Hissettiğimiz acı ve üzüntüden dolayı ağlamak, içimizdeki duyguları sağlıklı bir biçimde dışa vurmak için çok etkili bir yoldur. İnsan hayatta yaşadığı üzücü olaylardan ve bunların içinde yarattığı duygulardan dolayı gözyaşı dökebilir, ama bir de hissettiğimiz daha yüksek frekanslı duygulardan dolayı inci dökmek var:

Sevgi gibi, Şükran gibi, Şefkat gibi, Anlayış gibi…

Üzüntüden de ağlayabilirsin, ama sen hayatında “sıkça” hazdan ağlamayı seç, etrafına duyduğun ve sana duyulan sevginin hazzından… Kısacası sevgiye ve hazza odaklan, kendine bu duyguları çağır.

Benim geçtiğimiz tüm hafta sonu yaptığım gibi…

Bu hafta sonu Kuraldışı’nda eğitimdeydim yine. Tüm hafta sonu cennet aleminde geçirilmiş bir mutluluk masalıydı yine…

Tüm arkadaşlarımla birlikte, iki gün boyunca tarifsiz duygularla dolup taştık. Aşkın duygular eşliğinde sevginin ve bilgeliğin ışığında keyifle yıkandık.

Her birimiz koşulsuz sevgiyle dolup taştık ve içimizden taşan bu yüce sevginin yoğunluğundan hiçbirimiz inci tanelerimizi gizlendikleri yerde tutmayı başaramadık.

Ama zaten ne ben ne de arkadaşlarım onları saklamak istemiyorduk. Çünkü hissettiklerimizi dışa vururken, değerli inci tanelerimizi boşu boşuna etrafa döküp saçmadığımızı biliyorduk…

Sevmekten sevilmekten, bilinçlenmenin keyfinden ve yaşadığımız mucizelerden dolayı birer birer gizlendikleri yerden çıkıp pıtır pıtır dökülüyordu avuçlarımıza inci taneleri…

Ve biz, her bir arkadaşımızın değerini benliğimizin derinliklerinde hissederek kendisine/ona sarılırken bir yandan da yanaklarımızdan süzülen inci tanelerinin, birbirimizin narin boyunlarına paha biçilmez mücevherler olarak dizilişine şahit oluyorduk…

Kısacası biz kıymetini bilmeden savurmadık, boşuna döküp saçmadık inci tanelerimizi… Birbirimize sonsuza dek saklamak üzere unutulmaz armağanlar olarak hediye ettik aynı zamanda…

Şimdi anlıyorum ki yeryüzünde bundan daha eşsiz ve değerli bir armağan olamaz. Karşındaki insana duyduğun sevginin yüreğine sığmayıp inci taneleri halinde göz pınarlarından fışkırması… Daha sonra karşında duran insanla sımsıkı kucaklaşmış yanak yanağa bütünleşmişken incilerin birbirine karışması…

Onun incilerinin senin boynuna, senin incilerinin onun boynuna akıp, dizilip orada sonsuza dek parıldamak üzere yerini alması…

Bu arada merak ediyorum, acaba senin kaç tane kolyen var? Boynunda, herhangi bir insanın sana duyduğu sevgiyi gözlerinden akıtarak yarattığı incilerden bezeli bir kolye taşıyor musun?

Sayamayacağın kadar çok mu kolyen var? Her biri eşsiz benzersiz incilerle bezeli, nice özel anlarda armağan edilmiş, üst üste doladığın taşıyamayacağın kadar çok kolyeyle mi dolu boynun? Yoksa değil boynunu çevreleyerek sevgisiyle seni saracak tek bir kolye, birkaç inci tanesi bile mi yok koynunda? Eski bir dostunun yıllar önce sana hediye ettiği ve bugüne dek sakladığın ya da kimbilir yakın bir zamanda yeni tanıştığın birinin gerçekten sana duyduğu sevgiden döktüğü birkaç inci tanesi de mi yok avuçlarında?

Cevabın ne bilmiyorum ama ben sadece bugüne dek sana verilen hediyelerle ilgilenmiyorum tabi ki… Aynı zamanda bugüne dek senin de kaç kişiye o eşsiz sevgi incilerinden armağan ettiğini merak ediyorum.

Samimi bir biçimde söyleyebilir misin, acaba kaç kolye asılıdır benim tanımadığım ama en azından senin tanıdığın boyunlarda? Sevdiklerinin, en yakınlarının senden onlara yadigar kalan sevginden yaratıp özünden ve gözünden akıtarak sunduğun birer inci kolyeleri var mı?

Annene, babana, kardeşlerine, iş arkadaşlarına, yakın dostlarına bir kez olsun sevgiyle dolup taşarak böyle eşsiz bir armağan sundun mu? Onlar da senin kadar fakir mi? Yoksa boyunlarınızda taşıdığınız göz kamaştırıcı mücevherlerin ışıltısını birbirinize göstererek zenginliğinizin tadını mı çıkarıyorsunuz? Ve her geçen gün daha da zenginleşmek üzere bulduğunuz her fırsatta özünüzdeki sevgiyi koşulsuz ve hesapsızca paylaşarak, özünüzün derinliğinden çekip özgürce açığa çıkararak, karşınızdakine alabildiği sürece almak istediği kadarını kesintisizce sunarak yeni yepyeni inci taneleri döküyor, ışıltılı kolyeler diziyor ve giderek karşılıklı olarak daha da zenginleşiyor musunuz?

Ben şöyle bir durup da bunları sana sormak istedim, ama haddini aşan merakımı doyuma ulaştırmak arzusuyla değil. Aslında bu sorular üzerinde biraz düşünmeni sağlayarak kendini bir açıdan sorgulamanı sağlamaktı niyetim.

Ne kadar seviyorsun? Ne kadar seviliyorsun? Özünde ne kadar sevgi barındırıyor, bunun ne kadarının açığa çıkmasına izin veriyorsun? Canını nelere ne için sıkıyorsun? Hangi önemsiz olaylar için kendini ne kadar üzüyorsun? Nelere üzülüyor, nelere seviniyor, nelerle coşuyor, nelerden dolayı gözyaşı döküyorsun? Tanrı’nın her birimize verdiği inci yaratma kapasitesini nerelerde değmeyecek olaylar uğruna harcıyorsun? Oysa o incilerin her biri sevgi dolu anlarda açığa çıkmak ve sevgimizin bir ifadesi olarak karşımızdakine sunulmak üzere güzel gözlerimizin ardında, ruhumuzun derinliklerinde saklı duruyorlar.

Evet, bizlerin, her birimizin gerçekten de sonsuz ölçüde sevme ve bu sevgiyi açığa çıkarma kapasitemiz var. Ve bedenlerimizin, özümüzden çektiğimiz sevgiyi dışarı salarken inci yaratma yeteneği var. Güzel gözlerimizin ardında sonsuz sayıda inci tanesi, gerçekten değecek anlarda değecek şeyler için salıverilmek üzere bekliyor.

Onları önemsiz olayları büyütmek ve kendimizi üzmek yerine, sevgimizi paylaşırken ve yoğunluğunu ifade ederken unutulmaz birer armağan olmak üzere kullanmak daha güzel değil mi?

Dilerim ki, bundan böyle her gününü yüreğindeki sonsuz sevgiyle coşarak geçirirsin.

Dilerim ki, hayatını bu sonsuz sevgiyi tüm çevrenle paylaşarak yaşamayı seçersin.

Dilerim ki, özündeki sevgiyi her fırsatta koşulsuzca sunarken onu en güzel incilerle süslersin…

Bilmelisin ki, işte o zaman mutluluğun basit sırrına ereceksin…

Mutluluğun küçük sırrı, karşındakine özündeki koşulsuz sevgi armağanını sunmaktır, özünden yarattığın eşsiz inci tanelerin eşliğinde…

Ebruli