Çok usta ve hayranı olduğum bir sanatçı ile oyunculuktan söz açılınca, söylediklerim benim bile ilgimi çekti… Ama karşımdakine kabul ettiremediğim düşüncelerim oldu ve sohbetimiz esnasında aslında yüksek sesle düşündüklerimi yazmak istedim… Çünkü hangi meslekte olursa olsun profesyonellik insana esnekliğini kaybettiriyor, belli kalıplar içine girince de artık esneyemediği için kırılıveriyor insan.

Burada büyük bir ustanın oyunculukla söylediklerini hatırlıyorum. Stanislavski der ki: Sanatta kendinizi değil, kendinizdeki sanatı sevin.  Stanislavski oyun tekniğini geliştirirken Freud’dan büyük ölçüde yararlanmış ve oyuncunun bilinçaltını açığa çıkarmasını sağlayan teknikler koymuştu. Benim de söylediğim tam da bu idi: İçimizdekiler…

Hani zaman zaman ortaya çıkan içimizdeki diğer “ben”lerimiz… Hani kimi zaman karşımızdakini şaşırtıp, “hiç ondan beklemezdim…” dedirten “ötekiler”… Kendimizle ilgilenirken zaman zaman aklımızı çelen diğer kişiliklerimiz…

Profesyonel yardıma mecbur kaldığımızda bize dedikleri kişilik bölünmesini farkında olmadan hep yaşamıyor muyuz acaba?

Ben yaşıyorum…Öteki benleri biliyorum… Onları saklarken çok sıkıntı çektim. Ama tiyatroya merak saldığım yıllarda bana çok yardımcı oldular; onları konuşturdum, yaşattım ve bu arada onlarla yüzleştim. İtiraf ederim ki onlara çok şey borçluyum.  Benim kişiliğimin tüm renklerini onlar veriyor… Ama aralarında acımasızlıklarıyla ciddi ciddi beni korkutanlar da var, melek gibi tavırlarıyla şaşırtanlar da…

İçimde bir Marie Antoinette var ki; asla lüksten taviz vermez… Pazarlık etmez, pazara da gitmez zaten, ayrıca sevdiğine hizmet vermeyi de kendine yakıştıramaz, lüks mağazalardan, parfümerilerden seçer ihtiyaçlarını… Hiç parasızlıktan bahsettiğini duymazsınız!

Ama dünyanın neresinde olursa olsun, Güney Amerikalı paspal küçük boylu adamların müzik yaptığı yerde, “Tutmayın beni,” diyer biri daha var içimde… Cenevre’de, Paris’te, Amsterdam ya da Barnselyona’da hep arkalarından gitmek istedim… ”Ben o And dağlarına çıkmalı, o çirkin adamlara bir nebze müzik karşılığı hayatımı vermeliyim,”…diyorum!

Bir de zaman zaman dünyanın en güzel kadını olma eğilimine yenik düşüyorum ki, işte o gerçekten ürkütücü!..

Bu da benim tezimi doğruluyor:

Her kadının içinde anne, melek, şeytan ve bir de bildiğini okuyan umarsız fahişe Lilith var…

Sevdiği erkeği kazanmak uğruna yapmayacağı şey olmayan kadın… Kraliçe gidiyor yerine geyşa geliyor o zaman! Ve sevdiği zaman bunda da başarılı olmayacak kadın tanımıyorum! Benim içimdeki seven kadın hem karşısındakini sahiplenmek istiyor -ki bu da annelik içgüdüsüyle ilişkili- hem de kendine yetiyor sevgisiyle, coşkusuyla ve yaratıcılığı ile…

İçimdeki tanrıça ise, hiç farkına varmasam da hayattaki duruşumu belirliyor, gücüyle, içgüdüleriyle, vericiliği ile, direnişi ve yaratıcılığı ile!

Kendimi bir tanrıça gibi hissettiğim anlarda her şeye dayanabiliyorum, ben tanrıçayım ya…

Sanki sihirli bir sözcük: Ben tanrıçayım!… Her şey benim elimde… İyilik kadar kötülük de…. İstersem bereketimle dünyayı renklendiririm, istersem yok ederim istemediğim her şeyi… Bu benim zor dönemlerdeki formülüm…

Elbette yok etmek de elimizde. Çünkü benim içimde bir de Medea var. Yani herkes gibi benim de içimde kötülük yapma yeteneği gizlenmiş, henüz hiç kullanmamış olsam da, onun var olduğunu biliyorum. Hiçbir canlıyı öldürmesem de, canlıları spor olsun diye öldürenleri bir gün yok etmek isterdim. Kızıma zarar vereni de, dişi bir aslan gibi yok edebilir, parçalayabilirim.

Doğurmayan kadın bile anneliğik içgüdüsüyle bakıyor hayata. Her ne kadar bencil olsam da, sahip olduklarımdan vaz geçmek istemesem de
kızım söz konusu olduğunda kendimi tanıyamıyorum… Hayatım dahil her şey onun mutluluğu uğruna vazgeçebileceğim şeyler. Ama annelik ehliyeti olmalı! Anne olan birçok kadın, bu yaratıcılığının farkında olmayabiliyor.  Bunu da içimdeki anne adına yazdım!

İçimizdeki ötekileri tanımak, kendimizi tanımaktır bence… Biz farkına varmadan, hayatımız boyunca içimizdeki ötekilerle yaşamaktayız. Onlar en zayıf anlarımızda bize hakim oluyorlar, bazen hatalarımızda, bazen de başarılarımızda yanımızdalar…