Odada tek başına mektup arkadaşını düşünüyormuş; elinde okumayı henüz bitirdiği çizgili mektup kâğıdı ve üzerinde çocuk eliyle bezenmiş harf lekeleri. Elini çenesine yaslamış, hayallere dalmış küçük kız. Şehirli arkadaşı mektubunda hayallerinin ötesinde bir dünyadan söz ediyormuş; bebek evi, çay partileri. Kınalı parmaklarının arasından süzülüyormuş pencere önünde düşleri. Sonra dışarı atmış kendini, heyecanla koşmuş paylaşmak için sevincini.

Bahçede çamaşır yıkayan anasına uğramış ilkin; elinde mektup, anlatmaya koyulmuş satır satır yazanları. Anası, gözü işinde ama tüm ruhuyla kızının yanında, o da birlikte dalmış aynı hayale. Küçük kızın heyecanı daha da artmış; anasına açılmak daha bir iyi gelmiş besbelli. Taş duvardan örme yeşilin ortasında güzidecik kondurulan bu evde, minik yaşamında kocaman dünyalar düşlermiş kız. Ne var ki, evin dört yanı çitlerle sarılı, daha ötesi görünmeyen, bilinmeyen diyarlarla kaplı. Bir yanda merak, keşfetme heyecanı, beri yanda anasını bırakma, babasının zulmüne uğrama telaşı.

Bahçe kapısının önünde belirmiş babası. Her zamanki gibi akşam vakti, yorgun argın, elleri kan ter, kirli. Babası bağırdığı an, solarmış anasının gencecik bedeni. Titrek, ürkek hallerle kocasının emirlerini yerine getirirmiş. Sanki kızı orada değilmiş, hiç olmamış. Akşam olunca görünmez olurmuş kız çünkü. Anne babası kendi gergin dünyalarına kapanır dikenden bir set çekerlermiş kızlarıyla aralarına. Minik kız merak edermiş oysa. Her sabah bahçeden topladığı tohumları çitin ta öte yanına fırlattığında da aynı çiçeği açar mıymış bu tohum mesela? Birlikte koşturup duracak, gülmekten hıçkırıklara boğulacak arkadaşlar olur muymuş orada? İçi kıpır kıpır olurmuş kızın. Ama geceler üzerine çökermiş. Duvarlar ona, o duvarlara bakar, kendini avuturmuş.

Bir gün cesaretini toplamış kız. Mektubun üzerinde yazılı adresi bulacak, gidecekmiş oraya. Gece çıkacakmış yola, fark edilmezmiş yokluğu nasılsa.

Gece yarısı, nabzı ağzında evin kapısından uzanmış bahçe kapısına. Koskoca on adım varmış yolunda. Dizlerinin bağı her çözüldüğünde keşfedeceği yerlerin hayaliyle yeniden düğüm atmış o bağlara. Adım adım, her adım sanki bin ton, her adım sanki bastığı yer ayağının altından kayacak da yerin dibine batacak gibi. Velhasıl ulaşmış çit kapısına. Kapıyı aç, adımını at ve sonra, işte yeni dünyadasın demiş kendine, hadi bir cesaret. Son bir kez dönüp bakmış geriye. Anası düşmüş aklına. Tek dostu olan anası, tek dert ortağı. Kendi gittikten sonra babasının mengenesinde bir dirhem kalacak anası. Yalvaran gözlerle ona bakıyormuş bu hayalinde annesi. Çit kapısına bakmış küçük kız, ardında dünyalara açılan, hiç bilmediği, canına can katan yeni yerleri düşlemiş; ağaçları, farklı bitkileri, başka hayvanları, patikanın sonunda ansızın karşılaşacağı ırmağı, yağmurun hızıyla yarışmayı. Geri bakma demiş küçük kız bakarsan gidemezsin. Ama annem demiş sonra, bana ihtiyacı var, tek başına o gaddar adamın elinde bensiz ne yapar? Kara bir suçluluk bir anda gelmiş basmış her yanını. Geceymiş, gökyüzünde parlak yıldızlar… Ana-babasının camında el örgüsü perde, rüzgârla birlikte salınan. Belki sonra, demiş küçük kız kendine, sonra denerim şimdi döneyim evime. İçinin ezildiğini hissetmiş, hemen kendini teselli etmek istemiş: Sonra gideriz demiş, elbet sıra bana da gelir, ama annemden sonra.

Yıllar ama yıllar geçmiş. Köy evinin yerine bir apartman dairesi dikilmiş. Minik kız kocaman kadın olmuş. Büyümüş, sırtına sorumlulukları binmiş. Yaşamı daha az merak eder, etse de geçiştirirmiş. Artık tek başına yaşıyor olsa da iki yadigârı varmış evinin. Her sabah babasının gaddar ellerini ve annesinin kurban bedenini giyermiş. O eller sevmediği işine gitmesi için her sabah onu dürtermiş, uygunsuz her düşüncesi, davranışı, duygusu bu ellerden tokat olup yüzüne inermiş. Bedenini ise aç bırakırmış kadın, ne güzel beslenir, ne spor yapar ne de hastalıktan bitap düşse de kendine bakarmış. Kendisine yükmüş çünkü annesinin bedeni, ağırlığı altında ezildiği. Oysa şimdi yaşlanmış olan anne babası, kendi evlerinde unlarını elemiş iplerini sermiş bir hayat idame ederlermiş.

Bir gece rüyasında kalbi dile gelmiş, “Beni neden açmıyorsun?” demiş. “Yıllar önce köşesinden döndüğün çit kapısını geldin, orta yerime çattın be kadın! Ne kendine ne başkasına açıyorsun kapıyı. Ben yalnızım ve sıkıldım, kapıyı aç artık.”

Küskünmüş kadın, kırgınmış, vazgeçtim demiş denemekten, hem ne faydası var. Yeni insanlar, yeni yerler, yeni yaşamlar… Ben yıllarca kendimden vazgeçtim, doğru o çit kapısını kendi ellerimle ben oraya diktim. Öyleyse çekmeliyim cezamı, çünkü ben yaptım. Ne konuşmak ne görüşmek istiyorum kendimle, ne de yeni güzel bir şey. O mutlu olunca ben de mutlu oluyorum kabul ama bir yanım çok kırgın. Aslında biliyor musun asıl sorun sanırım bu da değil. Asıl ben bütün bunları yaratana kızgınım, bütün bu olanlara. Neden? Neden bana ve onlara bütün bunları yaşattı ki!

“Olanı kabul et” demiş kalbi. “Kabul et gerçeğini. Yaşamın güzelliğini gör. Daha hiçbir şey bilmiyor, tanımıyorsun ki. Yaşam denen mucizeyi, kendi mucizeni yaşamadın ki. Olup bitmişi bırak artık, kapını kır. O küçük kız hâlâ burada ve evet inan o da senin kadar kızgın ama merakı yaşama küsemeyecek kadar büyük. Bu kızı hâlâ tanıma keşfetme şansın var. Şu an odasında. Ne duruyorsun ona mektup yaz ve birlikte bir yolculuğa çıkmaya çağır. O  yanındayken gör bak, varlığı sana güç verecek, iyi gelecek. Hadi bak zamanı iyi kullan, hemen davran.”

Bir iç çekmiş eskiden büyük ama şimdi küçük hisseden kadın. Bırakmış kendini, teslim olmuş kalbine. Çekmeceden çizgili bir kâğıtla bir de kalem çıkarmış. Küçük kıza yazmaya başlamış. Ona çocukluğunun bebek evini, çay partilerini ve ormanları anlatmış. Bir de not eklemiş. Bu gece yarısı çit kapısının hemen ardında seni bekliyor olacağım, lütfen gel. Ve anneni merak etme çünkü o çok güçlü bir kadın. Ben senin yanındayım, ben sana anne olacağım, sen bana rehber. Adresim zarfın üzerinde yazılı, bekliyorum seni gece yarısı.

Gece, yıldızlar, hafif bir esinti… Tenindeki ürpertiyle kalbinin kapısının önünde küçük kızın görünmesini beklemiş.  Kapının ardındaki evin içinden çıkmasını dilemiş. Sonra arkasından birinin yaklaştığını hissetmiş. Dönmüş bakmış, küçük kızmış. Ansızın ormandan çıkagelen küçük kız, sevgiyle kadının kucağına atlamış; minik elleri, kolları kadının boynuna yüzüne dolanmış. Küçük kız anlatmaya başlamış: “Gel, bak, ben çoktan yeni yerler keşfettim, inanamayacaksın, zevkten çıldıracaksın, orada kocaman bir orman var, beyaz tavşanlar, mor çiçekler, mis kokulu çınarlar; hazır olmanı, beni bulmanı bekliyordum, iyi ki geldin, seni seviyorum.”

Sarılmışlar birbirlerine. Bir küçük kız ve bir küçük kadın sarmaş dolaş sığmışlar tek bir kalbe…

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/bir-varmisim-hic-yokmusum/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/bir-varmisim-hic-yokmusum/" data-text="Bir Varmışım Hiç Yokmuşum&#8230;" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/bir-varmisim-hic-yokmusum/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>1977&#8217;de Ankara&#8217;da doğdu. Sonra Kayseri, Kırşehir, Manisa, tekrar Ankara yolları derken yolu kendine hiç düşmedi. ODTÜ İşletme&#8217;den mezun olup dokuz yıl iletişim alanında çalıştı. Ruhunun bekleme odasında geçirdiği günlerin ardından, bir gün Nil <a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/serapzerener.jpg"><img loading="lazy" class="alignright size-medium wp-image-4205" title="serapzerener" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/serapzerener-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Gün&#8217;ün bir kitabıyla başını dışarı uzattı. İlk defa siluetini gördü; kim bilir belki bir gün gerçek kendini de görebilirdi.</p> <p>Yaşam Okulu&#8217;nda adım adım kendine varmayı öğrendi. Hiç dinlemediği kadar dinledi içini. Sonra, bazen o bazen kalemi, kâğıda yazmaya başladı kendini. Yıllardır ayrı kalmış iki sevgili gibi önce seviştiler benliği ile sonra sıra hayatla flörte geldi. Oyunculuk girdi örneğin hayatına, oyun oynamak yani. Sanat girdi, insanlar girdi; bebekler, çocuklar, yetişkinler, affedilenler, küfredilenler, özlenenler, akla hayale gelmeyenler girdi. Hayata güvendi bu sefer, tamam dedi, gelsin sıradaki! En çok insanı; insan olmayı; yaratılışı sevdi.</p> <p>Hayatının şu noktasında kalemi, oyunculuğu, paylaşımcılığı ile daha çok sevmeyi ve vermeyi öğreniyor. Bir de çok şükran duyuyor çünkü bütün bu olup biteni tahmin bile edemezdi&#8230;</p> <p>Yaşama evet!</p>