Hayal ettiğim olmasını çok istediğim şey neydi? Yeni bir hikâyenin başlamasını gerektiren, eski hikâyede beğenmediklerim nelerdi? Ne umuyordum hayattan da bulamamıştım? Bu sorular üzerine düşünerek ve bulduğum her ipucunu değerlendirerek geçirdiğim zamanlar başladı oğlumun dünyaya gelişiyle. Çünkü artık o eski pencereden bakmak istemiyordum yaşama. O eski, bana dünyanın renkliliğini göstermeyen camlar kırılıp yok olmalıydı. Kendinden memnun olmayan, istediği yaşamı yaşadığına inanmayan pek çok kişi gibi ben de hem yanlışlara sahip bir zihnim olduğunu biliyor hem de buradan çıkış yolunun ne olduğunu bulamamanın verdiği iç sıkıntısıyla çevreme sataşıyordum. Ama artık bu zindandan kaçma vakti gelmişti.

Böyle topyekün bir değişime, dönüşüme kendini adayanlar mutlaka bilmeliler ki biraz inatçı olmak gerekiyor. Zira yola çıkarken oldukça hevesli, her şeyi yapabileceğine inanmış vaziyette çıkıyorsunuz ama önünüze çıkan zorluklar, sizi yılıp, yaşama eski bildiğiniz tarzda kalıplarla karşılık vermeye itiyor. Benim için de böyle oldu. Ben değişmeye karar verince sanki sadece bu kararı vermiş olmamla sihirli bir değnek gelecek ve bana değmesiyle tüm sorunlarım hallolacak sanıyordum. Olmadı… Söylememe gerek var mı bilmiyorum ama öyle sihirli bir değnek yokmuş.

Bireysel çaba, emek, istek, sabır ve soğukkanlılık isteyen bir yolculukmuş dönüşüm yolculuğu. Evet soğukkanlı olmak zorundasınız çünkü sizi siz yaptığını sandığınız pek çok tepkiniz, alışkanlığınız, rutininiz eriyip giderken siz buna şahit olacak, acı çekecek ve bu acı bitene kadar bekleyeceksiniz. Bence bu oldukça soğukkanlı ve tabi ki sabırlı olmayı gerektiriyor: Değişim gelene kadar sabretmek, senaryolar yinelenirken sabretmek, hayat akıp giderken ve siz geride kaldığınızı hissederken sabretmek gerekiyor. Sakın korkutucu bir tablo çizmeye çalıştığım sanılmasın sadece geçilen aşamaları, kendime göre hissettiklerimi paylaşmak istiyorum öyle ki bu ve benzeri durumlardan pek çoğumuz geçiyoruz fakat yılmadan ilerlemek gerekiyor ki yolculuğu keyifli hale getirebilmek mümkün olsun. Bir aşamadan sonra artık yolculuğun keyfine varmanın farkındalığı geliyor zaten. Bahsettiğim o ilk zamanlardaki aceleci, beklentili halimize direnmenin gerekliliği. Beklenti de bırakılması gerekenler listesinde yer alıyor; ne kadar beklentili olursanız gerçekliğinizi o kadar bozma riski taşıyorsunuz demektir. İnsanlık acil sonuç beklentisiyle çalışan bir makinaya dönüşürken siz beklentinizi sıfırlamayı öğreniyorsunuz; bu oldukça yürekli olmak anlamına geliyor. Bu yürek hayli hevesli ve istekli çarpmalı. Evet istek belki de bu yolculukta en çok ihtiyacımız olan yakıt.

Sanıyorum ki ben de değişim yolculuğumu yakıtımın bitmemesine borçluyum. Bu alandaki öğrenme, anlama, değiştirme ve dönüştürme isteğim hiç bitmiyor. Benim yola çıkmamı sağlayan da yolda ilerlememe yardımcı olan da yılmadan araştırıp okumama, öğrenmeme vesile olan da tükenmeyen kaynağım, yani isteğim. Bu anlamda diyebilirim ki yürekten istediklerimize odaklanmakta fayda var. Bizi özümüze götürecek olan sihrin anahtarı yürekten istediklerimizde saklı olabilir mi? İsteğimizi çabamız ve emeğimizle yoğurduk mu artık dönüşüm bize göz kırpmaya başlayacak demektir. Ne dersiniz? Benim için de dönüşüm sancıları sonuç vermeye başlıyor olabilir mi? Ne de olsa yeni hikâyemi yazmaya başladım bile…