Babalar ve çocuklar… Bir labirentin iki ucu gibiler. Kavuşması güç.

Özlemek bir babayı ve bunu kendinden bile saklamak… Özlemeyi istememek, özlediğini kabullenmemek… Duvarlarını baba örmüştür o labirentin. Öyle örmüştür ki demirdendir o duvarlar, yıkılması güç hatta imkânsızdır bir saatten sonra. Yıkmak isteyen babadır artık; bunun için çaba gösteren; evladı göstermedi diye küsen. Babaya göre o duvar çocuklarının kendisine saygı göstermesi, yerini bilmesi için gereklidir. Peki bir evladın babadaki yeri ne olmalıdır ki duvarlara gerek olsun?

Kırgındır baba evlada ve haklıdır kendine göre… Sevgi vermeden sevgi bekler evlattan baba. Ama çocuğun duyduğu tek şey saygıdır az da olsa. Azdır o saygı çünkü sevgi ile güçlenmemiştir… Şimdi günler, aylar, yıllar vardır o labirentin koridorlarında.. Evlat adım atmak istemez artık. Baba ürkektir artık o duvarlara neden olduğu için…

Babayı özlemeyi istememek ne acıdır aslında… Baba kelimesine yabancı kalmak bir süre sonra… “Babam” dediğinde bir yabancılık hissetmek, ne kadar da acıdır aslında…. Bayramlarda hatırlayamamak babayı. Doğum gününde “acaba aklına gelmiş midir” diye içinin acıması insanın. Çocuklarının öyle bir babaya sahip olmaması için tüm erkeklere oymuş gibi bakmak ve korkmak geleceğini kurmaktan…

Bir çocuğun babasız büyüdüğüne seyirci kalmak ve aslında o yokluğun çocuk için çok da büyük bir kayıp olmadığını bilmek…

En mutlu günlerinde yanında olmaması babanın ve çocuklarının aklına bile gelmemesi… Mezuniyette kep atarken, askerde yemin törenindeyken, sünnet olup erkekliğe ilk adım atarken, gelin olup evden çıkarken ve gelin getirirken bir babanın yanında olmaması… Yeni hayat kurarken, evlat sahibi olurken babanın yanında olmaması… Ne de can yakıcıdır. Ama her şeye rağmen özlemeyi istememek. “Keşke o da olsaydı” diyememek daha da acıdır.

Başarının asıl sebebinin aslında babanın yanında olmaması… Bunu bilmek… Babanın başarının önünde bir duvar olması…

Aslında çok sevmiştir baba evladı. Ama asla göstermemiştir bunu evladına.

Bir babanın sesini yıllarca duymamak, yüzünü görmemek ve bunu bir kayıp olarak görmemek…