Bir okur, bana başlıkta gördüğünüz soruyu yöneltti.

Ben de şu soruyu sorayım. Bebeklerin nefes almaları için ağlamaya ihtiyaçları var mı? Ağlamadan da nefes alabilirler mi?

Bebeğin doğar doğmaz ayaklarından tutularak baş aşağı çevrildiği ve doktorun poposuna attığı şaplakla avazı çıktığı kadar ağlamasının normal ve gerekli kabul edildiği bir resim vardır çoğumuzun zihninde. Çocuğun ağlaması, nefes aldığının delili olarak görülür. Bebeğin ağlamasının annesini güldürdüğü tek ağlama sesidir bu.

İnsan mutluluktan da mutsuzluktan da ağlayabilen bir varlıktır. Yeni doğan bebeğin mutluluktan ağladığını söyleyemeyeceğimize göre,  ağlama nedeninin ilk nefesini almasından dolayı değil, şaplağın ve pozisyonun verdiği rahatsızlıktan da olabileceğini de düşünebiliriz..  Siz baş aşağı tutularak poponuza şaplak vurulduğunu hayal edin. Hiç mutlu olmazdınız, bu çaresiz durumunuzu bağırarak protesto ederdiniz değil mi? Bu tür uygulamaların bebeğe hiç de “dünyaya hoş geldin” mesajı vermediği ortada. Düşünsenize, ilk hissettiğiniz dokunuş, ilk  ten teması… bir şaplak. Bebeğin doğar doğmaz hayatında ilk deneyimlediği şeyin şaplaklı “şiddet” olması epey stresli olmalı.

BÜTÜN BEBEKLER AĞLIYOR MU?

Hayır! Doğar doğmaz ilk nefesini alan bütün bebekler ağlamıyor.  Sadece ilk hava ciğerlerine dolduğunda sadece bir iki saniye süren hafif bir viyak sesi çıkarıyor, o kadar. Oysa doğar doğmaz birkaç saniye içinde annesiyle ten teması yaşamayan, annesine hemen kavuşamayan bütün bebekler ağlıyor.

1980’li yılların sonlarında,  “suda doğum” u Türkiye’de başlatmış olmanın hazzını yaşayan biri olarak, ülkemizin ilk suda doğan bebeğinin  “dula”sı olmuştum. Tabii o yıllarda dulalık diye bir şey bilinmiyordu Türkiye’de. Ama cesur bir annenin razı gelmesiyle ve bir doktoru ikna ederek Türkiye’de ilk suda doğumun gerçekleşmesi hayalimi gerçekleştirmiştim. Bebiş, hiç ağlamadı. Doğar doğmaz kordonu kesilmeden annesinin kucağına verildi ve meme emmeye başladı. Anne ve bebek çıplak ten teması yaşarken, bebeğin anneyle göz teması kurmasını da seyretmek büyüleyiciydi.

Doğal doğumun öncülerinden Dr. Leboyer  “Şiddetsiz Doğum”  başlıklı kitabında doğal bir doğumda avaz avaz ağlayan bebeğin yerinin olmadığını söylüyor.

İşte doğal doğum yapan birkaç annenin söyledikleri:

Ben evde doğum yapmayı tercih ettim. Tıpkı, annemin beni doğurduğu gibi. Ama ebe eve gelemeden bebeğimiz geldi ve annemin eline doğdu. Bebeğim hiç ağlamadı. Rengi pespembeydi ve çok sağlıklı görünüyordu. Odamız loş ve etrafta kalabalık olmadığı için bebeğimiz sakin ve rahimde alışkın olduğu ortama yakın bir ortamda doğdu.”

“Beklenenden erken doğum yapmama rağmen, ısrarla talep ederek bebeğimi kucağıma aldım. Onu beş altı dakika kadar kucağımda tutmayı  başardım. Öpüp kokladım. Çok kolay doğdu ve hiç ağlamadı. Ama kucağımdan aldıklarında ağlamaya başladı.”

” Bebeğim doğar doğmaz hafif bir ses çıkardı ama ağlamadı.  Gayet rahat nefes alıyordu ve gözleri açık etrafa bakıyordu.”

” Oğlumu hastanede doğurdum. Güya doğal doğum yaptım. Parlak ışıklar ve odaya girip çıkanlar ağlaması için yeterli nedendi. Onu temizleyip, tartıp getirdiklerinde hala ağlıyordu.”

 

Televizyon, filmler ve medya doğumu korkutucu gösteriyor. Birçok kadın doğal doğum yapmaktan korkuyor. Doğar doğmaz bebeğin poposuna şaplak atarak avaz avaz ağlatmak da bu şiddetin bir parçası. Sanıyoruz ki, ağlamak, bebeğin nefes almaya başladığının olmazsa olmaz göstergesi. Oysa doğum son derece doğal, harikulade büyüleyici bir süreç. Anne adaylarının doğum öncesinde doğal doğumla ilgili videolar izlemelerini öneririm. Bu doğumlarda bebekler ağlamıyor ve anneler acıdan kıvranmıyor. Hem annelerde hem bebeklerde sükunet ve huzur hakim.

Bebeğin doğar doğmaz nefes almaya ihtiyacı var ağlamaya değil.  Bebekler ağlamadan da nefes alabiliyor, değil mi?

Özetle; bebeklerin nefes almak için ağlamaları gerekmiyor.  Bebek, doğum kanalından geçerken sıvı dolu akciğerleri sıkışarak boşalır. Doğum anında ısıdaki ani düşüş, bebeğin nefes alma refleksini tetikler. Bu refleks hayat boyu bizimle kalır.

 

Ben de evde ebeyle doğan ve doğar doğmaz ağlamayan bebeklerden biri olarak bu yazıyı keyifle yazdığımı söylemeliyim.

Sevgiyle hoşça olun.

Nil Gün

nilgun@kuraldisi.com

 

 

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/bebegin-dogar-dogmaz-aglamasi-gerekli-mi/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/bebegin-dogar-dogmaz-aglamasi-gerekli-mi/" data-text="Bebeğin Doğar Doğmaz Ağlaması Gerekli mi?" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/bebegin-dogar-dogmaz-aglamasi-gerekli-mi/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/bebegin-dogar-dogmaz-aglamasi-gerekli-mi/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/5/2016/05/nilgun1.jpg"><img class="alignright wp-image-10880 size-full" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/5/2016/05/nilgun1.jpg" alt="nilgun" width="169" height="215" /></a></p> <p>1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.<br /> 1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.<br /> Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.<br /> International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.<br /> Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.<br /> Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.<br /> Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)<br /> Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.<br /> Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.<br /> Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.<br /> Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.</p>