Hafta sonu abim eve bilgisayar aldı. İnterneti de benim wireless modemden kullanmaları için Splitter’imi onlara verdim. Ben nasıl olsa, haftada bir akşam evden bağlanıyorum, o zaman sizden alırım dedim.

Ama splitter’ı bilgisayara tanıtmak için gerekli programımız olmayınca, o gün internete bağlanamadık tabi. Yeğenim de benden aparatı aldı ve bir bilgisayarcı tanıdığına götürdü. Bana olumsuz bir geribildirim yapmayınca da, internet problemi çözüldü sandım. Ama çözülmemiş. Aparatımız bilgisayarcıda bırakılmış yeğenim tarafından ve hala da gelmedi. Şimdi ne onlar internete girebiliyor, ne de ben. İnternet modemim de öyle boynu bükük kaldı iki gündür. Hiçbir işe yaramadan, öylece duruyor.

Şimdi, “splitter kaç para, bir tane daha alın” diyeceksiniz. Mesele o değil ki. Sadece, çalışan, etrafına bir faydası dokunan bir düzeni bozmanın, ne kadar basit olduğunu ve fayda dediğimiz önemli bir lütufa karşı ne kadar vurdumduymaz davrandığımıza dikkat çekmek için anlattım bu olayı.

Evrende her ne olursa olsun, herhangi bir faydası olan bir varlığı atıl duruma getirmek korkunç bir zarar.

Hayatta en ufacık bir şeyin bile, etrafına bir fayda sağlamadan bu dünyada yaşamasını ve varlığını sürdürmesini, kesinlikle çok anlamsız buluyorum. Yok böyle bir lüksümüz. Yaşamdaki felsefemiz, “fayda ver, fayda gör” olmalı. Tıpkı, “kazan kazan” politikası gibi.

Her ne yapıyorsak, bize ya da çevreye faydası olanı seçmeliyiz.

Suyun buz halini içmeye çalışarak, metabolizmamızı dondurup dengesini bozacağımıza, hafif ılık şeklini tüketerek ona büyük bir fayda sağlayabiliriz, sonuç daha huzurlu ve zinde bir vücut.

Ya da gün boyu kahve üstüne kahve içmek yerine, doğal bitki çaylarını tercih edebiliriz. Kafeinin verdiği sinirlilik haline de katlanmak zorunda kalmayız böylece.

Evimizi gereksiz, sadece süs olmaktan öte gitmeyen (gereğinden fazlasından bahsediyorum) bir sürü aksesuarla dolduracağımıza, hem şık hem de fonksiyonel aksesuarları tercih edersek, yeryüzünde sadece yer kaplamaktan başka bir işlevi olmayan, gereksizler kervanına yenilerini eklememiş oluruz.

İş hayatında aktif rol almamayı tercih ettiysek şayet, hergün akşamlara kadar sadece kendimizle ilgilenip, dedikodu turlarında zamanımızı tüketeceğimize, çalışan ev üyelerinin hayatlarını kolaylaştırmak ve renklendirmek adına çaba sarfedersek, iş dünyasına daha mutlu ve yaratıcı çalışanlar hediye etmiş oluruz düşüncesindeyim.

Yıllar evvel, evdeki eski kasetçalarımız arızalanmıştı  Küçük abim tamir etmek için onu en küçük vidasına kadar döküp saçtı. En sonunda yapamadı, geri de toparlayamadı. Teybin hiç kimseye bir faydası olmadı o günden sonra. Oysa teypten anlayan bir tamirciye gösterilseydi, bir süre daha etrafına neşe saçan sevimli bir teypçik olmaya devam edebilirdi.

Etrafına en ufak bir faydası olan, ne ya da kim varsa, lütfen enerjinizi bunu daha da çoğaltmak adına harcayın mümkünse.

Tam tersi bir davranış, sadece içinde bulunduğumuz dünyamıza zarar verir.

Şunu anlayalım artık, dünyaya verilen en küçük zararın bile, ucu mutlaka bir gün bize dokunacaktır.

Bu yüzden, lütfen evrende hiçbir şeyin atıl duruma geçmesine neden olmayın.

Herkes günde en az bir kez şu soruyu kendine sormalı:

“Bu dünyaya ne faydam var?”

Sanırım annemin bu soruya cevabı şu olurdu; ‘’Çocuklarımı gerçek bir anne sevgisiyle sevmek,’’. Çünkü o bunu çok iyi yapıyor. Ve çocukları ondan aldıkları sevginin verdiği enerjiyle, başarmak adına yeterince çaba sarfedebiliyorlar. Teşekkürler, Annem ve annem gibi anneler…

Küçük bir örnek daha: Eminim ki çoğumuzun evinde, pili bitmiş, zamanı göstermekten bir haber masa, duvar ya da kol saati vardır. Nedense basit bir pil değiştirme operasyonu ile onu varolmanın dayanılmaz hafifliğini yaşamaktan kurtarabileceğimiz halde, bunu yapmayız. Oysa bunu yapsak, o zavallı saat de hayatına bıraktığı yerden doludizgin devam edecek. Dünyanın sırtında bir kambur olmaktan kurtulacak.

Okumadığımız, kapağını bile açmadığımız, muhtemelen içinde ne cevherler barındıran kitaplarımız yok mu? Hadi okuyun ve içindeki faydalı bilgilerle donanımınızı bir kat daha arttırabilme olanağınızı ertelemeyin.

Unutmayın, hayat ona katacağınız her artı değere ihtiyacı olan bir çocuk gibi.

Nasıl olmasını isterseniz büyük yüzdesi size bağlı, kalan yüzdesi için de ben kadere güvenebilirim…