Tanrı dedi ki:

Sen dünyanın sekizinci harikasısın. Hiç araştırdın mı? Kitaplar senden bahsetmiyor olabilir, ancak sen fevkalade bir harikasın.

Sen dünyanın ilk harikasısın.

Benim gözlerim ve yüreğim seni yarattığım için parıldıyor.

Yanlış anlama, tüm yarattıklarımı seviyorum, ama en çok ilgimi verdiğim Sen’sin.

Kendime hergün sorarım, “Benim Sevgilim bugün nasıl?” diye. Ve evrende seni bulur, kollarıma alır ve nasıl olduğunu anlamak için gözlerinin içine bakarım.

Ben tabii ki senin aslında nasıl olduğunu biliyorum. Ama ben senin gözlerine, kendinin nasıl olduğunu düşündüğünü görmek için bakarım.

“Benim ayrıcalıklı Çocuğum bugün kendisini nasıl hissediyor?”.

Aslında herşey benim için ayrıcalıklı, ve inanır mısın, herkesin mutlu veya mutsuz nasıl olduğunu görmek için yapmam gereken tek şey senin gözlerine bakmak.

Senin gözlerinin içinde, herşey apaçık ortada.

Bu hayatta gerçek olan ile senin düşündüğün genellikle iki ayrı şeydir. Belki de sen kendini kumsaldaki bir kum tanesi kadar değersiz hissediyorsun. Bu yüzden de, sen kendi ihtişamına ulaşabilesin diye oraya buraya tavsiye tohumlarımı ekiyorum. Sen benim ihtişamlı olduğumu düşünüyorsun değil mi?

Öyleyse, sen nasıl kendini bundan daha aşağıda görebiliyorsun?

Egonu şişirmek amacında değilim. Ego tamamen bir çelişki. O seni yüceltsin mi yoksa yerden yere mi vursun, buna bile karar veremiyor. Ego kendisine güven duyamayacağın geçici bir varlık, ama sen, Sen, gerçek olansın. Ve ben de gerçek olanım.

Ama yine de sen benden ziyade egona inanmayı tercih ediyorsun.

İşte bu bir muamma ve benim hayatta gördüğüm inanması en zor şey. Ufacık değersiz şeyleri kocamanmış gibi gösteren bir delinin anlattığı hikayeyi sen bütün dikkatinle dinliyorsun fakat benim söylediklerim bir kulağından girip diğerinden çıkıyor.

Bu durum öyle bir hal almış ki sen egonu asıl gerçekten ayıranın ne olduğunun farkında bile değilsin. Bu seni hiç mi şaşırtmıyor?

Bir meşe palamudunun ağaçtan ne kadar da uzağa düştüğünü zannetmesi hayret verici. Oysa ağaç onu fırlatıp atmaz. Ağaç meşe palamudunu terk etmez, veya yarı yolda bırakmaz. Meşe palamudu ağacın hemen dibine düşmüştür, ancak yine de kendini cennetten fırlatılıp atılmış değersiz bir çöp gibi hisseder.

Oysa örülen ince sevgi ağları meşe palamudunu benim kalbimdeki Anne Ağaç ile daima uyum ve bağlantı içinde tutar. Kendi sevgine bir kulak vermen, onu dikkate alman hakkında sana neler söyleyebilirim?

Sana karşı olan sevgimin farkına var, o zaman şüphe yok olur gider, elinde saf sevgi kalır.

Düşünsene, kendisi tamamen sevgiden oluşan bir tanrı ne kadar da çok sevebilir…

Bir tanrının evladı kendine ne kadar da çok sevgi çekebilir, kendisi o yaratanın bir parçası iken…

Güneşin parlaması, nehirlerin akması ve çiçeklerin açması için ne kadar sevgi gereklidir?

Peki senin kendi yüreğini aydınlatmak ve onu kendi gerçeğine uyandırmak için ne kadar sevgi gereklidir?

Cennetin tüm sevgisi sana verilmiş durumda, onunla ne yapacağın tamamen senin kendi seçimin.

Bu yüce sevginin farkına varmanı, kabul etmeni ve ardından paylaşmanı diliyorum. Ben sana sevgiyi bundan çok önce, yaradılıştan bile önce verdim ve bütün bu süre boyunca bu sevgi senin. Ben sana sevgimi başkalarıyla paylaşasın diye verdim. Benim sevgim senin yüreğinde ve bu dünyada dönüp dolaşıyor.

Nerede benim sevgim?

Senin içinde.

Sen neredesin?

Benim kalbimdesin. Sen sevginin bir ürünüsün.

Peki ya sana bugün söylediklerimi dinliyor musun?

(kaynak: heavenletters.org)