Hayır, özellikle kadınlarda, bir hava, bir eda, bir “bulunmaz hint kumaşı” durumları almış başını gidiyor.

Sabah erken kalkamazlar, öyle ya, işe gitmedikleri halde, neden kargalarla kahvaltıda buluşsunlar ki? Öyle her akşam, her akşam yemekte yapamazlar, çünkü günler o kadar kısa ki, iki mağaza geziyorlar, iki arkadaş sohbeti, kuaför filan derken, bir bakmışsın akşam olmuş. O saatten sonra yemek yapmaya kalkışsa, gece yarısı ancak hazır olacak, ki sevgilisi ya da kocası o saatte yemek yerse bu çok sağlıksız. Hangi vicdanlı kadın kıyar ki erkeklere bu durumda, çaresiz yemek yapmaz tabiiki. Çok yufka yürekliyiz çok…

Ne diyeyim ki?

Hiç yüzleri de kızarmıyor biliyor musunuz? Oysa ki…

Sabah ondan bir saat evvel uyanıp, önce banyoyu duş alması için uygun konuma getirip, eğer akşamdan hazırlamama hatasını yaptıysanız -bunu hemen telafi ederek- ona günün anlam ve önemine uygun bir kostüm hazırlasanız ne olur sanki? Ardından da şöyle mükellef bir kahvaltı sofrası hazırlayıp, üstüne bir de bol köpüklü, orta şekerli türk kahvesi yaparak karşılıklı içebilirsiniz doğru mu?  Sonrasında, ayakkabılarını kolay giyebileceği bir pozisyonda önüne koyup, paltosunu giydirip, çantasını da eline verdikten sonra, yanağına sıcacık bir şans öpücüğü kondurup, onu işine yolcu etseniz ne olur ha? İncileriniz mi dökülür?

Gün ortasında bir telefon edip, birşeye ihtiyacı var mı, yok mu, ya da ihtiyacı olabilme olasılığı nedir? Veya akşama ne yemek ister, bir soruverseniz fena mı olur? İlla ki onun mu sizi araması şart. Tabii ki değil. Siz ararsanız, hem, akşam onun zevkine göre bir yemek yapmış olursunuz, hem de gönlünü hoş etmiş olursunuz, haksız mıyım? Bir de şu takıntımız var değil mi; “Ben onun annesi değilim.” E biliyoruz öyle olmadığınızı, o kadar da saf değiliz. Erkeklere sadece anneleri şefkat gösterir, onları sadece anneleri şımartır diye bir kural mı var. Varsa benim neden haberim yok? Hadi bırakın bu kuruntuları da, sonsuz şefkatinizi hissettirin, çekinmeyin. Ayrıca hafta sonu ona, güncel, kendini geliştirmek adına birşeyler bulabileceği birkaç kitap alın da, akşamları okusun adamcağız. Sinema filmlerini takip edin mutlaka. Hoşuna gidebileceğini umduğunuz filmlere iki bilet alın, ama yanında kimi götüreceğine, bırakın o karar versin. Sakın görgüsüzlük edip, bileti siz aldınız diye, ille “yanındaki koltukta ben oturacağım” diye tutturmayın, çünkü böyle bir kural yok.

Maç saatlerinde ona, patlamış mısır mı, yoksa patates cipsi mi ister, sormayı sakın ihmal etmeyin. Hani o kadar da vicdansızlık yapmayın. Ve lütfen, “ben seninle maç da izleyebilirim” imajı yaratmak uğruna, anlamadan, bilmeden futbol pozisyonları hakkında yorum yapıp, komik duruma düşmeyin ve de adamın konsantrasyonunu bozmayın.

Şimdi siz bir de, bu yazıyı okuyunca bana kızarsınız da. Neden? Ne dedim ki ben? Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış zaten. Onun için hiç gocunmam. Yapacaksınız işte, yoksa adamlar sizi istemez, arıza çıkarırlar ben size söyleyim. Denemesi bedava.

Bu arada, sevgili erkekler…

Yazım nasıl olmuş ama???

Ve sevgilin kadınlar…

Şaka yaptım, şaka, şaka…