Türkiye’de nüfus yoğunluğu üç büyükşehirde toplanmış; her üç kişiden biri yüksek binalar ve betonarme yapıların arasında yaşamını sürdürüyor. Şehrin yoğunluğundan kaçmak isteyenler, tatil planlarını çoğunlukla doğa ile iç içe tatil yörelerinde yapmaya çalışıyor. 20. yüzyılın insanı modern şehirler ve teknolojinin etkisinde iken 21. yüzyıl insanı basit, sade ve doğa ile içi içe bir yaşam istiyor, hayal ediyor ancak bir yandan doğal yaşamı hayal eden insan bir yandan da doğayı yok etmeye çalışıyor; bu ironik paradoks ile bıkmadan yaşamaya devam ediyor. Bu işin sonu tabii ki doğal dengelerinin altüst olacağını ve büyük felaketlerle mücadelenin bizi beklediğini gösteriyor. Doğanın yaramaz çocuğu insan, birçok kez kendine bile zarar vermekten çekinmezken doğa ne kadar umurunda olabilir ki?

Önümüzdeki karamsar tabloya rağmen doğal yaşamı korumaya yönelik etkinlikler, zaman ve maliyet gerektirdikleri için olsa gerek, ilk tercihimiz olmuyor. Oysa sadece farkındalığımızı arttırarak yaşam tempomuzdan ödün vermeden doğaya zarar vermekten kaçınabilir, verdiğimiz zararları biraz olsun telafi edebiliriz.

Öncelikle doğayı sevmeyi, ona değer vermeyi hatırlamamız gerekiyor.  Çiçeğin kokusunu, ağacın haşmetini, suyun sesini algılarımızı açarak, daha derinden hissedip bu muhteşem güzelliğin tadına varabiliriz. Kendinize zaman ayırarak doğanın huzurlu sevgisini hissedin. Mesela bir ağaca dokunun, nakış gibi işlenmiş kabuk kanallarına, hepimizi kucaklayan dallarına, sanat eserleri ile yarışacak dal formlarına bakın, o zaman fotokopi ve çıktılarımızı çift taraflı alma, tek taraflı alınan çıktı ve fotokopileri müsvedde olarak kullanma, gereksiz promosyon kağıt ürünlerinden uzak durma, geri dönüşümün önemini dikkate alma isteğiniz kendiliğinden artar. Bir büro elemanı yılda ortalama 81 kg kâğıdı çöpe atar. Bir ton kâğıt, 17 ağaç, 70m2 orman demektir. Sadece geri dönüşümü desteklemek bile bir ton kâğıtta 17 çam ağacının kesilmesini önler. Birazcık gayretle ofis ve evlerimizdeki israfı engelleyebilir bu eşsiz doğa harikasını koruyabiliriz.

Yemyeşil doğanın ortasında huzur aradığımız göller, içimizde coşkular yaratan akarsular, dünya su rezervlerinin %0,3 ünü oluşturur; bütün insanlar bu suya muhtaçtır. Bir ülkenin su zengini sayılması için kişi başına yıllık 8.000-10.000 m3 su düşmesi gerekir. Türkiye 1.430 m3 lük kişi başına kullanılabilir su miktarı ile su zengini bir ülke değildir. Yaşam kaynağımız ellerimizden kayıp gitmeden biraz çaba sarf ederek kayıpları engelleyebiliriz. Damlayan muslukları onararak, boşa akıtılan suları sulamada veya temizlikte kullanarak, bulaşık ve çamaşır makinalarınızı tam doldurmadan çalıştırmayarak, banyo yaparken tasarruflu duş başlığı kullanarak, diş fırçalarken tıraş olurken musluğu açık bırakmayarak günde 100 litreden fazla tasarruf edebiliriz.

Ülkemizde her gün israf ettiğimiz 6 milyondan fazla ekmek ile eşsiz buğday başaklarını ziyan ediyoruz. İhtiyacımızdan fazla almamak, artanı değerlendirmek biraz gayretle hiç de zor değil. Enerji israfı ile doğal kaynaklarımızı tüketiyoruz. Tasarruflu ampuller kullanarak, tencere ve tavaları uygun kapaklar ile kapatıp buhar enerjisinden faydalanarak, düdüklü tencereyi daha fazla kullanarak, Elektronik eşyaların bakımlarını aksatmayarak, otomatik sensörlü sistemler kullanarak ve bunlara benzer ufak değişiklikler ile %25 oranında enerji tasarrufu sağlayabiliriz. Enerji tüketiminde %25 oranındaki tasarruf potansiyeli, 11.500.000 ton eşdeğer petrole karşılık gelir.

Doğa… Parçası olduğumuz bu muhteşem güzellik tüm yaptıklarımıza rağmen bize bütün güzelliklerini hiç esirgemeden, tüm coşkusu ile vermeye çabalıyor. Sanırım ağaçlara sımsıkı sarılma vakti geldi. Bir su kenarına gidin ve gözlerinizi kapatıp derin bir nefes alın ve doğanın çığlığına siz de kulak verin.

 

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/dogaya-sarilmak/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/dogaya-sarilmak/" data-text="Doğaya Sarılmak" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/dogaya-sarilmak/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/1381507_10151800985883264_1148148211_n.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignright size-medium wp-image-5698" title="1381507_10151800985883264_1148148211_n" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/1381507_10151800985883264_1148148211_n-237x300.jpg" alt="" width="213" height="270" /></a>Ankara doğumlu, İlköğrenimini Ankara, ortaöğrenimini Balıkesir’de tamamlayarak İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nde yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladı. Deniz koruma, Denizel ekosistem, Deniz kirliliği, Özel Çevre Koruma Bölgeleri konularında çalışmalar ve araştırmalar yaptı. Türkiye&#8217;nin tüm denizlerinde ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalara katıldı. Halen aynı kurumda çalışmaya devam etmektedir. Bilimsel ve sportif çalışmalarının yanı sıra Çevre Koruma, Deniz Kazaları, Denizde Arama Kurtarma ve Deniz temalı sosyal çalışmalar gerçekleştiren kurumlara danışmanlık yapmakta, yine bu kurumlar için çeşitli seminer ve sunumlar gerçekleştirmektedir.</p> <span class="et_social_bottom_trigger"></span>
Share This