Hepimiz sağlıksız beslenmiyoruz. Aslına bakarsanız, ABD’nin pek çok bölgesi sağlıklı beslenen insanlar için, paleo, çiğ beslenmeye uygun yerler haline geldi: vegan, vejetaryen, glutensiz. Bu tür beslenmeler kişisel seçimdir. “Kendi bildiğiniz gibi yapma” hakkıdır bu. İstediğimizi istediğimiz zaman yeme hakkına sahibizdir. Bu genellikle sempatiyle karşılanan ve alternatifler önerilen, dine dayalı beslenme kısıtlamaları veya besin alerjileri olan insanlar için iyi bir şeydir. Amerikalıların gücü çok fazla seçeneğe sahip olmak ve kişisel özgürlüğü vurgulamak olsa da bu aynı zamanda bizim çöküşümüz de olabilir (en azından, beslenme alanında).

Kişisel seçim, nasıl yediğimiz konusunda yol gösterici bir ilke olduğunda, çocuklara ne yiyeceklerini söylemek (anlaşılabilir bir şekilde) ikiyüzlülük ve yanlış geliyor. Fakat çocuklar neyi ne zaman yiyeceklerini seçmeye hakları olduğunu hissettikleri ve ardından ailenin yediğini yemeyi reddettiklerinde, yemek zamanı tatsız bir güç mücadelesi halini alır. Gayet yerinde bir şekilde “Neden Her Gece Bu Bir Savaş Halini Alıyor? Amerikalıların Akşam Yemeği Saatindeki Besin ve Yeme Pazarlığı” ismini verdiği bir çalışmada, James Madison Üniversitesi’nden Amy Paugh ve Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi’nden (UCLA) Carolina Izquierdo, Güney Kaliforniya’da çift gelirli orta sınıfa mensup beş ailenin 250 saatlik videosunu incelediler. Bir yığın diyalog -süte karşı limonata konusunda iki çocukla ebeveynleri arasında yedi dakika süren pazarlıktan (sonunda, çocuklardan biri, ikisini karıştırıp içti), buzdolabını karıştıran oğluna ne yemek istediğini soran bir ebeveynin, onun sürekli Jell-O istemesine karşı çıkarak, ton balığı veya somon yedirmeye çalışmasına kadar- ailelerde bir mücadelenin sürdüğünü gösteriyordu.

Pek çok seçenek sunarak (ve sonra çocuklarımızın istedikleri şeyleri onaylamayarak) çocuklarımızı yeme konusunda bizimle savaşacak şekilde sosyalleştirme riskini göze alıyoruz. Çocuklara “hangisinin sağlıklı bir seçim olduğuna dair net bir mesaj” verilmiyor, diye yazıyor Paugh ve Izquierdo ve bizim ebeveyn olarak otoritemiz zayıflıyor. “Bu etkileşimler Amerikalı orta sınıf ebeveynlerin otorite ve kontrol konularına yaklaşımlarında ne denli tedirgin olduklarını gösteriyor” diye devam ediyorlar. Fazla otoriter görünmekten nefret ediyoruz ama çocuklarımızın seçtiği yiyeceği beğenmediğimizde de ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Ülkemizde çocuklarımızı aşırı uçlarda besliyoruz. Çoğumuz büyük ölçüde süpermarketlerde ve hazır gıda marketlerinde rahatlıkla bulabildiğimiz işlenmiş “çocuk” gıdalarına güveniyoruz. Küçük çocukların ayrı bir kategorideki çocuk yiyeceklerini yemesi veya hatta yetişkinlerden ayrı yemesi yaygındır. Zamanları az olan ve çocuklarının yemek seçtiğine ve sağlıklı yiyecekleri reddedeceğine inanan ebeveynler, çocuklarının seçimlerinden ve sınırlı damak zevkinden hem umutsuzluğa kapılır hem de bunu kabul ederler. Ebeveynlerin de çoğunlukla referans alabilecekleri bir sağlıklı beslenme gelenekleri yoktur ve kendilerini, yemek seçmenin normal olduğuna, bu konuda yapabilecekleri fazla bir şey olmadığına, çünkü tanıdıkları çoğu çocuğun da öyle yediğine ikna ederler. Ebeveynlik dergileri küçük çocukların mızmız olmasının normal olduğunu ve çocukların eğer erişkinler onları kendi haline bırakırsa kendi kendilerini ayarlayarak ihtiyaçları olan besini alacaklarını anlatırlar.

Öte yandan, çocuklarımıza öğretmek istediğimiz, beslenmeye yönelik rahat, sağlıklı tavırla çelişen sağlıksız beslenme kültürümüz, iyi niyetli ebeveynleri çocuklarının yemesine izin verecekleri yiyecekler konusunda aşırı tedbirli olmaya zorlar. Bir gazeteyi veya dergiyi açan ya da internette dolaşan her dikkatli ebeveyn kendisinin -veya çocuklarının- ne yiyeceği konusunda kaygılanmadan edemez.

Oğlunun yedikleri konusunda her zaman dikkatli olan ve bol kemik suyu ve mayalanmış besin içeren (her ikisinin de bağırsak florasını sağlıklı kılmak ve sindirimi güçlendirmek için iyi olduğu düşünülür) bir beslenme uygulayan Susan, bir doğum günü partisinde bir kurabiyeyi yeni yürümeye başlayan çocuğuna vermeden önce üstündeki şeker tanelerini teker teker topladı. Yeni bir anne olarak ben de çocuğumu yapay renklendiricilerden, rafine şekerden veya beyaz undan uzak tutmaya çalışıyordum. Ama Susan’a ve oğluna annemin bizim için hazırladığı bir torba kurutulmuş portakal ikram ettiğim zaman birini alıp ısırarak organik olup olmadığını sordu ve ona emin olmadığımı söylediğimde, yüzünde dehşet dolu bir ifadeyle ağzındakini çıkararak torbayı bana geri verdi.

Tanıdığım başka ebeveynler de çocuklarının yemek seçmesinden yılmış haldeydi. Birbirlerine sebzeleri spagetti sosundan browniye kadar, her şekilde gizlice yutturmanın yollarını anlatan tarifler alıp veriyorlar, çocuklarının sadece beyaz gıdalar yediğinden yakınıyorlar, buz küplerinin içine değişik yiyecekler (meyve, sebze, kraker ve simitler) koyarak hazırladıkları ve çocuklarının oyuna ara vermek zorunda kalmadan, masaya gidip gelerek istediklerini yiyebileceği atıştırmalık barlar yapıyorlardı. Yiyeceklerden bahsederken onları oluşturan bileşenler bağlamında konuşuyorlardı. Çocukları yeterli protein, yeterli lif alıyor muydu? Bu Amerikalı ebeveynler (Susan ve ben de dahil) sadece iyi niyetlidir. Bizler çocuklarımızın beslenme konusunda sağlıklı alışkanlıklar kazanmasını ve iyi bir tavır geliştirmesini istiyoruz. Bunun da iyi bir nedeni var: Çocukların küçük yaşta kazandığı alışkanlıkları hayatlarının geri kalanında beslenme düzenlerini oluşturur.