İnsanlar medeniyeti yarattılar, önce yavaş yavaş son zamanlarda ise baş döndürücü bir hızla teknolojide ilerlediler… Ne de iyi ettiler… Ama bir şeyleri de aldı götürdü bütün bu ilerleme. Dünyayı eskittik, birbirimizden uzaklaştık….

Yine de nankörlük etmemeliyim, şu anda bilgisayarımın önünde oturmuş, istediğim yere ulaşıyor, birileriyle tanışıyor, eşi dostu arıyorum. Bir adım bile atmama gerek kalmadı, yalnızlığımın da farkında değilim! Çok da mutluyum… Ama görüyorum ki arkadaşlarımın arasında arkeoloji ve antropolojiye merak saranlar var, benim gibi… 

Belki de yitmiş değerlere özlem, köklerimize inme isteği, kahramanlığı bir düğmeye basmakla kazanılmayan yaşamlar…Hepsi de efsanelerde, destanlarda ve hatta Dede Korkut’un masalarında kaldı…

İşte tam da oradayım: efsaneler neyi anlatıyor sorusunun cevabında… Bence toplumların manevi değerlerini anlatan ve örnek alınacak ciddi öykülerdir, efsaneler, destanlar! Çok gerilere gidildikçe söylencelerin toplumlarda, coğrafyalarda ve düzen anlayışında ne kadar önemli bilgiler taşıdığını anlıyor insan.

Toplumların değer yargılarını anlatan efsaneler sayesinde kendi kendimizi ve çevremizdeki diğer insanlarla olan ilişkilerimizi anlıyor, çözüyor, kahramanlarla özdeşleşerek ölümsüzlüğün, ölmemek değil, kalıcı bir şeyler bırakmak olduğunun farkına varıyoruz…

Farklı toplumlarda ve coğrafyalarda da olsa dünya mitolojilerinin ortak noktaları var: İlk ana ve baba, gökyüzü ve yeryüzü tanrılarıdır. Tanrı insanları genellikle çamur, kaya ve bitkilerden yaratır. Tanrılar ölümlülere ait dünyayı bir tufanla yerle bir ederler, sonra yeniden yaratırlar. Kahramanlar ise sıra dışı insanlardır, çoğu kez de tanrı çocuklarıdırlar, ölümlüdürler ama olağanüstü güçleri vardır, canavarları öldürürler, toplumlarını tehlikelerden kurtarırlar, yeraltına inerler ve sonunda da beklenmedik bir şekilde ölürler.

Efsane kahramanları kendi toplumlarında doğru insan modelidirler. Olağanüstü yeteneklerle donatılmış olsalar da kusursuz da değildirler. Dolayısıyla insan olarak zayıflıkları da, yaşadıkları olaylar içinde insanlara örnek olur. Örneğin birçoğu ölümlü olmayı kabullenemez. Gılgamış ölümden çok korkar ve ölümsüzlüğün sırrını aramak üzere birçok tehlikeli maceraya atılır ve sonunda elde ettiği başarılarla yetinmeyi öğrenir.

Ne kadar farklı kültürlerden gelseler de kahramanların bugün bile bizim için insan modeli olarak geçerliliklerini koruduklarını düşünüyorum. Çünkü onlar da kişisel istekleri ile toplum çıkarları arasında kalıp seçim yaptılar. Bazen de toplumun çıkarları adına hayatlarını riske attılar. Biz de bugün başaramayacağımızı bildiğimiz konularda onur ve toplumda yer edinmek adına cesaretimizi toplamıyor muyuz?

Bazı destan kahramanları ise duygularına yenildi: Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyelerinin dağılmasının nedeni, Arthur’un eşi Guinevere ile en yakın dostu ve kahramanı Lancelot arasındaki aşk oldu, Lancelot ve Guinevere aşklarına yenildiler, yuvarlak masa dağıldı. Troya destanında da Agamemnon ile Akhilleus, bir köle kızı paylaşamayıp birbirlerine küserler… Ancak bu öyküde Akhilleus kurtarıcı rolüne döner!
 
Bir başka kahraman, Odysseus ise moral değerleri ve toplumun çıkarlarını tercih eder ve bir tanrıça ile evlenip ölümsüz olmak yerine ölümlü eşine dönerek krallığının ve görevlerinin başına geçer.

Dona Rosenberg’in uzun yıllarını alan araştırmalar sonunda yazdığı “Dünya Mitolojisi”nde, efsanelerin tarih, din, psikoloji, antropoloji ve arkeolojiye duyulan ilgiyi beslediği yazılıyor:

“Dünya Mitolojisi, dünyanın her tarafından edebi değerleri koruyan söylenceleri bir araya getiriyor. Bunlar gereksinim ve arzuları, umut ve korkularıyla insan doğasını, insanlık durumunu’ yansıtıyorlar.

Yaratılış söylenceleri, köken sahibi olma duygusuna yanıt veriyor.  Kahramanlık söylenceleri insanlara davranış modelleri sağlıyor. 

Dünya söylencelerini incelemek insanın bilgisini anlayışını ve başkalarını değerlendirme olanaklarını zenginleştiriyor.”
Ve Rosenberg’e göre de:
“…Her kültürün kahramanları gibi bugün de insanlar kişisel arzuları ile başkalarına karşı sorumlulukları arasında bir uzlaşma bulabilmek için seçim yapma zorunluluğu ile karşı karşıya kalmaktalar.”