Malum insanın canı neresinden acırsa, kalbi orada atardı. Onun kalbi küt küt diye beyninde atarken, uğraşmaya değecek bir meşgale bulamamaktan şikayetçiydi.

Aslında tek istediği yaşamak için bir sebepti.

Öyle bir sebep ki hemen öğütüp bir kenara atamayacağı hatta hiçbir zaman kotaramayacağı, hevesini alamayacağı bir meşgale. Her halini görse de sonunu hiçbir zaman getiremeyeceği, sıkılamayacağı, hikayesinden hikayeler çıkarabileceği bir meşgale. Bu işe koyulduğunda belki onu da bulabilirdi.

Neyle uğraşacağını biliyordu artık.

Madem ki acayipliğinin sebebi düşünceleriydi bundan böyle düşüncelere hitap etmeliydi.

Yüzyıllık gerçekleri sorgulatmalı, herkese ezberini unutturmalı, o sert ve güçlü kalelerini yıkmalıydı, belki de o çok güvendikleri özgüvenlerini yıkmalıydı insanların ya da ön yargılarını.

Düşünceleri, bazen de kuruntuları yüzünden zehir olan hayatını fazlasıyla almalıydı başkalarının hayatlarından. Kaybettiklerini almalıydı. Beyinlerine girip düşünülmeyeni düşündükçe ,görülmeyeni gördükçe  başaracaktı. Görülmek ve göstermek üzere yaşayanların ayaklarının altına kaygan zeminler kurup şereflerine kadehler kaldıracaktı her başarısında.

Her karanlık için bir zelzele, toprağın ağzında kaybolmayı isteyecek kadar sert zelzeleler yaratacaktı beyinlerinde. Sorgulamaların kafi gelmeyeceği bir hışımla ve tılsımla ….