Minicik kalplerimizde huzur varolduğu, yaşama sevinciyle dolup taştığımız sürece, dışardaki fırtına ne ürkütebilir ne de üşütebilir bizi.

Bize her mevsim ilkbahar!

Aslında herşey bizde gizli. Olaylar, başımıza gelenler, karşımıza çıkan insanlar ve kişilerin bize karşı davranışları, hep bizim izin verdiğimiz doğrultuda gerçekleşiyor.

İnsan aslında görmek istediğini görüyor. Yeter ki görmek istesin.

Bazen olmayan şeyleri varmış gibi sayar, ona göre yaşarız. Kimi zaman mutlu oluruz bu durumdan, kimi zaman ise hüzün istila eder bizi boş yere.

Hüzün istilaları arasında diğer kişilerin fısıltıları gelir kulağımıza bazen. Geri döndürmeye çalışsalar da bizi girilen yoldan, bir türlü kabullenemeyiz yanıldığımızı. Gözümüzle gördüklerimize mi, yoksa onların dediklerine mi inanacağız?

Herşey apaçık ortada değil mi?…

Maalesef, herşey apaçık ortada olamıyor bazen. Şu dünyada her kavram göreceli. Hep bizim gördüklerimizin, hissettiklerimizin ya da bildiklerimizin doğru olması olası değil. Böyle durumlarda doğruya açık olmak gerekiyor. Bazen öyle aşılmaz duvarlar örüyoruz ki etrafımıza, sonra ördüğümüz duvarlar arasında ezilip kalıyoruz.

Kendi sonumuzu kendmiz hazırlıyoruz aslında. Beklentilere sığınmamak, kalıpları yıkmak gerekiyor böyle durumlarda.

Geçen hafta çok sevdiğim bir dostum, yeni yıla birlikte merhaba diyebilmemiz için beni ziyarete geldi. Bu kişi benim üniversite hayatım boyunca aynı evi paylaştığım arkadaşımdı. Birlikte geçirilen eğlenceli zamanlar çok hoştu ama sonunda ayrılık vakti gelmişti. Ondan ayrılırken ağlayacağım kesindi .Günler öncesinden ayrılığın sancısı tutmuştu beni. Kesin ağlayacaktım ve beklenen oldu. Apartman görevlimizin şaşkın bakışları ve bıyık altı gülüşleri arasında, ağlayarak yolcu ettim dostumu.

Onsuz eve geri dönünce, boş evde kendimi tutamam daha çok ağlarım sanıyordum. Ama beklentilerim gerçekleşmedi. Birşeyi farkettim çünkü. Meğer ben çoğu insanın çok istediği birşeye sahipmişim. Öylesi bir dosta.’Ne mutlu bana’ dedim. Ne mutlu ki, gidişine hıçkırıklara boğularak  ağlayabileceğim bir dosta sahibim. Ya öyle birisi olmasaydı. Esas felaket o zaman olurdu. İyi ki varsın dostum!

Bu farkındalığı yaşadığımdan beri, artık ayrılıklar üzmüyor beni. Birinden ayrılırken sımsıkı sarılıyorum ona ve geçici olan bu ayrılık döneminde, ona yetecek kadar sevgi dolduruyorum kollarına.

Yaşama küsmek yerine daha bir bağlanıyorum. Hayallerimi olabildiğince gerçekleştirmeye çalışıyorum ki bir dahaki buluşmamızda, bıraktığı yerde öylece duruyor olmayayım.

Bu yüzden diyorum ki:

“Hoşgeldin elveda! Ta ki bir sonraki merhabaya kadar.”