Bu yangında kuru da yanmıştır, yanında yaş da.
Bunu ayıramazsın,
engel olmak istersin ama olamazsın
veya engel olsan da diğerleri bunun için yine de seni suçlarlar.
“Yangını sen çıkardın” derler yaşadığın sürece.
Bunu da hayatına sürekli engel koyarak yaparlar.
Oysa onlar için de bir arınmadır bu,
yürümeyen, tıkanıp kalmış ilişkinin yakılması
ve anka kuşu gibi küllerden yeniden doğmak,
tamamen kusursuz, tamamen arınmış olarak.
Bu fırsatı kendine tanımışındır, sorumluluğunu da almışındır.
Ancak her zaman kibriti çakan suçludur.
Çünkü kolay olan yanmak ve yeniden doğmak değildir.
Kolay olan “bizi sen yaktın” demektir.
Evet sen yaktın,
yeniden doğmak için yaktın,
herşey tıkandığı için yaktın,
hayat akmadığı, aksine daha da kötüleştiği için,
kurtarmak için her yolu denediğin ancak başka çıkar yol bulamadığın için yaktın.

Bir seçim yaptın.
Tıkanmış olan,
sana ve seninle birlikte olanlara bir şey katmayan hayatı yaşama acizliği ile,
bu hayatı yakarak yeniden inşa etme cesareti arasında bir seçim yaptın.
Bu cesaret bir tek sende var,
bu kararlılığı gösteren sen oldun,
ama suçlu da sensin.
Sen nelerden vazgeçtin hiç düşünürler mi,
kolay mı zannederler o kibriti yakmak,
ateşe vermeden önce ortalığı, parmağın yanana kadar beklemek,
defalarca bunu tekrarlayıp her parmağın yandığında
“başka bir yol olabilir mi?” diye sorgulayıp tekrar yeniden her şeyi kurtarmaya çalışmak.

Dalmak gitmek kibrit elinde yanarken “acaba yeni ne yapabilirim?” diye.
Her şeyi denemek ve son kibriti çakarken şöyle düşünmek
“her yolu denedim, kurtarmanın başka yolu kalmadı”
buna gerçekten, yürekten inandığın anda çakarsın son kibriti kararlılıkla,
verirsin her şeyi ateşe.

Ateşin verdiği acıyla kıvranırsın bir süre,
diğerleri de seninle.
Suçlarlar sürekli “ateşi sen yaktın, bizi sen yaktın” diye.
Oysa ki sen önce kendini ateşe vermişindir,
önce sen yanmaya başlamışındır.

Bilirsin ki ateşle tüm vücudun arınacak ve küllerinden tekrar doğacaksın.
Korlar arasında kalırsın bir süre,
tüm derin sıyrılır bedeninden üzerindeki tüm zehirleri de akıtarak,
düşünürsün ümitsizce acaba bu korlar sönecek mi diye,
yanında bir su vardır üzerine döküp ateşi söndürmek
ve “vazgeçtim” ve “tekrar geldim” demek için,
uzanmak istersin o suya acılarına son vermek için,
o sırada etrafındakilerin de çığlıklarını duymaya başlarsın yanarken,
ben mi yaptım bunları, neden?” diye sorgularsın kendini,
“yakmadan önce ortalığı, her şeyi denedim mi gerçekten?” diye.
İşte en zor andır o, verdiğin cevap hayır ise ve acıya dayanamıyorsan
uzanıp suya söndürürsün yangını ve dönersin yine çıkmazına.
Cevap evet ise, güçlü bir çığlık kopar göğsünden
ve inançla haykırırsın herkesin duyması için
“ARTIK GERÇEKTEN BİTTİ….”

Söner ateş yavaş yavaş,
korların gücü azalır.
Boğazına kadar gömüldüğün korlar küllenir ve bir tepe oluşur.
Bitkin ve acılar içinde
son bir gayretle küllerin içinden çıkarsın
ve külden tepenin üzerinde bulursun kendini.
Yavaş yavaş duman da dağılır, güneş görünmeye başlar.
Güneş göründükçe, uzaklar daha çok aydınlanır.
Tepenin üzerinden en uzak noktaya bakarsın ve için tekrar ümitle dolar.
Etrafına bakarsın hala korlarının içinde debelenip duranları görürsün.
Elini uzatırsın, “artık bitti, çık etrafına bak, yeni ve aydınlık bir hayat başlıyor herkes için” dersin.
Ne fayda.
Onlar takılmıştır artık, sürekli “bizi sen yaktın” demeye ve
ateşleri söndüğü halde, küllerinin içinde boğulmaya devam ederler.
Çıkmazlar kendi kül tepelerinin üzerine,
yeni ve aydınlık uzakları görebilmek için.
Ve hep engellemeye çalışırlar seni yürümeye çalıştıkça…
 

Oysa sen, ufka yürürken emin adımlarla
Tekrarlarsın içinden, kendinden emin ve sürekli
ARTIK BİTTİ…..