“Merhaba” çok sevdiğim bir sözcük. Kendimle konuşurken dahi sıklıkla kullandığım. Her geçen gün özüme dair farklı bir yönümü keşfedip tanımladığım içindir belki de. Bir köşede yazacak olma fikri bu nedenle beni çok heyecanlandırıyor. Yazarken yaşamak, yaşarken yazmak; yaşamı ve öğrendiklerimizi disipline eden bir etkinlik, kendimizle konuşurken onlarca-yüzlerce insana da “merhaba!” deme olanağı edindiğimiz.

Burada eylediklerimi, hissettiklerimi, düşündüklerimi sözcüklere çevireceğim; sözcüklerin bilinci ise eylemlerime yön verecek yeniden. Yazdıklarımın, paylaşımlarımızın ve geribildirimlerinizin; evrenle, doğayla, dünyayla, insanlarla tanışma ve kucaklaşmaya hizmet etmesini diliyorum. Şimdiden başladık belki de tanışmaya!

Uzun zamandır Facebook mecrasında karalayıp duruyorum kendimce. Göçüp giderken bir duygudan diğer duyguya, bir düşünceden diğerine geriye sözcükler kalıyor onların ardı sıra…

İlk yazıyla okura seslenmek zor iş. Yakın geçmişte, sosyal medyada farklı zamanlarda karaladıklarımdan yaptığım bir seçkiyle “tanışmak” istedim sizinle. Aşka, eğitime, politikaya, insana ve kendime dair her şey kendime dürüst olabildiğim kadar yansıdı sözcüklere. Her ay size yeniden seslenecek olmanın sorumluluğu ile bakacağım şimdi dünyaya.

Sevinçle, mutlulukla, dostlukla hepinize merhaba!

 

Varoluşa dair

Yine bir yolculuktayım, kendi kendimi anılarımla, yaşamlarına dokunabildiğim insanların yüzlerinin hayalleriyle avutuyorum. Evren ne yaşamamız gerektiğinin, ne zaman ne öğreneceğimizin ölçüsünü çok iyi ayarlamış. İsyana, derbederliğe, basitliğe aman vermek yok. Ölmek için yaşamıyor muyuz? Hep ona koşuyoruz. Trenin, anılarımda gezinirken bana eşlik eden sesi adeta bir çağrı, hem yaşamaya hem ölmeye… Durak durak ilerliyoruz; kimileri iniyor, bizi yalnızlığımızla baş başa bırakıyor; kimileri binip yalnızlığımızı varlığıyla dindiriyor… Varacağımız yer ölüm, güzel anıların, söğüt ağaçları ile arkadaşlığımızın izleri kalsın bari geride…

 

Anlaşılmaya dair

Birisi sizi bir kötülükle itham ettiğinde sakin, sağduyulu kalıp “anlaşılmayı” zamana bırakmak en akılcı yöntemmiş gibi geliyor bana… Kuşkusuz ki başlangıçta bir imaj kaybına uğrayabilirsiniz, ancak kişiliğinizin yanı sıra “zamana bırakmak” ve “emek vermek” tüm haksız ithamların, tüm haksız suçlamaların zaman içerisinde aşılmasını sağlayacaktır. Aksi takdirde doğru anlaşılmak için debelenip durur, bir sürü açıklama yaparsanız bu ithamların da reytingini arttırırsınız.
Yaşam çıraklığından yaşam ustalığına geçme sürecinde “sözcüklere” daha az gereksinim duyuyor sanırım insan. Benim sözlerimdeki çelişki ise “sözcüklere gereksinim duymadan kendimizi anlatmanın önemini” anlatırken yine sözcüklere başvurmak. Belki de -büyük olasılıkla- hâlâ çırak olmamdan ileri geliyordur bu durum…

 

Aşka dair

Kendimin farkına vardım varalı yaşamımın neredeyse hiçbir anı sevdasız, aşksız geçmedi. Daha ilkokul birinci sınıftayken kızlardan hoşlanmaya başlamış, ilkokul ikinci sınıfta ise öğretmenizin kızını sevmiş, o çocuksu, sevecen, masum duyguları tatmıştım.
Hep söylerim “Bu dünyaya sevmeye, eşi dostu görmeye geldim.” diye… Bir kadını sevmek, onun tarafından sevilmekse bambaşka bir duygu.

Öyle ham ve öyle toydum ki kimi zaman duygusal zaaflarım yüzünden, kimi zaman ne istediğimi bilemediğimden, kimi zaman da kendimi tanıyamadığım için başarılı olamadım sevdada bugüne değin. Lakin sevmekten hiç vazgeçmedim. Tutkulu sevgiler aradım. Beni ben olarak kabul ederek sevecek bakışlar, gözler… Arayışlarım öyle yoğundu ve öylesine dikiş tutturamıyordum ki bazen dostlarım tarafından “şıpsevdi” ya da “ayran gönüllü” diye adlandırıldığım oldu. Öyle olmadığım halde çok sevdiğim insanlar tarafından böyle adlandırılmak ve eleştirilmek yüreğimi çok yaralamıştır. Daha sever sevmez tüm olumsuz yönlerimi, cilasız halimi öylesine açık ederim ki bu durum sevdiğim kadınları ürkütür…

Dürüst ve şeffaf, bedenen ve ruhen çıplak olmazsam sevdiğim kadın karşısında, bu bana bir aşktan çok kandırmaca ya da “ticari bir anlaşma” gibi geliyor… Kuşkusuz ki bu iyi niyet başarısızlığımın tek açıklaması değil, ancak en belirleyici değişken olduğunu söylemeliyim.

Bu bahtsız yaşanmışlıklara karşın yaşadığım duygular ve onları tarif edişim dostlarım için bir esin kaynağı, bir umut oluyordu kimi zaman. Hem ailem hem de dostlarım benim âşık hallerimi, coşkumu, sevincimi, melankolimi pek sever…

Sonra bir gün “Al yazmalım” filmini izlerken kendimle ilgili bir keşifte daha bulundum: Ben, “seksapel, maçoluk, güç ve sahip çıkmanın” simgesi Kadir İnanır modeli bir erkekten çok “emeği, dostluğu, sevgiyi” yaşayan Ahmet Mekin modeli bir erkeğim. Kadınların 30 yaşına kadar Kadir İnanır modeline doğru eğilim gösterirken 30 yaş sonrası Ahmet Mekin modelinden hoşlandıklarını kavradım. O yüzden beklemeye ya da özelliklerime uygun seçimler yapmaya yöneldim.

Her arayışımın, her sevdalanışımın sevdiğim kadınlar için bir “onur” olduğu geribildirimini almama rağmen yıllar içinde yazgım değişmedi. Hiç incitmedim, ısrarcı olmadım, dostluklarına “aşk”tan daha fazla önem verdim. Bir zamanlar sevdiğim kadınların mutluluk haberleri hiç kıskandırmadı beni. Düğünlerine bile gittiğim oldu, uygar bir ilişki ve iletişim düzeyini hala sürdürürüz.

Bu süreçte ne şiirler yazdım ki en ünlüsü “Kırmızı Kurdele”dir. Bazen
hastanelere düştüm, öyle yoğun seviyormuşum ki “kalp büyümesi” teşhisi konuldu. Kalbimin hacmi yetmedi sevdalarıma. Sevdiğim kadınları kazanmak isterken onların gündemlerine, dünyalarına girdim ve her biriyle ayrı ayrı zenginleştim. Kimisinde yabancı müzikleri öğrendim, kimisinde iyi bir tiyatro izleyicisi oldum, kimisinde başka başka güzellikleri katık ettim benliğime, kimliğimden ödün vermeden. Melankolik sevda türküleri dinledim, umudumu yitirmedim, arabesk biri olmadım hiç. Kimi tatlı anılarla ve sevdalarla mutlu olurken bunu çok ilerilere taşıyamadım.

Sevdalandığım kadının dini, mezhebi, ırkı, yaşı, kimliği beni hiç ilgilendirmedi. Sevgilerimi önyargılarımla kirletmedim. Sadece karşımda bir “dişi”den önce hep “kişi” görmek istedim… Dürüstlüğümün altından kalkabilecek bir olgunluğa, huzur veren bir dinginliğe ve sadeliğe sahip olmasını bekledim sevdiğim kadının. Başaramadım, olmadı. Eskiye çamur atmak yakışmaz sevene, sadece tutmadı frekanslarımız onca güzelliği taşımalarına karşın.

Ben yine sevda türküleri dinleyerek sevdalarımın tadını çıkarmaya devam edeceğim… Sevdiğim kadınların yüzünde, sesinde, gözlerinde bulduğum umudu; bir yurttaş olarak memleketime, eğitimci olarak öğrencilerime ve bir dost olarak dostlarıma yaymak için var gücümle çalışacağım…

 

Romanlara dair

Az önce, 20 gün aradan sonra öğrencilerimin yaşadığı Roman Mahallesine, Aydoğdu Mahallesi’ne uğradım. Bir iki saatlik zaman diliminde onlarla yaşamaktan duyduğum keyfi yeniden yaşadım ve pekiştirdim. Eğitimci olmak zor buralarda lakin böyle güzel gülen, eğlenen ve doğallığıyla size yaşama sevinci veren bir insan topluluğu bulamazsınız! Geçen yıl bir öğrencim, mahalleden geçerken bana “mahallenin gülü” diye seslenmişti; ne yalan söyleyeyim yadırgamıştım. Bugün yine aynı sözü başka bir öğrencimin velisi söyledi, bu kez mutlu oldum. Ben Roman oldum iyice dostlar. Buyurun mahallemize… “Neş’e keder / Hepsi geçer / Bize kâr kalan nedir bu dünyadan?”

 

Demokrasiye dair

Demokrasi, kendimize benzemeyenleri dönüştürmeyi amaç edinerek olanaklı değil… Bir arada yaşamaktan sevinç duymak adını veriyorum ben bu duruma, tahammül etmek ya da hoş görmek değil… Kimseyi kendi dünya görüşüme kazanmak değil derdim; anlamak, dinlemek, birlikte varsıllaşmaktır dileğim. Kendi onurum, haysiyetim, değerlerim ne denli önemliyse “başkasının” biricikliğini de gözetmek durumundayım…

 

Ertelememeye dair

Yolculuklara çıkmadan önce hem okuldaki odamda hem de evimde güzel bir temizlik yapar, çamaşırlarımı yıkar, tamamlanmışlık duygusu ile ayrılırım evden ve okuldan… Arkamda elimden geldiğince tamamlanmamış iş bırakmak istemem…

Bugün de güzel bir temizlik yaptım, ev mis gibi temizlik kokuyor… Çamaşırları güzelce katladım, ütü yaptım, toz aldım, yerleri sildim ve arkamda eksik bir şey bırakmamanın huzuru ile yola çıkıyorum…

Tamamlanmamış işlerimiz yoruyor bizi; ertelemek, ötelemek, yüzleşememek… Zaman zaman anılarımda da gezinip temizlik yapmanın ne denli rahatlatıcı olduğunu yaşadım çok kere, “sahici” olmayan her şeyden arındırmaya çalışıyorum yaşamımı… Ki rahat ve huzurlu adımlar atabileyim, yolculuklara özgürce çıkabileyim diye bundan sonra… Böylece enerjimi daha işlevsel kullanabiliyorum gittiğim yerde…

Haydi allahaısmarladık!

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/hayata-dair-guzellemeler/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/hayata-dair-guzellemeler/" data-text="Hayata Dair Güzellemeler" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/hayata-dair-guzellemeler/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>&nbsp;</p> <p style="text-align: left;">Psikolojik danışman (rehber öğretmen) Mehmet Osman ÇETİNER 12 Mart 1985 tarihinde İzmir’de doğdu. Babasının memuriyeti nedeniyle öğrencilik hayatının ilk-orta ve lise yıllarını Kütahya, Tokat ve İzmir gibi farklı şehirlerde, değişik kültürlere temas ederek, zengin deneyimler edinerek geçirdi. 2003 yılında İzmir-Bergama Akif Ersezgin Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. <a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/Mehmet-Osman-Çetiner.jpg"><img loading="lazy" class="alignright size-full wp-image-5646" title="Mehmet Osman Çetiner" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/Mehmet-Osman-Çetiner.jpg" alt="" width="290" height="217" /></a></p> <p style="text-align: left;">2003 yılında başladığı Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Programını,  İngilizce hazırlık sınıfıyla birlikte, 2008 yılında program üçüncüsü olarak bitirdi. 2006-2007 güz yarıyılında akademik ve kültürel ufkunu genişleten bir deneyim yaşadı: Almanya&#8217;nın Köln Uygulamalı Sosyal Bilimler Üniversitesi&#8217;nde Erasmus öğrencisi olarak öğrenim gördü. 2008-2009 öğretim yılında TED Alanya Koleji’nde Psikolojik Danışma ve Rehberlik (PDR) Uzmanı olarak görev yaptıktan sonra  İstanbul Hadımköy’de askerlik görevini tamamladı.</p> <p style="text-align: left;">Şubat 2010 ile Haziran 2011 tarihleri arasında  Muş’un şirin ilçesi Varto’da önce Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda okul psikolojik danışmanı, ardından da Varto Milli Eğitim Müdürlüğü&#8217;nde Ar-Ge formatörü olarak çalıştı.</p> <p style="text-align: left;">24 Haziran 2011’den bu yana Tekirdağ Merkez Aydoğdu İlkokulu&#8217;nda okul psikolojik danışmanı olarak görev yapıyor. Birçok akademik kongrede “kurallar ve ahlaki gelişim”, “psikolojik danışma ve felsefe”, “ergenlik” konuları üzerine bildiriler sunmuştur. Şuanda “risk altındaki çocuklar” üzerine çalışmaktadır.</p>