Biliyoruz ki sonsuz ve sınırsız olan bilinç haline ulaşmak için egodan tamamen arınmak gerek.

Gelin görün ki bu isteğin kendisi bile egodan tamamen arınmış olmayabilir.

Şu sorulara cevap vermek gerekiyor öncelikle:

Neden sonsuz ve sınırsız olana ulaşmak istiyoruz?  Sorunlarımızdan kaçmak için mi?

Ayıp değil tabii, yorgunuz şu sınırlı boyutta. Çok ağır burası, hem de çok…

Hele hele doğasından gelen ve/veya kendisini didikleyerek belli bir yere kadar arınma sağlayıp da ‘’cennet’’ lezzetine benzer ama ne yazık ki gelip geçici anlık tatları yaşayanlardansanız…

O lezzeti tadan bir kere, ister ki hep o ‘’hal’’ de olsun, hiç bitmesin o an. Gönüllü olarak an’ın esir olmak ister….

An uçup gittiğinde ise damağında kalan o tatla avunur ve umarsızca yinelenmesini ister …

Önceleri kendiliğinden olur o ‘’hal’’e ulaşmak. Apansız, hiç umulmadık anlarda yaşanır…

İnsan, bu uğurda çaba gösteriyorsa ya da bu yola girmişse yatay süreç içindeki dikey zamana geçişleri daha sık yaşamaya başlar, hatta bu ‘’hal’’ leri bilinçli olarak çağırır.

Çağırılan da gelir…

Ama elbette ki sadece bir yere kadar.

Çünkü, bu ‘’hal’’leri yaşama isteği yorgunluktan, sorunlardan, dünyanın ağırlığından kaçma dürtüsü ile olduğu anda ego girmiştir devreye.

İşte tam o noktada ‘’DUR’’ der sistem…

İyi ki de der…

Demeseydi hakikate ulaşmak mümkün olmazdı ve insan sahte bir cennette oyalanırdı zira… Aynı uyuşturucu bağımlıları gibi…

İşte bu dürtü ve ihtiyaçlarla ”İYİ” olmaya çabalamak, Cennet’e gitmek için rüşvet vermeye benzer ve pek de hakiki değildir doğrusu… Ama hiç yoktan da iyidir elbette…

İyi eylemler, beklentiyle bile olsa, ego tarafından bile yönlendirilse, kötülüğün hüküm sürdüğü bu düzene sınırlı da olsa belli bir rahatlama getirir ve Hakikat’in yani ”MUTLAK İYİ’’ nin gereğini yapması için alan açar…

Diyeceksiniz ki, ‘’Ben iyi olmayı seçtim ve her an  iyi olmak için çabalıyorum. Buna nasıl hakiki demezsin?’’… Demem… Diyemem… Çünkü bunu ne ben diyebilirim, ne bir başkası ne de sizin sınırlı bilinciniz.

Mutlak İyilik bambaşka bir şeydir zannımca. Hatta, perdeli gözlere kötülük gibi bile görünebilir… Olaylara sonsuzluğa açılan bilinç boyutunun penceresinden baktığımızda ise ne herkesin iyi dediğine -her zaman- ‘’iyi’’ ne de kötü dediğine ‘’kötü’’ diyebiliriz…

Lafı fazla uzatmayayım da yazı amacından çıkmasın… Benim derdim egoyla…

Egonun türlü adları var aslında. Kimi ona, ‘’negatif enerji’’ diyor, kimi ‘’şeytan’’, kimi de ‘’olumsuz düşünce’’  vesaire… sonuçta hepsi bir ve aynı kapıya çıkıyor.

Akli melekeleri yerinde ve yetişkin hiç kimse ego’dan arınmış değildir herhalde. Anladığım kadarıyla, ‘’özgür irade’’ de bunun için var zaten… Ego, özgür iradeyi harekete geçirmek için çocukluktan çıktığımız andan itibaren ağlarını ruhumuzun etrafında örmeye başlıyor…

Egonun insan ağlarını insan bilincine örmesinin başlangıç yaşı günümüzün teknoloji ve maddiyat ile kirlenmiş dünyasında iyice aşağılara düştü. Çocuklar bile çok erken yaşta egonun görünmez ağları ile kuşatılmaya başlıyor.

Egoyla kuşatılmak demek cennetten kovulmak, meleksiliğini, safiyetini kaybetmek demek.

Ama özgür irade öyle muhteşem bir şey ki bize özümüzde saklı olanın, hakiki olanın saflığını bilinçle seçme imkanı veriyor.

Güç de buradan geliyor bence ve bu güç lazer enerjisi gibi istenen yere ve duruma odaklanabiliyor.

Onun içindir sanırım her isteyenin sadece istediği için bu güce ulaşamaması…

Egonun inciten yanından sakınmak, onunla baş etmek bence çok daha kolay. Asıl zor olan ise incinen yanıyla başa çıkmak.

Ne kadar iyi olursak olalım, bir yere kadar gidebiliyoruz ve bu gidebildiğimiz en üst noktalardan biri de kimseye zararı olmayan ve hizmette bulunan bir bilinç seviyesi.

Demem o ki; içimizdeki iyi gücü içten dışa doğru yayma çabamızda hevesli ve iradeliysek bunu başarmak o kadar da zor değil…Ve bunu isteyen herkes yapabilir.

Asıl zor olan ise dıştan içe doğru gelen negatif yüklemelerden korunmak. Onların ruhumuza değmesine, kalbimizi kirletmesine izin vermemek…

Aslında, düşünüyorum da belki ego’nun bir korunma mekanizması işlevi vardır… Belki de ego, ruhun korunması için var olan gerekli bir şeydir…

En azından aşkın olmayan bilinçler için…

Benim naçizane çabam ise o perdeyi de aşabilmek… İncitmemeyi, tamamen zararsız bir varlık olmayı başarıp başarmadığımı söyleme cüretine sahip değilim, bilgisine de, ama en azından -o da bilebidiğim kadarıyla- o hal için çabalıyorum. Bilmediğim zararlarım içinse acil farkındalık ve bağış diliyorum…

Gelin görün ki iş incinmemeyi başarmak noktasına gelince iyice zorlaşıyor… Benim derdim, bedduayı, sızlanmayı, suçlamayı, yargılamayı bir yana bırakın; içimden bile yakınmamayı başarabilmek… Of, dahi dememek…

Yani hem farkında olmak hem de olmamak hali… Bilinçli bir saflık hali de diyebiliriz buna…

Korkarım epeyce yolum var oraya… Çünkü egomu ne kadar aşmış olursam olayım o noktada tıkanıyorum… Hayat adeta ‘’Hadi’’ diyor… ‘’Hadi kurtul artık, kır şu putlarını,’’… mesajı alıyorum almasına da ah o hala incinebilir duygular yok mu?…

(İşin en fenası da bu istek ve çabanın da ego’dan kaynaklanması ihtimali… İncinmekten yılan, korkan ego’dan..).