Kızgınlıklarımı bastırmıştım ya uzun zaman, şimdi çıkıyordu hepsi bir bir…

Geçmişteki deneyimlerime benzer en ufak bir olayda ele avuca sığmaz oluyordum. Güçlü, sağlıklı ve dinç olmaya çalışıyordum bir taraftan. Haklıydım ya, sanki böyle daha çok saygı duyulacaktı.

“Benden bize, bizden bire” yolculuktayım derken nasıl da uzaktım “bir”den. “Biz” sandığım tüm illüzyonlar yıkılırken geriye bir tek “ben” kalmıştı. O da kırık dökük, örselenmiş, hırpalanmış, çokça yara almıştı.

Yaraları sarma zamanıydı şimdi, “ben”i sevme, iyileştirme, elinden tutma ve kucaklama zamanı…

Önce ben güvenmeliydim kendime, önce ben bulmalıydım yüreğimin arzusunu.

Bunca yıl boyunca bundan değil miydi hüzünlü gülümsemem?

Bundan değil miydi gözlerimdeki buğulu bakış, içerde hapsolmuş, akmamış gözyaşları?

İfade edilmemiş kızgınlıklar, farkına varılmamış ve tutulmamış yaslar, gurur yanılgısıyla söylenmemiş sevgi sözleri, yüreğinin götürdüğü yere gitmemiş ayaklar, sevgiyle kucaklamamış kollar…

Ama şimdi öğrendim; sevmeyi öğrendim….

İyiye ve güzele adım atan ayaklarımı sevdim önce. Sevdiklerimi sımsıkı kucaklayan kollarımı sevdim. Düşünen, üreten, planlayan, sorunlara çözüm bulan zihnimi sevdim. Sevgimi evrene yayan, etrafına ışık saçan kalbimi sevdim. Görünenin arkasındakini gören, üzüntülerimi gözyaşlarıyla akıtan gözlerimi, herbir parçası sonsuz anlam taşıyan tüm vücudumu sevdim!

Ne mi oldu?

Kalbim yumuşadı…

***

Olsun Varsın