edebiyat-kelimeler-dunyasi-ii

Rus formalizmini (biçimcilik akımı) takiben yeni akımların ortaya çıktığı ve edebiyatın daha fazla sorgulandığı 20. yy. başlarında, edebiyatın felsefe ve diğer bilimlerden ayrılan yönü üzerine kafa yorulmuş. Edebiyatı biricik ve vazgeçilmez kılan nedir? Bu yeni arayışın doğurduğu sonuçlardan yola çıkarak denilebilir ki edebiyatın en ayırt edici yönü varlık üzerindeki tanışıklığı kırmak, ünsiyeti (alışkanlık) aşmaktır.

Edebiyat ve bilhassa şiir aslında kelimelerin dünyasına karşı bir devrimdir. Örneğin şiiri kelimelere uygulanan şiddet olarak tanımlayanlar vardır. Şiir yazmak bir anlamda kelimeleri tıpkı bir ağaç gibi kaldırıp köklerinden sökerek farklı bir yere taşımaktır. Böylesi bir güce sahip olan şiir sanatı iyi değerlendirildiğinde, zihnimizde en sağlam kaleleri inşa etmiş olan kelimeler dahi bu güce karşı direniş gösterememektedir.

Peki kelimeler nedir, hayatımızda nasıl bir etkiye sahiptir ki onlara karşı açılan bu savaş, insanlık için böylesi vazgeçilmez bir varoluş biçimi olagelmiştir?

Gelin zihnimize bir bakalım. Gözlerimizi güne ilk açışımızda zihnimiz bomboştur bir anlığına… Hemen sonrasını ise kelimelerin işgali olarak tanımlayabileceğimiz bir bombardıman gerçekleşir. Tüm gün boyunca bizi oradan oraya koşuşturacak olan yerimizde dursak bile zihnimizi dürtmeye devam edecek ve dahası her şeyi bir ezbere, bir kalıba sokarak yapmamızı ve öyle algılamamızı sağlayacak olan tüm şu sözcük öbekleri, yığınları, kavramlar ve sesler…  Bir an gelir tüm hepsinden kurtulmak ve sadece boşluğa bakmak isteriz. Öte yandan bir süre sonra zihnimiz görsellerin, hayallerin ya da seslerin dünyasında öylesi bir karmaşıklığa sürüklenir ki yine kelimeler yardımımıza koşar. Bir derleme ve toparlama yaparlar içeride. Birden sözcüklerin kıymetli varlıklarına sarılırız. Algımız berraklaşır ve olgular bir açıklık, netlik ve geçici süreliğine yeniden bir düzen kazanır. Tabii ki bu çok uzun sürmez ve yaşamın değişkenliği yine gelir bizi bulur; ritüellerimizi ve gerçekliğimizi sarsmaya iter bizi. İşte o zaman sanat ve edebiyat çıkar yolumuza, en büyük destekçimiz olmaya.

Edebiyat, tüm bilinenleri ve ters yüz edilişi aynı anda içine alan bir kavrayış açar zihnimizde. Daha da ötesine götürür bizi; bilincimize… Orada özgürlük vardır; düşünce özgürlüğü… Biraz  hüzün ve biraz da cüretkarlığın birbirine karıştığı ve el ele yeni ufuklara koştuğu bir özgürlük. Bu özgürlüğe giden ilk adım, bazen zihinlerde yeni bir kırılma noktası yaratan yeni sözcüklerin keşfiyle bazen de var olanın alt üst edilmesiyle gerçekleşir. Bu noktadan itibaren edebiyatın tatlı zehri içimize akmaya başlar ve her şey göründüğünden farklı olabilecek bir illüzyona (yanılsama) dönüşür. İşte buna kelimelerin yeniden var olma gücü diyebiliriz.

edebiyat-kelimeler-dunyasi-i

Böylece edebiyatın kelimeler aracılığıyla zihnimizde inşa edilen kaleleri yıkarak, hayatı yeniden anlamlandırabilmemizi sağlamak gibi bir işlevi olduğundan rahatlıkla söz edebiliriz.

Kimilerine göre ise edebiyatın herhangi bir amacı ya da  işlevi olması gerekmemektedir. Bir edebi eser kendi kendini var eden ve oluşumunu tamamladıktan hemen sonra yaratıcısından bağımsızlığını ilan eden kendine özgü bir dünyadır.  Her okuyucunun elinde kendini yeniden ve farklı biçimde yaratır. Bir yazarın kendi söylevi eserinkinin önüne geçmişse o eser, edebi bir nitelik taşımaz denir. Burada aslında edebiyatın işlevsizliğinden değil de tek bir işlev taşıma amacı gütmemesi gerekliliğinden söz edilmektedir. Daha oluşum aşamasında iken eser çoktan yazarını inkar edip kendi yolunu çizmeye başlar. Esere kendi özgünlüğünü ve edebi niteliğini kazandıran tam da bu aşamadır. Bundan sonra artık şiir, roman, hikâye, günce, biyografi vs. her edebi eser, söz konusu işlevini kendi biricikliğinde olduğu kadar okuyucunun da biricikliğinde yeniden var edecektir. Kendini her seferinde yeniden var edebilme ve anlamlandırma yetisidir bir edebi esere ölümsüzlük kazandıran.

Bir yapıtın edebi eser olma yönündeki muazzam başarısı ve işlevselliği herkes için değişkenlik gösterecek olsa da söz edebiyatın rolüne geldiğinde, edebiyatın, insanın kelimelerle olan kısır döngü içindeki mücadelesinin vazgeçilmez bir silahı olduğu gerçektir.

Edebiyatla kalın.

Sevgiler

Beyza Dut

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/edebiyat-kelimeler-dunyasi/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/edebiyat-kelimeler-dunyasi/" data-text="Edebiyat: Kelimeler Dünyası" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/edebiyat-kelimeler-dunyasi/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/beyza-foto.jpg"><img loading="lazy" class="alignright size-medium wp-image-5854" title="beyza foto" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/beyza-foto-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a>17 yaşımdayken Kuraldışı Yayınevi kitaplarıyla tanışmamla birlikte psikoloji ile ilgilenmeye başladım. O zamandan bu yana kitaplığımın büyük bölümüne yeşil rengin hâkim olduğunu söyleyebilirim. Aynı yıllarda dünya tarihi ve siyasetine de meraklıydım. Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdim. Ancak psikolojiye özel ilgi duymaya devam ettim. İnsanların belli fikirlere olan eğilimlerinin ya da toplumsal olayların arkasındaki psikolojik altyapıyı incelemeyi seviyorum. Okul yıllarımda sınav kâğıtlarım doğru cevaptan ziyade kendime özgü yazılarımla dikkat çekti. Mezuniyetten sonra bir süre, toplum gönüllüsü olarak, küçüklüğümde bizzat öğrencisi olduğum ve sunulan alternatif eğitimin gerçek özgüvenimi kazanmamı sağladığını düşündüğüm yerde (TEGV-Eğitim Parkları’nda)eğitmenlik yaptım. Aynı zamanda çeşitli konser, sanat etkinlikleri ile siyasi uluslararası organizasyonlarda çalıştım. Bir yıldır bankacılık yapmama rağmen, aslında asıl yaptığım işin eve her gün yazı çiziyle dolu kâğıtlarla gelmek olduğunu fark ettim. Böylece benim için bilinçsizce yapılan bir eylem olan yazmayı bilinçli bir şekilde geliştirmeye karar verdim. Aslında ben hep yazıyordum. Bu bir anda yağmurun yağması gibi: Bulutlar yeterince kararmışsa yağmur nerede ve ne zaman olursa olsun yağmaya başlıyor. Bunun için olsa gerek yazmak aslında biraz beklemek meselesidir. Bulutlar yeterince kararmadan ve gerçekte yeterince olgunlaşmadan iyi yazı yazamazsınız. Her birikim bir ağırlıktır ve yazmak bu ağırlıktan kurtulmanın en güzel yollarından biridir. Üstelik bu sanatın diğer dallarıyla da mümkün ve ben nerdeyse hepsini seviyorum. Resim çizmeyi de çok seviyorum örneğin. Ancak yinede işin içine bir şeyleri yazarak ifade etme arzusu karışıyor. Küçükken resimlerimin üzerine yazı yazılamayacağını öğreten okuldaki resim öğretmenime ve başarılı karakalem çizimlerime rağmen biraz daha basit, karikatürize çizimler yapmaya devam ettim. Bu benim için güzel resim yapmaya çalışmaktan daha anlamlı oldu hep. Bir başka tutkum müzik ve galiba bu ilk sırayı alır. İçerideki kötü müzikten dolayı alışverişi yarıda kesip çıkabilen ve iyi müzik çaldığı için bir kafenin önünde dikilebilen ya da konuşmayı bırakıp kulan kesilen biriyim. Bunların yanında bir süredir tiyatro eğitimi alıyorum ve bunun yazı, müzik, resim sanata dair her şeyi kapsadığını, üstelik dünyadaki bedene hâkim olma tekniklerinin en iyisi olduğunu düşünüyorum.</p> <p>&nbsp;</p>