Yılbaşı yaklaşıyor. Otuz gün sonra yeni bir yıla gireceğiz. Aralık ayı boyunca yeni yıla ait güzel umutlar yeşerteceğiz kalplerimizde. Yeni yıl dileklerimizi dileyeceğiz, hedeflerimizi yazacağız, başlayacaklarımızın ve vazgeçeceklerimizin listesini yapacağız. Bir yandan yılbaşı hediyelerimizi alırken bir yandan da yılbaşı gecesi organizasyonumuzun peşine düşeceğiz.

Bir heyecan, pür heyecan; yılbaşı perisinin damarlarımıza zerk ettiği adrenalinin etkisi ile her zamankindan daha neşeli, daha enerjik, daha olumlu olacağız.

Yalnız, arada bir, şimdiye kadar yaşadığımız hayatın hesabını yapıyor bulacağız kendimizi. Kariyer, ilişkiler, ebeveynlik derken bu muhasebeden hoşnut olmadığımızı hissettiğimiz zamanlar olacak. Hatta zaman zaman “… iyi de, … konusunda ne var ki elimde, koca bir hiç” diyeceğiz kendimize.

Yılbaşı perisi bu düşünceleri hemen uzaklaştıracak bizden, içiniz rahat olsun. Yeni yıla umutla, mutlulukla gireceğiz. O gece tek başımıza olsak da kendimizi iyi hissedeceğiz. Çünkü yeni yıl, içinde taşıdığı anlamla, bize geldiği gece, kocaman, harika, janjanlı bir hediye paketi şeklinde gelecek ve çok cazip olacak. Gözümüzü kamaştıracak. Yüzümüze gülücük konduracak. Güzel rüyalar sunacak uykumuza. Her yılbaşı gecesi yaptığı gibi…

Yeni yıla girdikten bir süre sonra, hedefler tutturulamazken, dilekler etkisini yitirirken, başlanacaklara başlanamaz, vazgeçileceklerden vazgeçilemezken, yukarıdaki muhasebe geri gelecek. Rahatsız edecek. “İşte her sene olan yine oluyor, kendime söz verip, verip tutamıyorum,” söylemleri moralimizi bozacak. “Ben zaten … konusunda her zaman başarısızım, yeni yılda değişen ne ki!” cümleleri zihnimizde dolaşmaya başlayacak.

Yeni yıl adrenalini vücudumuzu terk ederken geride kalan gerçekler, aslında her zaman bizim olan gerçekler, sanki daha çirkin gözükecek gözümüze. Onlarla adım adım barışıp, adım adım değişip, adım adım dönüşürken, yeni yılla her şey bir anda değişip dönüşecekmiş yanılgısına kapılacağız. Bu moralimizi bozacak, çok bozacak…

Abartıyor muyum? Evet, bilerek ve isteyerek abartıyorum. Çünkü biz insanlar da zaman zaman gerçekten abartıyoruz. Baştan sona varlığımızı siliyoruz ve muhasebelerimizin uç noktasında “Varlığımın ne anlamı var ki? Ben olmasam da olurdu! Ben baştan aşağıya yanlışım…” a kadar götürüyoruz işi.

Bu durumda bulursanız kendinizi, kendinize aşağıdaki soruları sormanızı, cevapları detaylı ve olumluya odaklanarak yazmanızı tavsiye ediyorum. Sanki yılbaşı perisi elinizden tutmuş, sizi geçmişinizde ve bugününüzde dolaştırıp, yaşamınıza ve başka yaşamlara katkılarınızı size gösteriyormuş gibi… Çok önemli ve etkili olan bu çalışmada yazdıklarınıza siz bile şaşırabilirsiniz.:)

Ben doğmamış olsaydım ailemde neler eksik kalırdı?
Ben doğmamış olsaydım yaşamım boyunca tanıdığım insanların yaşamlarında neler eksik olurdu?
Benim var olmamın şu anda hayatımda olan insanlar ve kurumlar açısından önemi ve etkisi nedir?
Ben var olmazsam insanlar yaşamlarında nelerin eksikliklerini hissederler?
Ben yaşamım boyunca insanların yaşamlarını nasıl olumlu etkiledim?
Ben insanların yaşamlarını nasıl olumlu değiştirdim?
Yaşamına girip çıktığım insanlara ne katıyorum?
Yaşam misyonum ne?

Bu sorulara istediğiniz kadar ekleme yapabilirsiniz. Zaten kaptırıp da yazarken kendiliğinden çok daha fazlası bilincinizden ve bilinçaltınızdan kağıda dökülecektir.

Ve en son satıra sevgiyle yazın lütfen:

“Varlığım evrenin bana armağanıdır ve varoluşum, ilk anımdan bu ana, kendime ve tüm evrene armağanımdır.”