Kasım ayında okurlarla buluşan Geleceği Hatırlamak kitabımda yarınımızı yani geleceğin toplumunu oluşturan yüksek bilinç seviyesine sahip Homo Sapiens ve Homo Novus’lardan, onların yaşama bakış açılarından, az sayıda olsalar da şimdi bile aramızda olduklarından bahsediyorum.

Katıldığım bir TV programında Geleceği Hatırlamak kitabımı okuyan bir  televizyon çalışanı, kitapta öğrendiklerinden heyecan duyduğunu, kendisinin yüksek bilinç seviyesine sahip bir Homo Sapiens olup olmadığını sorguladığını söylemişti.  Kendisini çok verici bir kişiliğe sahip olduğu için sürekli insanlardan zarar gören biri olarak tanımlıyordu.

Yüksek bilinç seviyesinde yaşamanın diğer adı, İNSAN OLMAK.

Homo Sapiens türüne ait olmak, insan şeklinde olmak bizi İNSAN kılmıyor.

Ne kadar dindar olduğumuz da bizi insan kılmıyor.

Ne kadar okumuş olduğumuz, birkaç üniversite bitirmiş olmamız bizi insan kılmıyor.

Toplumsal hiyerarşi içinde saygın bir mevkide oturmamız bizi insan kılmıyor.

Pervin Savran ve İlmiye Akçal benim yeni idollerim. Onlar yüksek bilince sahip İNSAN olmanın tüm bunlarla hiçbir ilgisi olmadığının ilham veren örnekleri.

Yüksek bilince sahip olmak dünyanın, evrenin, Bütün’ün bir parçası olduğumuzu derinden idrak etmektir. Sadece zararsız biri olmanın yetmediğini, ayrıca çevresine yararlı bir insan olmayı da gerektirdiğini kavramayı içerir.  Gelişkin İNSAN, yaşama bağlıdır, farkındalıkla yaşar, sürekli öğrenmeyi ve kendini geliştirmeyi seçer,  özden vermeyi bilir, aktif olarak varlığıyla fark yaratır, sevmeyi ve sevilmeyi bilir ve dünya onun varlığıyla daha güzeldir. Gerçek gelişkin maneviyat budur.

Yüksek bilince sahip insan için para bir araçtır, amaç değil. Paranın hayattaki öncelik sırası, sağlıktan, sevmek ve sevilmekten, doğaya ve çevreye duyarlı bir insan olmaktan sonra gelir.

24 Kasım tarihli Radikal gazetesinde okuduğum Yücel Sönmez imzalı bir röportaj,  yüksek bilinç seviyesine sahip bir insanın bakış açısının nasıl olduğuna dair hepimize net bir fikir verebilir.

Pervin Savran, merkezi Konya’da bulunan Sarıkeçililer Derneği’nin ilk kadın başkanı ve başkanlığını uzun yıllardır sürdürüyor.

Yaşı sorulduğunda “Sana ne” diyen İlmiye Akçal ise seksenin üzerindeki yaşına rağmen vadisinde yapılmak istenen Hidro Elektrik Santralını (HES) durdurmak için kilometrelerce yolu günde beş defa gidip gelecek kadar kararlı ve enerjik. Yaşadıkları bölgenin ölüm fermanı olarak nitelendirdikleri Tabiatı Koruma Kanunu’na karşı Fırtına Vadisi’nde düzenlenen eylemin bir araya getirdiği iki kadının ortak görüşü ise HES’lerin günümüz insanının yaşam biçiminin bir sonucu olduğu.

Fazla uzatmadan sözü iki bilge kadına ve röportaja bırakıyorum.

Onlar keçilerini besleyen otların duasına inanıyor. En küçük zerresine kadar tabiatla ‘bir’ler. İki bilge kadın, nefes aldıkları doğayı yok etmeye çalışanlara karşı mücadele ediyor.

Birisi Türkiye’nin en kuzeyinde Kaçkar dağlarında Senöz Vadisi’nde yaşayan İlmiye Akçal, diğeri Toroslar’da yaşayan Anadolu’nun son göçerleri Sarıkeçililer’in lideri Pervin Savran… Bugüne kadar geleneksel yaşam biçimlerinin dışına çıkmamış, Anadolu’nun iki ucunda yaşayan iki bilge kadın…

Verdikleri mücadelenin sadece doğayı ve yaşam alanlarını korumak için olduğunu düşünürken daha ilk soruya verdikleri yanıt bir tokat gibi yüzümüzde patlıyor.

Sizi bir araya getiren nedir?
Pervin S: Bugünkü insanın yaşam biçimi. Yani tüketim alışkanlığı, teknolojiye bağımlılığı ve kendi bencilliğinin nelere yol açtığını düşünmemesi. Artık bilerek ve düşünerek karar vermiyor insanlar. Sanki başka bir dünyada yaşayan birileri bu dünya için kararları veriyor gibi. Bu yaşadıklarımız insanlık dışı bir şey çünkü.
İlmiye A: Zamane insanlarının cahilliği bizi bir araya getirdi. Ben yiyeyim sen yeme, ben varım sen yoksun diyenler bizi bir araya getirdi. Bu dağlarda elektrik üreteceğiz diye ağaçları kesenler, aha bu su boşa akıyor diyenler bizi bir araya getirdi.

Bu yüzden neler değişti hayatınızda, ne hissediyorsunuz?
İlmiye A: Canımız acıyor. Hatta bizim şu anda ölmüşlerimizin bile canı acıyor mezarda. Bir sürü ağaç kestiler, kalanların canı acıyor. Topraklarımız HES inşaatları nedeniyle gitti. Eskiden hiç çarşıya gitmezdik bir şey almaya. Herkeste dayanışma vardı. Birbirine destek olur, yardım ederdi. HES inşaatlarıyla gelen para bu dayanışmayı birlikteliği de parçaladı. Hem toprağımızdan hem komşumuzdan olduk. Şimdi birçok şeyi çarşıdan almak zorundayız. Suyumuzu almak istiyorlar. Bizi yok etmek istiyorlar. Oysa kime ne zararımız varmış bizim?
Pervin S: Bizim için bu dünyada her mahlukat ötekinin rızkıdır. Keçiler dua etmezse şu dağlarda bir ot bitmez. Otlar dua etmezse gökten bir tek damla yağmur düşmez. O yüzden tüm canlılar bizim için birdir. Keçim neyse oğlum da odur, dağ da odur, su da odur. Biz yüzyıllardır konup göçüyoruz. Göçerken bir taşı bile yerinden oynatmamaya doğaya zarar vermemeye dikkat ediyoruz. Keçilerimiz orman diplerindeki otları yiyor. Doğa zarar görmesin diye sürekli keçilerimizle göç ediyor onları bir yerde sabit tutmuyoruz. Ama gel gör ki yolumuzdaki bütün suları birileri satın almış. Böyle giderse dağda değil keçilere içirecek, biz bile içecek su bulamayacağız. Şu anda yaşadığımız bir kültür soykırımı. Bizi yok etmek istiyorlar. Günbegün yok oluyoruz. Beni öldürmeden buraya giremezler

Peki neden bunu yapıyorlar sizce?
Pervin S: Bizi yok etmek istiyorlar çünkü biz burada olduğumuz sürece başka bir şekilde yaşamın da bir alternatifi var. Biz doğayla barışık, paylaşan canlı bir örneğiz. Ben paylaşmaya hazırım. Dünyanın tüm insanlarıyla. Bizde hoşgörü sınırsızdır. Dili, dini, rengi ne olursa olsun her şeyimizi paylaşabiliriz. Doğa gibi. Elektrik üreteceğiz diye doğayı yok edenler de böyle mi? Yaşadıkları dünyada böyle bir şey var mı? Olmadığını, olmaması gerektiğini düşündükleri için bizi yok etmeye çalışıyorlar. Yoksa benim kime zararım var? Kimin sırtında yüküm?
İlmiye A: Bu işleri okumuşlar yapıyor. Diyorlar ki biz iyi biliyoruz. Benim okumam yok. Niye yapıyorsunuz yapmayın dediğimde bana cahil dediler. Başıma neler getirdiler. Oysa ben onların da annesiyim. Bunlarda utanma da yok terbiye de. Hiçbir şey yok. Bunların yerine para var. Ondan yapıyorlar, niye yapsınlar.

Bu işlerin sonu nereye varır sizce?
İlmiye A: Ben kadınım. Söz vermişim. Beni öldürmeden buralara kazma kürekle bile giremezler. Nereye varırsa varsın. Ben bilmem…
Pervin S: Bir tek Toroslar ya da Karadeniz böyle değil ki. Memleketin her yeri böyle. Bu böyle gitmez. Anadolu insanı çok akıllıdır. Bir geçiş sürecindeyiz. Memleketin her tarafında bizim gibi insanlar var. Bunu görüyoruz. Çok güçlüyüz aslında. Türkiye’nin her yerinden sesimiz çıkıyor. Sesler birleşmeye başladı. Sabredip görmek gerek.

Onların Parası Var, Bizim Yüreğimiz

Karşınızdakilerin paraları var, büyük iş makineleri var ve kanunlarla da destekleniyorlar. Kısacası çok güçlüler. Karşılarında durmak zor olmayacak mı?
Pervin S: Mazlumun ahı mutlaka çıkar. Güçlü gördüğümüz insanların sonu da yakındır. Mazlumların içinde sadece insanlar değil, doğadaki tüm canlıların ahı var. Kurdun kuşun, böceğin ahı var. Güçlü sandığımız güçlü gördüğümüz saltanatları yıkacak başka güçler de var. Bir kere her şeyden önce yaratan var. Anadolu insanı akıllıdır. Sabredip görmek lazım. Bizler özgür yaşayan insanlarız. Özgür akan sular oldukça biz de özgürüz. Özgürlüğümüz için canımızı da veririz gerekirse.
İlmiye A: Onlar güçlüyse benim de sözüm var. Buraya koymayacağım onları. Vicdanı olan hiç buna razı gelir mi? Paraları varsa var. Bizim de yüreğimiz var. Ben ölürüm sözümden dönmem. Artık hiçbir yetkiliye inanmıyorum. Herkes aha buraları yok edenden yana. Hiç aklı başında adam yok. Büyük Allahım’a havale etmişim bunları. Paraları olacak ama gözleri görmeyecek ayakları yürümeyecek ama ölmeyecekler bunlar.

Birbirinizi ilk kez gördünüz ve tanıştınız. Birbirinizde ne buldunuz, ne gördünüz?
İlmiye A: Bugün burada derenin derdine düşmüşüm ama gördüm ki kızımın başında da aynı dert varmış. Bundan sonra ben de oraya gideceğim. Toroslar’a. Benim canım yanıyor. Şimdi gördüm ki onun da canı yanıyor. Nasıl durayım. Yeter ki çocuklarım beni götürsün. Ayrı gayri yok.
Pervin S: Anladım ki bu dert bir tek bizim değilmiş. Biz aynı dünyada yaşıyoruz. Acılarımız, kaygılarımız, sıkıntılarımız, çektiğimiz işkence… Bu mücadelede yalnız olmadığımızı ve çok güçlü olduğumuzu bir kez daha gördüm.
Dünya bilinç depremi geçiriyor.  Göçük altında kalanları ve kalacakları kurtarmak için hep birlikte seslenelim. Orda İNSAN vaaar mııııı?

Sevgiyle hoşça olun.

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/iki-bilge-kadin/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/iki-bilge-kadin/" data-text="İki Bilge Kadın" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/iki-bilge-kadin/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/iki-bilge-kadin/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><img class="alignleft wp-image-3760 size-thumbnail" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2018/02/JW0rM3p-150x150.jpeg" alt="" width="150" height="150" />1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.<br /> 1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.<br /> Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.<br /> International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.<br /> Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.<br /> Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.<br /> Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)<br /> Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.<br /> Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.<br /> Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.<br /> Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.</p>