Biliyorum bu konuda zaman zaman çok sıkıntı duyuyorsun. Bazen geçsin diye başını duvarlara vurasın geliyor, bazen de, hatta çoğu zaman çaresizce oturup geçmesini bekliyorsun. Ya da ilaç alıp mideni riske atıp baş ağrına son veriyorsun. Anlıyorum seni, o acı varken ilacın midesine vereceği zararı kim düşünebilir ki?

İşte senin en büyük hatan kendini düşünmemen! Senin en büyük hatan başkasına verdiğin değerin küçücük bir kısmını kendine vermemen! Geçici rahatlamalar senin için yeterli oluyor çoğu zaman değil mi?

Yaşamın sana sunduğu zorluklar karşısında bu kadar aciz kalman ve sana bahşedilen o koca vücudun ne anlama geldiğini duyumsamadan nefes alıp vermen gerçekten çok acı…

İlaçların kölesi olduğunu fark ederek yaşamak, ayağına prangalar vurulmuş bir şekilde yürümekten farksızdır.

Aslında onlar birer tuğla sadece. Senin geleceğin için oluşturacağın sevgi evinin yapımı için verilmiş birer tuğladır ilaçlar. O tuğlalar yaşamın içine girmiş olabilir, ama onlar asla bir sevgi evi olamazlar.

Sevgi evini en güzel şekilde inşa edecek olan sadece sensin!

Bunu fark ederek yaşadığın sürece gerçek sağlığı ve huzuru da bulacaksın.

Şimdi seninle birlikte kısa bir düş yolculuğuna çıkalım ve bu yolculuk sonunda baş ağrımızı gittiğimiz yerde bırakarak evimize geri dönelim.
Öncelikle zihninde dolaşan gereksiz her şeyden arınmanı istiyorum. Çünkü beyninde dikenler barındırırken sevgi evinin bahçesindeki gülleri kucaklayamazsın! Birazdan senden lavabonun başına gitmeni isteyeceğim. Oraya gittiğinde musluğu hafifçe aç. Su tüm berraklığı ile lavabonun içine doğru süzülsün. Bir dakika kadar hiçbir şey düşünmeden sadece suyun akışını gözle ve onun dinginlik veren eşsiz sesine kulak ver.

Sonra gözlerini kapat ve başını hafifçe eğ lavaboya doğru, su akmaya devam etsin. Sesini duyumsa sadece. Şimdi zihninde boş yere birikmiş ve sana ağırlık veren bütün düşünceleri bir araya topla. Zihninde dağılmış durumdalar ve sen onları bir araya toplayarak birleştiriyorsun. Onları yuvarla şimdi tıpkı hamur yuvarlar gibi! Ceviz büyüklüğünde mavi bir taş biçimini alsınlar zihninde.

Şimdi de ceviz büyüklüğündeki bu mavimsi taşın ufacık parçalar halinde olduğunu betimle. Bezelye kadar ufacık oldular. Bir yandan su hala akıyor yavaş yavaş. Başını biraz daha eğ lavaboya doğru ve zihnindeki bezelye kadar ufak bu parçaların yavaş yavaş alnına doğru aktığını gör. Şimdi burun direklerindeler ve adeta dışarı çıkmak için sıra halinde bekliyorlar. Ve burnunun sağ ve sol deliklerinden dökülmeye başladılar. Zihninin içinde zerre kadarı kalmadı. Şimdi gözlerini aç ve lavaboya dökülen zihnindeki tüm gereksiz düşüncelerin suyla birlikte akıp gittiğini gör. Zihnin artık tüm gereksiz düşüncelerden arındı ve su ile birlikte kaybolup gittiler gözlerinin önünden.

Şimdi sarı bir ışık düşle tam karşında sıcacık duygular ile senin olmak istiyor. Yavaş yavaş yüzüne doğru yaklaşıyor ve burun deliklerinden süzülüp önce alnına oradan da zihninin içine doğru yayılıyor sarı ışık. Tatlı bir sıcaklık hissediyorsun şimdi. Ve gözlerini açabilirsin.
Aslında baş ağrısı dediğin zihninde birikmiş gereksiz düşüncelerin alevlenmesiydi. Şimdi o alevi yine düşünce gücün ile söndürdün ve zihnine eşsiz bir dinginlik kattın.

Bu arada unutma, sen ilaçların değil, onlar senin kölen olacak. Sen kimseye muhtaç değilsin yaratandan başka…