanlar şefkat ve saygılarını dinleme kaliteleriyle gösterirler.

Dinleyen arkadaşlar bize kendimizi ilginç biri gibi hissettirirler ve bu da daha enteresan şeyler söyleyebilmemiz için bize ilham verir. Arkadaşların aralarındaki etkileşim gücü dönüştürücüdür: Arkadaşlar ilgiyle dinleyerek bizi daha önemli, daha canlı kılarlar. Bu da dostluğun zaferidir.

 

 

İyi Bir Dost İyi Bir Dinleyicidir.Bir arkadaşınızla konuşurken aklınızdakileri söylemeden önce ona nasıl olduğunu sorar mısınız? Toplumsal kurallara uygun bu davranış sıklıkla yarım yamalak dinlemeye yol açar. Sordunuz, dinlediniz; şimdi sıra sizde.Çoğu insan kendisine anlatılandan ziyade ne anlatmak istediklerini düşünür. İyi bir arkadaş olmak için, daha iyi dinlemeyi öğrenin. Arada bir de arkadaşlarınızın aklında ne olduğunu sorun ve anlattıklarını daha uzun süre dinlemeye çalışın.

 

Bir dost, hemen hemen her şey hakkında konuşabileceğiniz biridir. Bu tür arkadaşlarla kendimizi birbirimize bırakmaya istekli ve koşulsuz bir şekilde sırayla kendilik nesneleri oluruz. Dostluk karşılıklı ifşalarla gelişir. Biz de öyle yaparız. Arkadaşlarımız başarılarımız ve endişelerimizi dinlerken gösterdikleri şefkat ve anlayış yalnızlık hissimizi giderir ve kendimizi anlamamıza yardım eder.

Arkadaşlık bizi derinleştirir ve ufkumuzu açar. Dostluklar içimizde aile içindeki yazılı rollerimizde yer almayan olasılıkları, farkına varılmadık özelliklerimizi uyandırarak kimliğimizin tanımını genişletebilmemizi sağlar. Çoğu arkadaşımızla kişiliğimizin birçok yönünü ifade edebiliriz. Arkadaşlığın getirdiği yakınlık, “karşındakini kendi gibi bilmek” bizi güçlendirir. Karşılıklı paylaşımlarımız ise bizi esnetir.

 

“Keşke Daha Çok Arkadaşım Olsa.”Önümüzdeki yedi gün için gündeminizdeki en önemli beş şeyi listeleyin.Listenizde bir arkadaşınızla zaman geçirmek var mı? Ya işyerinde veya spor salonunda biriyle arkadaşlık kurmaya çalışmak? Biraz daha ilgi göstererek mevcut bir arkadaşlığı güçlendirmek listenizde bulunuyor mu?

Dostlarla rahatızdır ama ne yazık ki arkadaşlıklara zaman ayırmak da kolay değildir. İnsanlara arkadaşlarıyla konuşmalarını neyin engellediğini sorduğumda, açık ara en çok verilen yanıt “Çok meşgulüm” oldu. Bu kalabalık ve telaşlı yaşamlarımızda bizi bizden alan yükümlülükler arkadaşlarla zaman geçirmek gibi arzularımızı zora sokar. Yine de günümüzde çoğumuzun kafası meşgul olsa da, arkadaşlıkları sarsan zaman yetersizliğinden daha fazlasıdır.

Arkadaşlar Taraf Tuttuğunda

Maggie boşandıktan sonra tekrar arkadaşlarına döndü. Ayrılığın şokunu atlatmasına yardım ettiler ve bu aylarca sürdü. Kendini bir akıntıya kapılmış gibi hissetse de, en azından arkadaşları sayesinde yalnız değildi.

Maggie’nin arkadaşı Liz de boşanmış ve hayal kırıklığına uğramış bir kadındı. Tekrar bekâr yaşamanın nasıl bir şey olduğunu, her şeye yeniden başlamayı, aşağılanmışlıkları ve yanlış anlaşılmaları o da iyi biliyordu. İki kadın birbirlerini dokuz yıldır tanıyordu, bir çalıştayda (daha doğrusu ikisi de çalıştayın öğleden sonraki bölümünü kırıp kendilerini attıkları bir sanat galerisinde karşılaşınca) tanışmışlardı.

Liz kolay arkadaşlık kurabilen biriydi. Maggie’yi tüm sıcaklığıyla kucakladı ve zekâsıyla onu yapmacık tiplerden ve salaklardan korudu. Sık sık öğle yemeğinde veya iş çıkışı bir içki içmeye buluşuyor, işleri, aileleri, arkadaşları, okudukları kitaplar, hissettikleri hakkında -yasak bölgelere pek girmeden- konuşuyorlardı.

Maggie, boşandıktan üç yıl sonra Dominic’le tanıştı. fiansa bakın ki, Liz’in apartmanında oturuyordu ve defalarca binanın girişinde ona rastlamıştı. Adamı çekici bulmasına rağmen onunla konuşmayı düşünemiyordu bile, yaklaşılması zor biri gibi görünüyordu. Bir pazar günü şaşırtıcı bir şekilde Dominic onunla konuşmaya başladı ve beş dakika geçmeden çıkmayı teklif etti, Maggie de o şaşkınlıkla, kendini daveti kabul etmiş buluverdi.

Zıt kutupların çekimi gibi, mükemmel bir uyum içindeydiler. Maggie pembe cildini aldığı İskoç atalarının duygusal çekingenliğini taşırken, Dominic siyah saçları, yanık teni ve açık sözlülüğüyle tam bir Yunan’dı. Maggie adamın kendine güveni, güçlü sezgileri ve kafasının çalışma şeklinden çok hoşlanmıştı. Arkadaşlarının ona ayarlamaya çalıştıkları bütün o soluk benizli, ahı gitmiş vahı kalmış adamlardan sonra bu ona nasıl da iyi gelmişti!

Maggie’nin Dominic’e duyduğu tutku nefes kesiciydi. Ne yazık ki, bu tutkunun bedeli kısa zamanda aynı oranda tutkulu bir dizi tartışma olarak ortaya çıktı. Dominic onun kendine ayırdığı zamanı, arkadaşlarını ve aklınıza gelebilecek her şeyi kıskanıyordu. Kendisi bazen günlerce meşgul olmasına rağmen Maggie’yi her görmek istediğinde uygun olmasını bekliyordu. Eğer değilse de kıskançlık fırtınaları kopuyordu.

Dominic ile olan sorunlarını arkadaşlarına anlattığında Maggie’yi anlayışla karşılıyorlardı. Liz ise kızıyordu. Dominic’in sahiplenici kıskançlığını istismar edici buluyor ve Maggie’nin bunları sineye çekmesinin yanlış olduğunu düşünüyordu. “Ben olsam bir erkeğin bana bu şekilde davranmasına asla izin vermem” diyordu.

fiiddetli bir kavgadan sonra, Maggie Dominic’le bir süre görüşmemeye karar verdi. Birlikte oldukları sürece Liz kendini tutup en kötü eleştirilerini yapmaktan kaçınmıştı ama artık Maggie ilişkiyi bitirmeyi düşünüyordu ve Liz de bu yüzden ne düşündüğünü açıkça söyledi. Maggie’nin onsuz daha iyi olacağını düşündüğünü söyledi. Liz’e göre yalnız değildi, üstelik Maggie’nin bütün arkadaşları aynı şekilde düşünüyordu: Madem Dominic onu bu kadar mutsuz ediyordu, o halde Maggie bu adamdan ayrılmalıydı.

Ne yazık ki, iyi niyet empatinin ayağına dolanabilir. Maggie’yi onlarla paylaştığı bu üzüntüden kurtarmak isteyen iyi niyetli arkadaşları, kendilerini tutamayıp onu bu kadar mutsuz eden şeyi sonlandırması için teşvik etmişlerdi. Arkadaşlarımız birini onlara şikâyet ettiğimizde sıklıkla bunu yapar: Bizim tarafımızı tutar ve bizi misilleme yapmaya zorlarlar.

Bir dostunuzu mutluluğu hak ettiğini söyleyerek mutlu etmek güzel bir şeydir ama aşkı uğruna mücadele etmeye karar verirse mutsuzluğa katlanmasına saygı gösterebilmek bambaşka bir şeydir.

Maggie arkadaşlarının gösterdiği anlayışla ayakta durabilmeye devam ediyordu ancak bir yandan da Dominic’le ayrılması yolundaki konuşmalarıyla da kendini baskı altında hissediyordu. Duygularınızı paylaştığınız birinin olması rahatlatıcıyken, bu duyguları ne yapmanız gerektiğinin söylenmesi her zaman rahatlatıcı olmayabilir.

Maggie bir süre sonra arkadaşlarıyla Dominic hakkında konuşmayı bıraktı. Dominic’e yalnızca kızgın değildi ki, Maggie aynı zamanda da bu adamı seviyordu. Sevdiklerimizi eleştirmek bize normal gelir ama arkadaşlarımızın bizimle aynı fikirde olduklarını söylemeleri bir hatadır. Yakınmalarımız duygu karmaşalarımızın bir yönünü ifade eder -ve bizi ilişkimiz hakkında ne karar verirsek onu yapmakta özgür bırakır. Fakat bir arkadaşımızın yakın olduğumuz berbat birini onaylaması sınır ihlalidir.

Belki empatik tepkilerin formülü olmayabilir ancak her uyuşmazlığın çift taraşı olduğunu hatırlatmakta fayda vardır. Anlayış -empati- bu yüzden biraz da belirsizliği kabul etmek anlamına gelir. Birisi bir sorunu çözmek için henüz harekete geçmediyse, bunun için muhtemelen geçerli bir nedeni vardır.

Liz, “Oldukça mutsuz görünüyorsun, ama sanırım ne yapacağından emin değilsin.” Gibi bir şeyler söyleyebilirdi. Bunun yerine, “Dominic senin için yeterince iyi değil. Ona tekrar geri dönersen, bunun için kendinden nefret edeceksin” dedi.

  • • •

Arkadaşlıkta yeri olmayan bazı şeyler vardır ve yargılamak da bunlardan biridir.

  • • •

Arkadaşlara anlayış göstermek sadece onlarla ilgilenmek demek değildir, aynı fikirde olun ya da olmayın, onların bakış açılarını dinlemektir. Arkadaşlık tarafsızlığı ya da bütünüyle kabullenmeyi gerektirmez ancak gerçek arkadaşlar karşıt görüşlerini bildirmeden ve bir tavsiye vermeden önce birbirlerini dinlerler.

İşte Paul Auster’in Leviathan romanından arkadaşına empatiyle yaklaşmaya dair bir örnek: Peter’in arkadaşı Sachs, ona yangın merdiveninin dördüncü katından düştüğü kazayı anlatmaktadır. Bütün suçun kendinde olduğunu düşünüyordur çünkü o sırada bir kadınla flört ediyor olmasaydı orada olmayacaktı…

“O an ona sormak istediğim sorular vardı ama sözünü kesmek istemedim. Sachs hikâyeyi anlatmakta zorlanıyordu, tereddütler ve tuhaf sessizliklerle dolu bir trans halinde konuşuyordu ve bir şey söylersem onu şaşırtıp konuyu iyice dağıtırım diye korkuyordum. Dürüst olmak gerekirse, ne söylemeye çalıştığını pek anlamamıştım. Düşmesinin berbat bir deneyim olduğuna hiç şüphe yoktu ancak oraya varana kadar geçen önemsiz ufak olayları tarif etmek için harcadığı büyük çabayı aklım almamıştı. Maria’yla arasında olanlar bana sıradan, gerçekten hiçbir önemi olmayan, konuşmaya değmeyecek kadar klişe bir komedi gibi gelmişti.

Oysa Sachs’ın kafasında bunlar doğrudan bağlantılıydı. Biri diğerine yol açmıştı, yani düşmesi bir kaza ya da kötü şans anlamına gelmiyordu, son derece garip bir ceza şekliydi bu. Ona yanıldığını, kendine haksızlık ettiğini söylemek istedim ama söylemedim. Orada öylece oturup, kendi davranışlarını analiz ederken onu dinledim.”

Erkeklerin ve kadınların arkadaşlıktan farklı beklentileri olduğu söylenir; kadınlar sadakat, erkeklerse bağımsızlık peşindedir. Bu yüzden erkeklere ilişkiler, bağlanma ve sadakat konularını dinlemek zor gelir. Öte yandan kadınlar da arkadaşlarının kendi bildiklerini okumalarından hoşlanmaz, bunu kabul etmekte güçlük çekerler. Genel olarak bunların doğru olduğu söylenebilir ancak ilişkiler “genelde” kavramıyla var olamaz. İlişkiler bireylerin arasında oluşa gelir. Bu bireyler bir takım beklentilerle yetişmiş olsalar da, ilişkilerimizin yazgısı şartlandırılmış kişilik özelliklerimize değil, başkalarına nasıl davranmayı seçtiğimize bağlıdır.

İnsanlarla gerçek anlamda birlikte olmak -yani, onlara olmalarını istediğimiz gibi değil de oldukları gibi davranmak, çok da kolay bir beceri değildir. Bu yetkinlik kendimizin müstakil bir birey olarak farkında olmamıza, diğer bireyleri dinleyerek ilişki kurup onları bağımsız kişilikler olarak kabul etmemizle ilgilidir.

Maggie ve Liz’in dostlukları ortak ilgileri üzerine kuruluydu. Maggie’nün duyguları değişmeye başlayınca arkadaşlıkları zayışadı. İki arkadaş aralarında yeni gelişen bu farklılıkları nasıl hoş göreceklerini bilmiyordu. Maggie, ne zaman mutlu olsa Liz’e ihanet ediyormuş gibi hissediyordu. Hissettikleri duyguları birbirlerine nasıl anlatacaklarını ikisi de bilmiyordu. Liz kendini Maggie tarafından terk edilmiş gibi hissediyordu. Farklılıklar ve bunları konuşmadaki yetersizlikleri aralarında büyüyen bir uçurum yarattı. Arkadaşlar arasında konuşulamayan farklılıkların olduğu birçok örnekte olduğu gibi, bu dostların da bağları koptu.Maggie sonunda Dominic ile arasını düzeltince, Liz’le görüşmeyi tamamen kesti. Yıllar sonra birine öylesine “Ay işte, öyle koptuk gittik” diyecekti.

Arkadaşlarla Olan Uyuşmazlıkları Çözmek

Maggie kıskanç ve aşırı ilgi bekleyen erkek arkadaşıyla sorunlarını çözebilseydi, kendi kafasına uygun ve değerbilir arkadaşıyla arasındaki uyuşmazlıkları da çözemez miydi? İşte arkadaşların birbirini dinlemesindeki ironi böyle bir şeydir:

Arkadaşların birçok konu hakkında rahatça konuşabilmesini sağlayan ilişkinin seçici özelliği, konu kendi aralarındaki sorunları açıkça konuşmaya geldiğinde onları daha çekingen yapar.

Aile bağlarının yapıştırıcı doğası, bu tür ilişkilerdeki mutsuzluğumuzu dile getirmeyi daha önemli kılar. Arkadaşlar bazen şikâyetlerini birbirlerine anlatırken, kendi aralarındaki imrenme, kıskançlık veya içerleme gibi ciddi sorunlar hakkında konuşmaya daha az meyillidir. Çünkü arkadaşlar arasındaki bağlar aile bağları gibi zorunlu değildir. Bizde şikâyetlerimizi dile getirirsek arkadaşımızın bizi terk edeceği korkusu ağır basar. Ne yazık ki bu tür duygular güçlü olduğunda, arkadaşlıklar çoğu kez sona erer.

  • • •

Biri hakkında bir sıkıntınız varsa ve bu ilişkiyi kendiniz seçtiyseniz, bırakın gitsin. Fakat önem verdiğiniz biriyle ilgili bir sorununuz varsa, bunu ona anlatacak bir yol bulun.

  • • •

Bir şeyler onları rahatsız ettiğinde konuşmaya çekinen insanlar, cesur yüreklilerin kendilerine daha fazla güveni olduğunu farz ederler. Belki de gerçekten öyledir. Ama arkadaşlarına onları rahatsız eden şeyleri anlatan tanıdığım insanların çoğu, en az sessiz kalanlar kadar endişeliydi. Risk almalarını sağlayan şey yalnızca kendilerine olan saygıları ve duygularının haklılığı değil, aynı zamanda arkadaşlıklarına ve arkadaşlarına olan saygılarıydı.

Sizi rahatsız eden şeyi arkadaşınıza anlatmaktan ne kadar kaçınırsanız -diyelim ki her görüşmenizde arkadaşınızın üçüncü bir kişiyi yanında getirme alışkanlığından hoşlanmıyorsunuz- bu sıkıntı sizi o kadar fazla meşgul etmeye başlar. şikâyet edip etmemekle ilgili yaşadığınız tereddütlerde muhtemelen arkadaşınızın sizi duymak zorunda bıraktıracak şekilde siteminizi dile getirecek ikna edici cümleler düşünüyorsunuzdur. Aslında arkadaşlar arasındaki çıkmazı ifade etmenin en etkin yolu arkadaşınızın düşeceği durumu da hesaba katmaktır.

  • • •

Arkadaşınızın pozisyonunu bilmek onu konu hakkında kara kara düşünmekten kurtarıp söyleyeceklerinizi sizin tarafından dinlemeye açık hale getirir.

  • • •

Diyelim ki bir arkadaşınızla görüşmek için iletişime geçen taraf hep sizmişsiniz gibi görünüyor. Çetele tutan bir insan değilsiniz ama birlikte bir şeyler yapmak için sizi hiç davet etmemesi canınızı sıkıyor. Sizi gerçekten sevip sevmediğini merak etmeye başlarsınız. Saldırıya uğramış gibi hissedeceğini düşünerek ona bir şey söylemekte tereddüt edersiniz. Ne yapmalı? Bunları ona anlatın. Söylemek zorunda olduğunuz şeye karşı arkadaşınızın nasıl hissedebileceğini öngörerek empati yeteneğinizi kullanın. “Beni rahatsız eden bir şey var ama bunu sana söylemeye çekiniyorum çünkü seni suçladığımı düşünmeni istemiyorum. Aslında bu benim kendime olan güvensizliğimle ilgili…”

  • • •

Bazen dürüstçe şikâyet etmek bir arkadaşlığı kurtarabilir.

  • • •

Michelle Arlene’nin sürekli şikâyet etmesinden bıkmıştı -ahmak patronu, hiç bitmeyen ağrıları ve sancıları ve son derece zengin bir erkek-arkadaş-sorunları repertuarı… Ama ona da bir şey söylemek istemiyordu. Arlene’nin duygularını incitmeyi istemezdi. (Bize birinin sinirlenmesini istemediğimizde kendimize de bunları söylemez miyiz?) Bu yüzden de ona doğrudan bir şey söylemek yerine, Arlene aradığında müsait olmadığını söylemeye başladı ve arkadaşlıkları bozulup sona erdi.

Arkadaşlar kendilerini rahatsız eden konuları konuşmadıklarında, sıkıntılar ilişkiyi kemirir. Uyuşmazlıkları tamamen çözmese bile, birbirlerinin durumunu dinlemek büyük fark yaratır. Arkadaşlar arasındaki çıkmazı dile getirmek için en iyi başlangıç noktası kendi durumunuzu ifade etmek değil, arkadaşınızın ne hissedeceğini hesaba katmak ve onu bu konuşmayı ayrıntılara girmeye davet edecek şekilde bilgilendirmeye çalışmaktır.

Eğer bir tarafın tek yaptığı şikâyet etmekse, böyle arkadaşlıkların pek azı devam eder. Hepimizin kafası sorunlarla meşgul olabilir ancak dinlemek, özellikle de şikâyet dinlemek büyük bir külfettir. Karşılığını vermeksizin sizin onu dinleme isteğinizden faydalanmaya çalışan bir arkadaşınız varsa, bu durumdan bıkana kadar bu yükü taşımayı kabul edebilirsiniz -tıpkı uçuş mili biriktirmek gibi, ta ki arkadaşlığınızı bitirene kadar… Ya da sıkıntınızı söylersiniz, olur biter.

Koşu arkadaşlarımdan biri sürekli üvey oğlu hakkında şikâyet ediyordu. Anlayışlı bir şekilde dinliyor ve arada sırada tavsiye veriyordum. (Bunda sorun yok, ne de olsa diplomalıyım.) Ama arkadaşım birkaç dakikadan fazla konuşursa, kendine gelip (belki biraz benim diplomamdan dolayı) özür diliyordu. Ona ilişkimizde şikâyetin çift yönlü bir cadde olduğunu hatırlattım. Problemlerini dinlemekte sakınca görmüyordum çünkü benim sıkıntılarımı dinleyerek harcadığı zaman için kendisine minnettardım.

İki insan sessizliğe gömülmüşse, bir konu açmanın en iyi yolu karşı tarafın ne hissettiğini sormaktır. Bu özellikle karşılıklı yanlış anlaşmaları giderir. Hikâyenin kendinize ait kısmını anlatmakta çok acele etmeyin. Büyük yanlış anlaşılmalarda önce karşı tarafı dinlemeye odaklanın. Duygularınızı daha sonraya saklayın. Ancak arkadaşınız sizi incitirse ve bunun farkına varmazsa, sonuçta nasıl hissettiğinizi ona anlatmanız belki de arkadaşlığınızı zehirlenmekten kurtaracak tek yol olabilir.

Alice de kocası da hep ayrı ayrı akşam yemeğine çıkmak veya sinemaya gitmek gibi programlarında birbirlerinden bağımsız hareket ederlerdi. Alice’in arkadaşı Marie ise yanında kocası olmadan sosyalleşmekten rahatsızlık duyardı. Bu iki arkadaş bazen yalnız görüşseler de, Marie’nin tercih ettiği gibi, daha sıklıkla eşleri de varken bir araya geliyorlardı. İkisi de birbirlerinin farklı durumlarını anlıyor ancak ikisi de arkadaşını daha çok kendisinin idare ettiğini düşünüyordu. Giderek daha seyrek görüşmeye başladılar.

Marie kırgındı. Alice onun durumuna daha fazla anlayış göstermediği için hayal kırıklığına uğramıştı. Daha seyrek görüştükçe, Marie ne kadar kırıldığını düşünüp üzülüyordu, düşündükçe de Alice’le yüzleşmeyi hayal ediyordu. Alice’in duyguları da kendi duyguları gibi olabilir miydi acaba? Bu olasılığa pek ihtimal vermese de arkadaşlığını kurtarmak için bunun göze alabileceği bir risk olduğuna karar verdi.

Marie Alice’i arayıp eşler olmadan görüşmemeleri konusundaki sorunundan dolayı arkadaşını sıktığını tahmin ettiğini söyledi. Alice neler hissettiğinin anlaşılmış olmasıyla rahatlayarak, evet bu doğru dedi, ancak içinden bir sesin Marie’nin onunla tek başına görüşmek isteyecek kadar ondan hoşlanmadığını söylediğini de ekledi.

Marie Alice’in duygularına karşı ilgi gösterip aradaki buzları kırar kırmaz, iki arkadaş yanlış anlaşılmalar ve kırgınlıkları hakkında konuşmaya başlayabildi -bu duyguların konuşulması sıklıkla tehdit olarak görülür. Aradaki temel uyuşmazlık yok olmamıştı, Alice hala Marie ile tek başınayken görülmek istiyor ve Marie de kocası olmadan dışarı çıkmakta sorun yaşıyordu ancak bu konu daha fazla büyümedi. Artık iki arkadaş birbirlerini anlıyor ve dostlukları devam ediyor.

Bir Arkadaş Yapıcı Olarak Nasıl Eleştirilir?

Bir arkadaşı yalnızca dinlemenin size yanlış geldiği zamanlar olabilir. Tavsiye vermeniz gerektiğini düşünüyorsanız, önce tavsiyenizi duymak isteyip istemediğini arkadaşınıza sormanız iyi bir fikirdir.

“Bu konuda bir öneri duymak ister misin?”

“İkinci bir görüş almak ilgini çeker miydi?”

“Bunu yapmaya gerçekten karar verdin mi?”

Tavsiyeler eleştiri ima eder ve bu yüzden en iyi niyetli eleştiriler bile geri tepebilir. Yalnızca dürüst olmaya çalışıyorsunuzdur ya da belki de düşüncesizce davranıyorsunuzdur; ikisinde de eleştiriniz arkadaşınızı kendisini saldırıya uğramış gibi hissettirebilir. Bir arkadaşınıza bir şeyi değiştirmesini önerseniz ve o bununla ilgilenmiyorsa iyi anlamda da olsa yorumlarınız, arkadaşınızın kırılmasına neden olabilir.

Bazen öneride bulunduğumuz arkadaşımız sözümüzü dinlemezse reddedildiğimizi hissederiz.

“Madem dinlemeyecektin, neden öneride bulunmamı istedin?”

Tavsiye almak, konuyu irdelemektir, ille de uygulamak anlamına gelmez. En iyi öneri türü ise bağlayıcılığı olmayandır. İyi bir dinleyici arkadaşlarının önerilerini küçümsemeden kabul ya da reddetmelerine izin verir.

Daha ileri gitmeden önce arkadaşınızın başta yorumlarınızı nasıl bir tepki gösterdiğine bakın. Arkadaşınızı ikna etmek için değerlendirmelerinizin doğru olduğu konusunda ısrar etmeyin, onun ne yapacağına karar verme hakkına duyarsız kalmayın. Arkadaşınız tavsiyeniz karşısında savunmaya geçiyorsa geri çekilin ve onun konuşmasına izin verin.

 • •

Bakış açınızda ısrar etmeniz gereken zaman, sizin yapmanız gereken şey hakkında arkadaşınızla aynı fikirde olmadığınız zamandır, onun yapması gereken şey hakkında değil.

  • • •

Tavsiyeniz hakkında arkadaşınızın ne hissettiğinizden emin değilseniz, sorun.

“Ne düşünüyorsun?”

“Bununla ilgili daha fazla konuşmamı ister misin, istemez misin?”

“Devam edeyim mi yoksa az çok karar verdin mi?”

Arkadaşlar Birbirlerinden Sıkılır mı,
Yoksa Sadece Nasıl Dinlemek Gerektiğini
Unuturlar mı?

Fazlasıyla insan için arkadaşlık tarihçeleri kopan bağlantı öykülerinden oluşur. Arkadaşların kaybı birlikte yaşayan ve aynı kaderi paylaşan insanların kayıpları kadar yürek burkucu olmasa da, süreç benzerdir. Arkadaşlıklarımızı bir takım koşullar altında kurarız; lisede veya diyelim ki yeni bir işe başladığımızda ya da Maggie ve Liz gibi boşanmışlar kulübünde. Sonra birimiz, ya da ikimiz birden değişir; herkes kendi hayatına devam eder ve bağlantıyı sürdürmek güçleşir.

Yirmi yaşında evlenmemizin nedenleriyle otuz ya da altmış yaşında evli kalma sebeplerimiz aynı değildir. Fakat hayatta onları birbirine bağlayan daha az bağ olan arkadaşlar, yaşamlarında büyük değişiklikler olurken bu ilişkiyi sürdürmek için uğraş vermeye daha az meyillidirler. Zor geldiği zaman bile karşı tarafın farklılıklarına saygı gösterip dinlemeyi öğrenmek çok çaba gerektirir.

Gil ve Roy liseden arkadaştı. İkisi de iyi birer öğrenci ve basketbol oyuncusuydu, doğal olarak birbirlerini çekmişlerdi. Ortak ilgi alanlarına ve genç erkek çocukların şakalarıyla birbirlerini denemelerine dayanan bir arkadaşlıkları vardı. Buna dinlemek denilebilirse, birbirlerini dinlemeleri karşılıklı hava atmak şeklindeydi.

Yaşları ilerledikçe Gil Roy’un ona sürekli fırça atmasına katlanamamaya başlamıştı ama bir yandan da bu ona güç katıyordu. Diğer arkadaşları ise sadece sinirleniyordu. Bir keresinde otuzlu yaşlarındayken birlikte basketbol maçına gitmişlerdi. Roy gitmeden birkaç bira içmişti. Maç ünlü Kerim Abdül-Cabbar’ın Müslüman olmadan önceki Lew Alcindor ismini yeni değiştirdiği dönemdeydi ve bu olay nedense Roy’un haince esprilerinin hedefi olmuştu. Cabbar her atış kaçırdığında Roy “Hey Lew, iyi atıştı, Hey Lew!” diye bağırıyordu. Etraşarındaki insanları cidden rahatsız etmeye başlamıştı ama Gil o anda bir şey demedi. Maçtan sonra bir-iki adam Roy’un karşısına dikilip ona salak dedi ve gözlüğüne yumruk attı. Daha sonra Gil bu olayla dalga geçtiğinde Roy çok üzüldü ve iki arkadaş böylece küstüler.

Roy aradan iki yıl geçtikten sonra bir gün Gil’i aradı ve arkadaşlıkları yeniden başladı ancak artık biraz daha yüzeysel gibiydi. En azından Gil’e göre öyleydi. Roy ise hala ergen gibiydi. Durmadan sanki maçtaymış gibi pozisyon alıyor, skor atışı yapmak için doğru açıları arıyordu.

İki arkadaş lisenin yirminci yıl mezuniyet toplantısına katıldı. Gil duygusal dalgalanmalar yaşadı ve anılara gark oldu ama Roy o eski esprili haline devam etti. Daha sonra, Gil’in eski kız arkadaşıyla birlikte bir şeyler içmeye gittiler.

İki arkadaş barda oturup bir saat boyunca kadehleri tokuşturup iğneleyici yorumlar yapınca, hala heyecan verici bir güzelliğe sahip olan Janice aralarındaki eski rekabeti gündeme getirdi. Gil sonradan Janice’in bu gösterilerinden hiç etkilenmediğini düşünerek biraz utandı.

Gil epey bir zaman sonra Roy’un o gece Janice’i eve götürdüğünü ve bir ilişki yaşadıklarını öğrendi. Öğrenme şekli de şöyle olmuştu: Bir gün Roy onu çok üzgün bir şekilde aramış ve Janice’in onu terk ettiğini söylemişti. Gil öfkelendi. Roy’un bu yaptığı ona sinsice ve düşmanca görünüyordu. Sadece eski kız arkadaşının gönlünü fethedip onunla hesaplaşmakla kalmamış, üstelik bir de bunu ondan gizlemişti. Roy’un bu yaptığı alçaklık değilse, neden ona hiçbir şey anlatmamıştı? Yine de Roy acısını teselli etsin diye yanına gittiğinde Gil bağışlayıcı davrandı. Aynen arkadaşların yaptığı gibi…

İki arkadaşın tekrar görüşmeleri Gil’in Roy’u yıllık şirket pikniğine davet ettiğinde gerçekleşti. Roy yine birkaç bira içmişti ve Gil’in ona şirket çalışanları hakkında anlattığı özel konularla ilgili şakalar yapmaya başladı. Gil utanarak Roy’u susturmaya çalıştı ama pek başarılı olamadı. Ertesi hafta Gil Roy’a bir mektup yazıp ona artık güvenmediğini, bundan sonra görüşmek istemediğini ve Roy’un da onu aramamasını istediğini bildirdi.

Arkadaşından daha hızlı büyüyen ve ondan sıkıldığını anlayan, sonradan da ilk evliliğini bitiren Gil, artık bir yük haline gelen bu arkadaşlığı kendi isteğiyle omuzlarından atmasını oldukça özgürleştirici bulmuştu. Kendine saygının ilanı gibiydi. Arkadaşlıklarının nasıl sona erdiğini düşününce, Woody Allen’in sözünü hatırlamıştı: Bu dünyada en fazla anlam ifade eden şeyler, en zevkli şeylerdir ve kendiliklerinden gelir. Çaba harcaamakla olmaz.

Bazen böyle hissederiz ama hissettiğimiz gibi olmaz. Belki çocukken arkadaşlıklar kolaydır ama büyüdükçe çaba harcamamız gerekebilir. Arkadaş edinmek ve onları devam ettirmek eşyanın tabiatına aykırı olabilir ama bazı şeyleri yapmaya değdiği de doğrudur. Gil’in Roy ile arkadaşlığı aslında memnuniyet vermeyen türden olmasa bile ısrarla sürdürülen ilişkilere dönüşmüştü. Fakat sağlam temellere dayanan birçok arkadaşlık bile zaman zaman onarıma ihtiyaç duyar. Sizinle birlikte gelişen bir arkadaşlık için biraz çaba sarf etmek zorunda kalabilirsiniz.

Sizi hak ettiğiniz şekilde dinlemelerini sağlamanızın gereklerinden biri de, karşılıklı alışverişe dayanan ilişkiyi beslemektir. Yeni ilişkiler kuracak kadar açık ve çaba sarf etmeye değmeyecek ilişkileri bitirecek kadar seçici olmanız gerekir. İlişkileri derinleştirmek için kendinizi açmak ve dinlemek arasında bir denge sağlamalısınız. Ancak çoğumuz kendimizi kaçınılmaz olarak dinlemeyi bilmeyen insanlarla ilişkilerde sıkışıp kalmış buluveririz. Üzülüp kaderciliğe sığınmak yerine, onlara örnekler vererek ve gerekirse onlardan da bir örnek vermelerini isteyerek dinlemeyi öğretmek mümkündür.

Arkadaşlarının olması demek, onlara zaman ayırmak demektir. Eğer dostlar ikinci sırada geliyorsa, onlarla birlikte olamayacak kadar çok çalışıyorsanız, ne için çabalıyorsunuz ki? Arkadaşlıkları sürdürmek onlar için çaba harcamaya istekli olmak demektir. Elbette mütemadiyen değil ama zor olduğu zaman bile dinlemek ve gerekli olduğu zaman konuşmakla…

Dostluk için ilişkiyi zenginleştirmeye önem vermek gerekir. Bu da birbirine zaman yaratmak ve birbirini dinlemek için gerçek bir çaba harcamak manasına gelir. Ancak iş yerinde ilişkilerden daha önemli şeyler vardır, değil mi?