Ne zaman gözlerim ufkun siyahına dalsa, babalar gününü duymadığım zamanlarda, bir babalar gününde, bir bozkır sabahında, şafak sökerken babam ile şimdi sayısını hatırlayamadığım vedalarımın ilkinde, bir tren garında vedalaşmam gelir aklıma.

Tren o uzun, biraz da acı ıslığını çalarak, derin sessizliği yırtarak hareket ettiğinde, ne kadar kendimi zorlasam da göz pınarlarımdan iki damla yaş dökülmesine engel olamamıştım. Kara tren tünele girdiğinde babam çok uzaklarda, istasyonda bir nokta şeklinde belli, belirsiz kalmıştı. Ben, hala onu görebileceğim umudu ile o siyah noktaya bakmaya devam etmiştim.

Vedanın, elveda olduğunu ilk o zaman duymuştum. Bunun ne ilk, ne de son veda olacağını anladığımda ise artık kamil insan olmaya başlamıştım.

14’ünde veda etmek ne zordur bir çocuk için.

Ne kadar erken bir hayata atılıştır bu böyle?

O günden sonradır ki, ben sabahları sevmedim,  üşüdüğümü hissettim. Her sabah, yüreğim ince, ince sızlar, sebebini bildiğim ama engel olamadığım titreme ile karışık kor bir alev içimi yakar.

Bir taraftan üşürken, diğer yandan susuzluğu yaşarım baba! 

Hep bu yüzden vedaları da sevmem baba!

Her veda, başka bir buluşma, bir başkasının sevinci olsa da sevmem. Sebebi o zamandan, on dört yaşımdan kalmadır.

Ne zaman yatılı okuyan çocuklar görsem, aklıma Ilgaz dağının uzantısı teperde oturup, çocuk kalbimle, karayolundan geçen otobüsleri izleyişim gelir. 

Nasıl ki; Üsküp, Şar dağlarının uzantısı ise Bursa’nın, bu çorak tepelerde uzantısı idi Anadolu’nun yüce dağı Ilgaz’ın.

Kimsenin gelmeyeceğini ya da benim dönüşümün uzak olduğunu bile, bile bakardım o yola. Belki imkansızı istiyordum, belki de içimdeki çocuğu canlı tutmak. O günden kalmadır, her gördüğüm otobüse bakmam. Her otobüsün arkasından el sallamak.

Şimdi düşünüyorum da baba, bir hayalin peşinden koşup gitmişim, beyhude bir çırpınışmış benimkisi.  Meğer, her veda, elveda değilmiş.

Artık içimdeki çocuğun can çekiştiğini görüyorum baba. Umutlarım tükeniyor, vedalara alışıyorum.

Sabahları da seviyorum baba. 

Her sabah kalkıp “Bu ne güzel bir dünya!” diye güneşe bakıp derin, derin nefesler alıyorum.

Artık, her  yolcunun veda etmediğini de, vuslat olduğunu da biliyorum.

Aslında çok şey istememiştim hayattan, masmavi bir gökyüzü ile yemyeşil bir dünyadan başka.

Bunun için bu kadar büyük ayrılıklara gerek var mıydı, bilmiyorum baba.

Yaşama oldukça geç ayak uydurduğumun farkındayım. Vedalara, hayal kırıklıklarına alıştığımın da….

Share This