Şu anda apartmanınızda yaşayan altı aileden biri alkolizmden etkileniyor. Köprü altı türü alkolikler, alkol bağımlılarının yalnızca yüzde üçünü teşkil ediyor. Diğerleri ev kadınları, sporcular, doktorlar, politikacılar, TV yıldızları, fabrika işçileri, profesörler, memurlar, patronlar… Yani herkes.

Çoğu insan alkolizmin ne olduğunu bilmiyor. Çünkü kimi alkol bağımlısı her gün içiyor, kimi ayda bir körkütük olana kadar içiyor. Kimi alkol bağımlısı sadece bira içiyor, kimi viski. Kimi alkol bağımlısı on beş yaşında, kimi altmış.

Bu ailelerin içinde çocuklar büyüyor. Bu çocukların yüzde altmış yetmişi de büyüdüklerinde alkol bağımlısı oluyor. Alkolizm nesilden nesle aktarılan bir bağımlılıktır; genetik olarak da ortam olarak da. Alkolizmin ailelerde beş nesil hüküm sürdüğü söyleniyor yani alkol bağımlısı bir aileden gelen sonraki dört nesil içmese bile beşinci nesilde alkolizm yine kendini gösterebiliyor.

Araştırmalar, alkol bağımlısı çocuklarının alkol bağımlısı olma ya da alkolik biriyle evlenme olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor. Bu olmasa bile çocuklarda duygusal ve psikolojik sorunlara mutlaka rastlanıyor. Bu tür çocuklar duygularını belirlemekte ve ifade etmekte güçlük çekiyor. Kimi çok katı ve kontrolcü oluyor, kimi başkalarına aşırı derecede bağımlı. Yaşamlarında korku ve suçluluk duygusu hâkim olan bu çocuklarda depresyon, aşırı kilo, yakınlık kuramama sıklıkla görülüyor. Bu insanlar çocukluk döneminde her çocuğun ihtiyaç duyduğu sevgi, yardım ve desteği alkolik aile ortamında alamadan büyüyor.

 

“Babam hep kızgındı, bir baltaya sap olamayacağımızı söyler dururdu, içki içtiği zamanlar hiç gürültü yapmamaya özen gösterirdik. Arkadaşlarımı eve davet etmem imkânsızdı. Babamın nasıl tepki göstereceğini asla bilemezdim. Bugün hâlâ arkadaşım yok.”

A.G. Otuz iki yaşında

“Annem de babam da içerdi ve sürekli kavga ederlerdi. Bizim sorumluluğumuzu taşımaktan nefret ettiklerini söylerlerdi. Demek ki ben ve kardeşlerim gereksiz varlıklardık. Acaba bizim yüzümüzden mi içiyorlardı? Odama kapanır ve hıçkırıklara boğulurdum. Bugün iki yıllık evliyim ve yirmi altı yaşındayım. Hâlâ hiçbir ilgim olmayan konularda bile kendimi suçlu hissediyorum.”

S.T. Yirmi altı yaşında

 

“Babam sürekli içerdi. Annem de bize bakmak için iki işte birden çalışırdı. Okulda başarılı bir öğrenciydim. Futbol takımının da yıldızıydım. Büyüdüğümde başarılı bir işadamı oldum ama hiçbir şey içimdeki boşluğu doldurmaya yetmedi. Bugün ben de içiyorum ve antidepresan haplara bağımlıyım.”

Y.K. Kırk iki yaşında

Bugün Türkiye’de bir alkoliğin gölgesinde büyüyen ve büyümüş yirmi dört milyon çocuk, genç, yetişkin insan var.

Alkolik ailede büyüyen çocuklar duygularını bastırmayı, yargılamayı, anne baba arasında taraf tutmayı öğrenir.

Bu çocuklar aile sırlarını saklamayı öğrenir.

Bu çocuklar yaşamlarını “kurtarmak” için “denge” sağlamayı öğrenir.

Bu dengeler nasıl sağlanıyor?

Tabii ki bir rol üstlenerek. Bu çocuklar şu anda ister yedi ister elli yedi yaşında olsun işte oynadıkları roller:

SORUMLU ÇOCUK

Genellikle ilk çocukların oynadığı roldür. Bu çocuk, yalnızca kendi sorumluluğunu üstlenmekle kalmaz, diğer aile üyelerinin sorumluluğunu da üstlenir. Yedi yaşındaki çocuk annesini yatırır. On yaşındaki çocuk akşam yemeğini hazırlar. On dört yaşındaki çocuk misafirleri ağırlar. On beş yaşındaki çocuk para kazanmaya çalışır. Eğer kardeşleri varsa sadece onların sorumluluklarını üstlenmekle kalmaz anne babasına da anne babalık eder.

 

Semra yirmi altı yaşında sorumlu bir yetişkin çocuk. Alkolik bir baba ve aşırı şişman bağımdaş bir anneden sayısını hatırlamadığı kadar dayak yiyerek, hareketlere maruz kalarak, müthiş bir değersizlik duygusu içinde büyüyor. Alkole para yetiştiremeyen ve çalışmaktan hoşlanmayan namus bekçisi baba, evin geçimini sağladığı için evli patronuyla ilişki kuran kızının “namussuzluğunu” görmezden geliyor. Semra’nın beş yaşındaki küçük kardeşinin sorumluluğu da adeta bir anne gibi Semra’ya ait. Anne kızını sürekli sömürmesine rağmen kızı bazen kendi hayatını da yaşamaya hakkı olduğunu söylediğinde ya hemen hastalanıyor ya da küçük kardeşini Semra’ya göstermemekle tehdit ediyor.

Annenin de, babanın da Semra’nın evli bir erkekle ilişki yaşaması işlerine geliyor. Öyle ya, kendine bir bluz bile almadan önce kırk kere düşünen Semra, bekâr birisiyle ilişki kurup evlenirse onlara kim bakacak?

Semra bugünlerde işinden de sevgilisinden de ayrılmak, kendine yeni bir hayat kurmak istiyor. Onu bu konuda engelleyen, bencillikle suçlayan kim dersiniz? Bildiniz! Annesi ve babası.

YATIŞTIRICI ÇOCUK

Birden fazla çocuk olan her evde mutlaka “duyarlı” bir çocuk vardır. Aile üyelerine kendilerini “iyi hissettirme” görevi bu çocuğa aittir. Herkes adına özür dileyen odur. Hiçbir konuda kimseyle asla tartışmaya girmeyen odur.

Başkaları adına günde on beş kez özür dileyen çocuk, her konuda herkese “çok haklısın, doğru söylüyorsun” diyen yetişkin, yatıştırıcı çocuktur.

Bugün otuz yedi yaşında olan Süleyman, “Çocukluğumda annemin neden sürekli içtiğini anlayamazdım. Bu kadar mutsuzsa nedeni ben olmalıydım. Ona ve onun adına sürekli özür dileyerek her şeyi düzeltmeye çalışıyordum” diyor.

Bu duyarlı çocuklar büyüdüklerinde de başkaları tarafından “iyi insan” olarak tanımlanır. Süleyman bugün de iş ortağının alkol bağımlısı eşinin patavatsızlıklarından, hakaret dolu saldırgan davranışlarından ve kırdığı potlardan bile kendini sorumlu görüyor. Ve onun adına herkesten özür diliyor.

Sorumlu ve yatıştırıcı roller bazen bir çocukta toplanabilir; tıpkı Semra’da olduğu gibi.

Aileler yatıştırıcı çocuklarıyla iftihar eder. Paylaşmayı bildiği, hiç bencil bir çocuk olmadığı için onunla övünürler. Anne, baba bir yatıştırıcı çocuğun hayal kırıklığına uğrayabileceği konusunda endişe bile etmez. Çünkü bu çocuk, asla hayal kırıklığını göstermez. Kimseyi üzmemesi gerektiğine inanır.

 

Sezgin on altı yaşında alkolik bir anne ile işkolik bir babanın tek kızıydı. O hem sorumlu hem de yatıştırıcı bir çocuktu. Uysal bir genç kız olduğu için okulda da çok seviliyordu. Okul dönüşü tüm ev işlerini yapıyordu. Yemekleri hazırlıyor ve annesinin bitmez tükenmez sarhoş muhabbetine, babası hakkındaki şikâyetlerine katlanarak ona “sen haklısın anneciğim” diyordu. Sezgin asla şikayet etmeyen, konu kendisi olduğunda ustaca ilgiyi başkalarına yönelten bir çocuktu. Sezgin, gençliğinin baharında kalp rahatsızlığından aniden öldü.

UYUMLU ÇOCUK

Bu çocuk da aynı yatıştırıcı çocuk gibi yumuşak başlıdır. Ama her türlü sorunun kendi adına bile üstesinden gelmeye çalışmak yerine “nasıl olsa elimden bir şey gelmez” diyerek anında duruma uyum sağlar. Babasının ayıkken verdiği sözleri sarhoşken tutmaması karşısında annesine, “Boş ver, önemli değil!” der. Kendi duygularından olduğu gibi, aile üyelerinden de en uzak duran bu çocuk diğer kardeşleri ve anne babası tarafından “bencil” olarak nitelendirilir. Evde en az vakit geçiren, arkadaşlarını aile gibi görüp onlarla en çok zaman harcayan bu çocuktur.

Sorumlu ve yatıştırıcı çocuklar aile üyeleri ile ilişki içinde olduğu için ailede bir yerleri vardır. Oysa uyumlu çocuğun varlığı da yokluğu da fark edilmez. Odasına kapanır ne kimseyi rahatsız eder ne de rahatsız edilmek ister. Sorunları yadsır, her şey normalmiş gibi davranır. Evi özellikle ilk gençlik yıllarından itibaren otel gibi kullanır. Evde ne kadar az zaman geçirirse o kadar iyidir.

Lise mezuniyet gecesinde bile hazırlanıp, giyinip kuşanmışken sarhoş babanın “Nereye gidiyorsun? Bir yere gidemezsin” diye bağırması karşısında odasına döner, kıyafetini değiştirir ve müziğini dinler. Nasıl olsa sarhoş babasıyla tartışmanın bir yarar sağlamayacağını bilir.

“Düşünmez ve hissetmezsen incinmezsin!” bu çocukların parolasıdır. Alkolik çocukları arasında en erken yaşta gizlice içmeye başlayan, uyumlu çocuk, açık açık alkol ve uyuşturucu kullanan ise “olay çocuk”tur.

OLAY ÇOCUK

Kendi üzerlerine ilgiyi çekmekten kaçınan sorumlu, yatıştırıcı ve uyumlu çocukların aksine olay çocuk, “negatif ilgi”yi üzerine çeken en kızgın çocuktur. Hırsızlık yapmak, sürekli yalan söylemek, okulda olay çıkararak sık sık disiplin kuruluna verilmek, ebeveynlerin sık sık okula çağrılması olay çocuk davranışlarıdır. Küçücük yaşta hamile kalan, okulu yarıda bırakan, evden kaçan, on iki yaşında alkole, on üç yaşında diğer uyuşturuculara başlayan çocuk olay çocuktur.

Bu çocuklar sürekli sorun yaratır, toplum tarafından onaylanmayan davranışlarda bulunur. İlgiyi kendi üzerlerine yoğunlaştırmaya çalışır. Genç suçlular, anne babaların psikolog psikolog dolaşarak iyileştirmeye çalıştıkları çocuklar olay çocuklardır. Bu çocuklar gerçek duygularını yetişkinlere açamayacak kadar yetersizlik ve değersizlik duyguları içindedir.

Aşırı bencil, tutarsız, çocuklarını aşağılayan anne babalar, çocuklarının “Benimle ilgilenin!” çığlıklarını duymazlar bile. Çocuk ihtiyacı olan ilgiyi bir şekilde alacaktır. Ya “çok iyi” çocuk olarak ya da sorun yaratarak.

Olay çocuklar yalnızca anne babalarının mı ilgisini çekmeyi başarır? Tabii ki değil. Bu çocuklar, polisin, öğretmenlerin, hakimlerin, psikologların da ilgisini çekmeyi başarırlar.

Bir kural değil fakat genellikle görünen tablo şu oluyor:

Sorumlu çocuk, ihtiyacı olan ilgiyi, anne babadan olmasa da çevrenin takdirleriyle alıyor. Büyüdüğünde de alkolik olan ya da olacak olan eşlerle evlenerek sorumlu ve kurtarıcı rollerini sürdürüyorlar. Büyüdüklerinde en az alkolik ama en çok işkolik veya kilo sorunu olanlar bu gruptan çıkıyor.

Yatıştırıcı çocuk büyüdüğünde de “iyi insan” olmayı sürdürüyor. Bir yudum sevgi uğruna, sevdiklerini sandıkları kişilerden onay görme adına, paspas olmaya, aşırı fedakâr olmaya en yatkın kişiler oluyor. Bu tipler, (içkiyle sorunları olan) genellikle evde içen kendi sorunlarını yatıştıran ve kavga dövüş yaratmadan sızan alkol bağımlılarıdır. Depresyon ve panik ataklardan en çok mustarip olanlar da yine onlar oluyor.

Uyumlu çocuklar “arkadaş budalası” oldukları için yetişkin olduklarında da aynı budalalığı sürdürüyorlar. Evli bile olsalar her akşam aynı barda ya da aynı meyhanede aynı arkadaş grubuyla içen “akşamcıları” görürseniz uyumlu çocuklar grubunu görüyorsunuz demektir. Evde eş, çocuklarını tek başına büyütürken o barda kendisini “seven ve anlayan” arkadaşlarının arasındadır.

Olay çocuklara gelince…Sevdiği takım kazandığı için, mutlu olduğu için, mutsuz olduğu için havaya ateş eden kişi, Meclis’te kafası kızdığı için silah çeken milletvekili, evinde ailesine terör estiren kişi, nara atan kabadayı, her türlü çeteye dahil olarak kendisini “önemli” hisseden kişi, öğrencilerine dayak atan öğretmen, çalışanlarını aşağılayan patron, yazılarıyla herkese saldıran “büyük” köşe yazarı olay çocuktur. Kumarbazlar en çok bu gruptan çıkar.

Olay çocukların işteki kilitli çekmecesine bakarsanız orada içki stokuyla karşılaşmanız büyük olasılıktır.

Bir zamanlar bu çocuklar korku doluydu, üzgündü, kızgındı, utanç ve suçluluk doluydu. Anne ya da babalarının içmesinden son derece rahatsızlık duyuyorlardı; duygularını dile getiremeseler de…

Ve bu çocuklar bir dönem de kendilerine söz vermişlerdi. Ben büyüyünce asla içmeyeceğim. BU ASLA BENİM BAŞIMA GELMEYECEK.

Bu çocuklar büyüdüler. Bugün çocukları aynı şeyi söylüyor: ASLA BENİM BAŞIMA GELMEYECEK.

Ve bu satırları okuyan alkolik yetişkin de şöyle söylüyor: “Alkolün tadını seviyorum. Ama ben alkolik değilim.”

Bu çocuklar hangi rolü üstlenmiş olurlarsa olsunlar, psikolojik ve ruhsal gelişmelerinde bir çocuk olarak kalırlar. Kontrol, güven, bağımlılık ve duygularını ifade etmekte sorunlar yaşarlar. Büyüdüklerinde yakın ilişkilerde güçlük ve yalnızlık çekerler.

Şunu da unutmayalım. Çocuklara alkolizm hakkında bilgi vermek onların alkol bağımlısı olmasını asla önleyemez. Bilgi yeterli değildir. Psikolojik, duygusal, fiziksel ve sosyal destek gereklidir, gereklidir, gereklidir…

Nil Gün

Kuraldışı Yayıncılık.1998

Yalanlar ve Gerçekler 

https://play.google.com/store/books

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/asla-benim-basima-gelmez/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/asla-benim-basima-gelmez/" data-text="Asla Benim Başıma Gelmez" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/asla-benim-basima-gelmez/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/asla-benim-basima-gelmez/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/5/2016/05/nilgun1.jpg"><img class="alignright wp-image-10880 size-full" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/5/2016/05/nilgun1.jpg" alt="nilgun" width="169" height="215" /></a></p> <p>1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.<br /> 1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.<br /> Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.<br /> International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.<br /> Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.<br /> Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.<br /> Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)<br /> Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.<br /> Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.<br /> Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.<br /> Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.</p>