Daha on iki on üç yaşlarında küçük bir kızken komşu kadınların annemle olan sohbetlerinden hiç zevk almadığımı anladım. Onlar ya yanlarında olmayan bir başka komşu kadını çekiştirir ya da kocalarından şikayet ederlerdi. İnsanları acımasızca yargılarlar, buldukları madi manevi  zayıf yönlerini balandıra balandıra anlatırlar adeta çekiştirdikleri insanların mutsuzluklarından kendilerine mutluluk çıkartırlardı.

Ben büyüyordum ama kadınların yakınmaları hiç değişmiyordu.

Çocuk aklımla, hem yakınıyorlar hem de hiçbir şey yokmuş gibi berbat hayatlarına devam ediyorlar, diye kaygılanırdım. Bir gün, “Büyüyünce sizin gibi olmayacağım,” diye kendi kendime söz verdim. O günden sonra da komşu kadınlar gelince ders çalışma bahanesi ile kitaplarımı alıp uzaklaştım.

Büyüdükçe okul yılları, siyasi örgütler, çalışma  derken günlük yaşamda olup bitenlerden iyice uzaklaştım, hayatımda ki en büyük “dedikodu” lar  Stalin nasıl en yakın dava arkadaşlarını hangi metotlarla yok etmiş; Trochi nasıl sürgüne gönderilmiş ve oralarda nasıl öldürülmüş; tarih nasıl Avrupa’nın göbeğinde  Stalin’le Hitler’i biraya getimiş, milyonlarca insan neden korkunç acılar çekmiş gibi konularla sınırlanmıştı.

Gelin görün ki bu konularda bile önyargılar ve tarihe tek yanlı bir bakış vardı.

Ama ben iyi insan olacaktım, kimseye kötülük yapmayacak, kimseyi yargılamayacaktım; benden farklı düşünen ve  benden farklı inançları olan insanlara saygı gösterecektim.

Tabii bu düşünce ve yaşama tarzının söylendiği gib kolay olmadığını yaşam içerisinde gördüm.

Bazen  geçmişte kalan bir arkadaşa bana söylediği bir sözden dolayı nasıl kızdığımı, işin kötüsü bu kızgınlığı bu güne kadar nasıl taşıdığımı farkediyordum… Ve bu durum düşündüklerime hiç uymuyordu…  Bir eksiklik vardı… Neden ben hala kızgındım, neden önyargılıydım?… Mutlaka  bir açıklaması olmalıydı?

Aradan yıllar geçti. Ellilerime merdiven dayadım ama yukardaki çelişkiler zaman zaman da olsa beni rahatsız etmeye devam ediyordu, Kendimle mücadelem bitmemişti henüz. Daha öğreneceğim çok şey olduğunu çocuklarımla konuşurken anlıyordum.

Kızım bir gün bana “Anne sen anarşistsin,” dediği zaman çok şaşırdım. Acaba ne anlamda söylüyor, diye merakla sordum  cevap yerine ‘’Ben de anaşist olacağım anne,’’ deyince  daha da şaşırdım. Sözlerine şöyle devam etti kızım: “Bu dünyada bu kadar kötülük var insanlar görmüyor, ben resimlerimle Afrika’daki açlığı, kadınlara, çocuklara yapılan tecavüzleri ve hayvanlara yapılan kötülükleri anlatacağım. Düşüncelerimi anlatmak için de var olan yöntemlerden ayrı yöntemler bulacağım ki herkes kolayca anlasın.”

Evet kızım bunu yapmak için bir insanın ancak anarşist olması gerektiğine karar vermişti.

”Peki benim nerem anarşit,” diye sorunca, “Sen de hep çocukluğumdan bu yana dünyadaki kötülüklere karşı  ve çevrendeki haksızlıklara karşı tavrır almışsın da onun için” diye cevap verdi bana.

Oğlumla yaşadığım da işin başka bir boyutu idi… Oğlumla birlikte bir arkadaş ziyaretinde iken bir çocuğun davranışlarının diğerlerinden farklı olduğunu gördüm. Eve geldiğimizde ‘’O çocuk galiba geri zekalı,’’ dedim. Oğlumun üzüldü ve şaşırdı.  Annesi güzel olmayan bir şey söylüyordu,’’ Anne öyle söylenmez, başka bir kelime bul.’’ diye çıkıştı bana…

Bir taraftan üzüldüm ben hala eksik bir insanım diye, diğer taraftan  da sevindim; demek ki çabalarım boşuna değilmiş, benim çocuklarım benden daha ilerde düşünüyor ve yaşları henüz onbeş ve oniki olan bu çocuklar bana hayat dersi veriyor diye…