Sizin de var mıdır içinizi huzurla dolduran yerler? Hani daha yaklaşırken içiniz pır pır etmeye başlar. Hani tarifi imkânsız bir mutluluk duygusu tüm benliğinizi sarar. Sanki o topraklardan yayılan enerji, sizin enerjinizle buluştuğunda, çember tamamlanmış, sonsuz bir enerji döngüsü başlamış gibidir. Oraya ait olduğunuzu hissedersiniz, nedenini bilmeseniz de.

Ben her şehrin ruhu olduğuna inanırım. Bizi bir şehre çeken şey, güzel evler, hoş sokaklar, yemyeşil bahçeler ya da güzel yemekler değildir bana göre. Biz onlara çekildiğimizi sanırız sadece. Oysa ruhumuz, bir şehrin ruhu ile içgüdüleri sayesinde kuruverir o büyülü evrensel bağı. Gördüklerimizden bağımsızdır hissettiklerimiz. Ya da belki, o büyülü ruh kardeşliğinin dışa vurumu olduğu için, o kadar güzel gelir gördüklerimiz.

İşte Cunda böyledir benim için… Bilincimle yarattığım sanal yaşamdan adeta soyutlar beni. Yaşamın, doğumla ölüm arasına sıkışıp kalamayacak kadar mucizevi olduğunu duyumsatır bana.  Başka bir boyutta ruhlarımız kucaklar birbirini. O taş evler, taş sokaklar, zeytin ağaçları, sakin deniz, güzel insanlar… Sanki hepsi benim bir parçam, ben onlardan biriyim… Cunda’ya gitmek eve dönmek gibidir, sıcak, güvenli, huzurlu. 

Cunda, Ayvalık kıyısında, Ayvalık’a uzansanız tutabileceğiniz kadar yakın bir adadır. Adadır ada olmasına da, doğanın iradesine karşı gelerek yapılan karayolundan geçerek ulaşırsınız Cunda’ya. Oysa Cunda, ada olmayı seçtiği için adadır. Oysa Cunda’nın ruhunda arabalara yer yoktur. O taş döşeli yollara park etmiş araba kalabalığı, egzoz kokusu, korna sesleri nasıl da eğreti durur üzerinde.  Ama ne yazık ki, kimse Cunda’ya sormamıştır o yolu yaparken. Adını Alibey olarak değiştirirken sormadıkları gibi. Çünkü şehirlerin söz hakkı olmaz kendileri ile ilgili verilen kararlarda.  Susar ve kabullenirler başlarına geleni.

Dedim ya, adayı Ayvalık’a bağlayan karayolundan girersiniz Cunda’ya. Girdiğiniz andan itibaren, dingin bir sükûnet karşılar sizi. Arabanızın hızını yavaşlatırsınız farkına bile varmadan. Eliniz, kapalı camlara uzanır kendiliğinden, camı sonuna kadar açarak dışarıdaki havayı içinize çekme isteğine karşı koyamazsınız. Bu hava her nefesinizle birlikte bedeninize yayılır, içinizi olumlu hislerle doldurur, işte o büyülü bağ kurulmuştur bile… Bir nefeste…

Yolun iki yanı, çoğu zevksiz müteahhitlerin elinden çıkan ve son dönemlerde yapıldığı belli olan yazlık evlerle doludur. Türkiye’de bir dönem çok moda olan yazlık furyasından Cunda da nasibini almıştır. Bu evlerin çoğu,  bir ressamın, ruhunun dışa vurumu olan eşsiz fırça darbeleri ile yarattığı bir tabloya, daha sonradan bu tabloya sahip olan birinin yeni eklediği desenler gibi durur.  Eğreti, yapay ve çirkin… Bu çirkinliği, ancak şehrin ruhuyla bütünleşebilirseniz fark edersiniz. Bu evlerin sahipleri de eminim ki Cunda’nın doğal dokusuna zarar vermek istememişlerdir evlerini yaparken. Bu şehrin ruhu ile bütünleşemedikleri için yapmışlardır bunu, bilmeden… Çünkü Cunda onların şehri değildir, Cunda’yı içlerinde hissetmezler, sadece tesadüfler sonucu buradadırlar ve hep bir şeyler eksiktir…

Adanın merkezine yaklaştıkça, adanın eski sakinlerinden kalan evler gözünüze çarpmaya başlar. Farklı bir şeyler vardır bu evlerde. Sadece uyum ve estetikle açıklayamazsınız bunu. Güzellik, renklerin uyumunda, kapıların oymalarında, pencerelerden sarkan çiçeklerin canlılığında değildir sadece. Güzellik, eşsizliktedir. Buradaki her evin ayrı bir hikâyesi, ayrı bir ruhu varmış gibi gelir size. Cunda sanki bu, dar sokaklarda birbirleriyle kol kola girmiş evlerden yükselen sessiz sedalar aracılığıyla konuşur sizinle. Duymak için durup dinlemek gerekir.

Şehirlerin de hafızası vardır elbet. Cunda da hatırlar bu evleri yapanları, onların dedelerini, atalarını… Nereye gittiklerini merak eder? Niye gittiklerini? Niye dönmediklerini?  Cunda’nın simgesi haline gelen Taş Kahve, saklar hafızasında bütün yaşananları. Belki o yüzden ağırdır havası, içeri girer girmez hissedersiniz. En aydınlık günlerde bile loştur, en sıcak günlerde bile serindir. Zorunda bırakıldıkları için evlerini terk eden insanlar, giderken ruhlarını bırakmışlardır burada. Zorunlu tutuldukları için buraya yerleşen “yeni gelenler” için ne zordur bu ruhların ağırlığını üzerlerinde hissetmek, hele kendileri de kendi ruhlarını kendi yurtlarında bıraktılarsa… 
 
Taş kahvenin duvarlarında, rengârenk vitraylarında asılıdır hikâyeler… Gözlerinizle okuyamasanız bile ruhunuzla okursunuz. Yüzyıllardan bu güne ulaşan dibek kahvenizi yudumlarken, insanın insana yaptığı zulüm içinizi acıtır.
Cunda’nın gerçek sakinleri artık yoktur belki ama dedim ya ruhları oradadır. Bu sayede, eski âdetler, eski kültürler, eski gelenekler yaşar. Yemek kültürü de bunlardan biridir. Sadece Cunda’ya has mezeler vardır burada, deniz kıyısında kurulan zengin çilingir sofralarını süsleyen. Papalina vardır, adabeyi vardır, istiridye vardır, sayısız Ege otu vardır. Her şeyden önemlisi, rakı içmenin de, balık yemenin de bir adabı, bir yordamı vardır.
Deniz tatiliyse aradığınız, hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz Cunda’da. Deniz soğuktur, konforlu bir şekilde denize girilecek yer azdır. Otelinizin önünden ayağınızı uzattığınızda, ayağınız suya değmez. Zaten, büyük şehrin tantanasından ve yoğunluğundan bir süreliğine kaçıp tatil yapmak isteyenlerin favorisi değildir Cunda. 
    
Ancak ruhunuza iyi geliyorsa, her halini seversiniz. Yazını, kışını, gecesini, gündüzünü, dar sokaklarını, taş evlerini, sahil balıkçılarını, taş kahveyi, eski kiliseyi, okulu, kedileri, güneşin sakin sulardaki pırıltılarını, balıkçı teknelerini, zeytin ağaçlarını, karşıda belli belirsiz görünen Ayvalık siluetini.  Hüznünü, isyanını, yalnız bırakılmışlığını da yaşarsınız, dinginliğini, olgunluğunu, özgür ruhunu da. Ömür, doğumla ölüm arasına sıkıştırılamayacak bir mucizedir madem, Cunda bu mucizenin bir şehirde can bulmuş halidir. İşte belki de bu yüzden, Cunda’da geçirdiğim her an benim için bir ömre bedeldir.

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/cundada-bir-an/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/cundada-bir-an/" data-text="Cunda&#8217;da Bir An" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/cundada-bir-an/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>Ankara’da geçen çocukluk ve ilk gençlik yıllarının ardından, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldu. Okulu bitirdiğinde daha ne iş yapacağını bilmiyordu ama nerede yaşayacağına karar vermişti.</p> <p>Bu hedefe kilitlenerek, İstanbul’da, Yapı ve Kredi Bankası’nda çalışma hayatına atıldı. Tesadüfen girdiği kalite yönetim sistemleri alanında yıllar içinde uzmanlaştı. Bir dönem, kendi işini kurma hayalini gerçeğe dönüştürerek, kendi şirketinde, eğitim ve stratejik iletişim konularında kurumlara danışmanlık verdi. Şirket sahibi olmanın ona göre olmadığına karar verdiği noktada ise, yeniden profesyonel hayata döndü; otomotiv sektöründe, kalite ve proje yönetimi konularında uzun yıllar yöneticilik yaptı.</p> <p>Tam bir işkolik olma yolunda emin adımlarla ilerlerken yolu “Kuraldışı” ile kesişti. Yaşam Okulu’na devam ettiği dönemde, mutluluğun sırrının, başarılı olmaktan çok, yaşama anlam katmakta olduğunu keşfetti.</p> <p>Bugün, profesyonel yaşamını, kalite yönetim sistemleri konusunda serbest danışman, eğitmen ve tetkikçi olarak sürdürüyor. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nde eğitim ve gençlik birimlerinde eğitmen ve yönder olarak çalışıyor.</p> <p>Seyahat etme tutkusunu, içinden yükselen yazı yazma arzusu ile birleştirdiğinden beri, gittiği şehirlerin ruhuyla olan paylaşımlarını anlattığı gezi yazıları yazıyor. Kendini, denemeleri aracılığı ile ifade etmeye çalışıyor. Katıldığı Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nde edebiyat alanında kendini geliştiriyor ve kendi romanını yazacağı güne doğru heyecanla yol alıyor.</p>