Diyet trendleri rüzgâra göre yön değiştiriyor ve bizler de toplumca oradan oraya sürüklenip duruyoruz. Ne zaman “haberlere” ya da “araştırmalara” kendi içgüdülerimizden daha fazla güvenmeye başladık?

Theresa Albert, “Beslenme uzmanı olarak benden sürekli gıda ve diyet mitlerini çürütmem istenir” diyor. “Ben de her insanın inanç sistemine saygılı olmaktan yanayımdır. Bir insanın görüşünü değiştirmek, artık kendisine hiçbir faydası olmayan bir düşünce bile olsa, çok zordur.

“Sebzeler sağlığa yararlıdır” gibi bir önermeye karşı çıkmak zor ama o da oluyor… “Ya tarımsal böcek ilaçlarına ne diyeceksiniz?” Hiçbir zaman cevaplar siyah ya da beyaz değildir; hayatta daima gri tonları bulunur. Bazı uzmanlar sebze yemenin yararlarının tarım ilaçlarının zararlarını gidereceğini söylerler.

80’li yılları hatırlayın. Asla yağ yememeniz gerekiyordu, bütün yağlar kötüydü, değil mi? Ama şimdilerde hangi yağların iyi olduğu hangilerinden uzak durmamız gerektiği konusunda bakış açımız epeyce genişledi. Ama hâlâ fındık fıstık gibi yemişleri tüketmekten korkan insanlar var. Ama bunlar beni şişmanlatır! Avokado mu? Dalga mı geçiyorsunuz? Diyetteyken yenir mi hiç, yasak değil mi?

Hayır efendim değil, yasak olan sabit fikirlilik olmalı; “yağsız” bisküvilerin, “layt” ürünlerin, besin değeri yüksek, yağlı ve kalorili bir gıdadan bir parça yemekten daha iyi olduğu düşüncesine saplanmak yasak olmalı. Özellikle de besin değeri yüksek bu gıda sizi daha uzun süre tok tutabiliyorsa, hormonların işlevini düzenliyorsa, cildinizi güzelleştirip sizi gençleştiriyor ve zihninizi açıyorsa, bir paket suntayı mı kemirmek iyidir, bir tane avokado mu yemek!

Sonraki soruyu duyalım: “Ya,ya, evet, şimdi öyle diyorsunuz ama bir yıl sonra tam tersini söylemeyeceğiniz ne malum?”

Belki de bilimsel yöntem tam da bu şekilde işliyordur. Bildiğimiz şey şimdilik bildiğimiz, yeni bir keşif olduğunda değişecek.

Burada asıl mesele bir adım geri çekilip, eleştirel bir yaklaşımla bakıp resmin tamamını görmeyi becerebilmek. Yeni duyduğunuz bilgi aklınızda kalan eskisinden daha makul görünüyor mu? Değiştirmek size yardım mı eder yoksa canınızı mı yakar? Hem bu şekilde artık daha donanımlısınız. Ayrıca bu yeni yol işinize gelmediyse dilediğiniz zaman eskisine dönebilirsiniz. Bunu bir düşünün.

KALORİ SAYMAYI BIRAKIN

Araştırmalar yağ yakışını belirleyenin kalori giriş çıkışı değil gıdanın niteliği olduğunu ortaya koyuyor.

Harvard Üniversitesi’nce yürütülen yeni bir araştırma alınan kalori miktarını düşürmenin kilo kaybetmeyi sağlamadığını ortaya koyuyor.

New England Journal of Medicine’de yayımlanan, 12 ila 20 yaşlarında 120.877 erkek ve kadının gözlendiği araştırmada dört yıllık periyotta kilo vermenin ya da almanın çoklu etkenlere bağlı olduğu kanıtlandı.

Önce kötü haberi yolumuzdan çekelim. Katılımcılar her dört yılda ortalama bir buçuk iki kilo aldılar; bu da yirmi yıllık dönemde neredeyse ekstra sekiz on kilo demek.

Bazı sonuçlarda şaşılacak bir yan yoktu. Örneğin, egzersiz yapmayanlar egzersiz yapanlara oranla daha yağlı oldular ya da televizyon düşkünü gecekuşlarıyla uykusu kötüler (altı saatten az ya da sekiz saatten fazla uyuyanlar) daha fazla kilo aldılar.

Şarapçılar bunu dinlesin! Günde bir kadeh şarap kilo aldırmıyor ama diğer alkollü içkiler aldırıyor.

En ilginci de, bu araştırma gıda dogmalarını çöpe atacak gibi. Hepimize yıllardır ne dendi? Her şeyden azar azar ye, aldığın kaloriyi düşür, yağlı yiyeceklerden uzak dur.

Bahsettiğimiz araştırma bu mitlerin çanına ot tıkayacağa benziyor. “Ne yediğiniz, her şeyi değiştirir” diyor Dr. Dariush Muzafferyan, çalışmanın başındaki kişi. “Aldığınız kalorinin niteliğine dikkat etmediğiniz sürece kalori hesabı yapmanın size beş kuruşluk faydası olmaz.”

Ayrıca, sıkça dillendirilen, kötü yiyecek diye bir şey yoktur iddiasını da ortadan kaldırıyor. “İyi yiyecekler ve kötü yiyecekler vardır ve kötüleri daha az, iyileri daha fazla yemek sağlıklıdır” diyor. “Her şeyden biraz yemek, ne istersen yiyebilmenin bahanesidir sadece.”

Bir daha sefere, “her şeyden azar azar” mantrasını tekrarlayarak McDonald’s’da hamburgeri mideye indiren arkadaşınıza, Dr. Muzefferyan’ın selamını söylersiniz artık.

Peki o halde “kötüler” listesinde hangi yiyecekler var? Patates kızartması birinciliği kimseye kaptırmayacak gibi. Ardından işlenmiş et ürünleri, şekerli içecekler, rafine buğday ve her türlü aburcubur geliyor. Rafine gıdalar özellikle metabolizmayı yavaşlatmakta birebir.

Ayrıca süt ürünlerinin kilo alıp verme üzerinde önemli bir etkisi olmadığı gözlenmiş; yalnız yoğurt, kefir gibi fermente ürünlerin kilo vermeye yardım ettiği anlaşılıyor. Yardımcı araştırmacı Dr. Frank yoğurttaki faydalı bakterilerin (evde, pastörize ve homojenize edilmemiş sütten yapıldıysa tabii) metabolik süreci hızlandırıp yağ yakımını kolaylaştırdığını söylüyor.

İyi çocuklar da her zamanki gibi meyveler, sebzeler, iyi yağlar, yüksek lifli tahıllar. Kalorinin miktarının önemi yok, önemli olan kalorinin nereden geldiği. Avokado örneğin tam bir yağ deposu; ama son derece yararlı bir besin.

Bedenimiz karmaşık işlevler gören bir kimya laboratuarı, düz bir banka hesabı değil. Kilo vermek istiyorsanız kalorileri saymayı bırakın. Kalori saymayı öğreten diyetisyenleri de bırakın. Sağlıklı yiyecekler tüketmeye başlayın.

 

Kaynak:
Theresa Albert, beslenme uzmanı, yemek yazarı, www.myfriendinfood.com sitesinin kurucusu
JJ Virgin, zindelik ve beslenme uzmanı
https://calorielab.com/labnotes/20110721/counting-calories-is-not-necessarily-best-for-weight-loss-say-researchers/