Provası olmaz hayatın
Ne yeniden yaşamak mümkün geçmişi,
Ne de yaşananları silebilmek,
Mühim olan;
Zifiri karanlıkta, Güneşi görebilmek

Çok güzel söylemiş şair öyle değil mi? ”Hey gidi Karadeniz!” diyorum içimden…

Ben Karadeniz’i  5 yıl kadar önce Kazım Koyuncu ile tanıdım aslında. Kendi köklerim Gürcü ve Çerkes olmasına rağmen bilmiyordum onlardaki kanın, dereleri gibi deli aktığını. Yüreklerinin bunca geniş olduğunu. Onunla öğrendim insan olabilmenin yaşla başla hiç ilgisi olmadığını. Laz, Gürcü, Çerkes, Kürt, Türk nasıl da şiirlerde, şarkılarda bir araya gelip, kol kola girermiş onunla anladım.

2005 yılında kaybettik Kazım’ı. 10.000 kişi uğurladık onu son yolculuğuna!

Merak ederdim “Bu çocuk nasıl bir yerde, hangi anne babayla büyüdü de bu kadar bilinçli ve duyarlı bir birey oldu?” diye. İşte esas bu merakımdı beni oralara götüren.

Geçen haftalarda gittim Rize Ayder’e. Hopa’lıdır  kendisi ama Trabzon’da uçaktan indikten sonra, minibüste başladık Kazım’ı dinlemeye. Gürcü Filozof çocuk diyorlar ona ve her yerde Kazım çalıyor.
Çok mutlu oldum onun sesini duyunca.

İyi ki tanımışım seni be Kazım!

Sonra başladı yemyeşil yolculuğum.

Gerçekten yeşilin her rengi var. Her tepeden, her oluktan sular akıyor. Müthiş bir memleket. Kendimi oraya ait hissettim ve acaba neden daha önceleri  buraya gelmedim diye de kızdım biraz kendime.

Belki de bu gelişimin bir sebebi vardı bilmiyordum ki!

Günler geçti. Nerdeyse tüm dağları yürüyerek öğrendik. Dere tepe düz gittik. Son gün Avusor adlı bir yaylaya yola çıktık. Taşlı, topraklı, yol denemeyecek patikalardan tırmandık 2300m. yüksekliğe. Ağaçların bittiği yerden (2000m) 300m. daha yukarıda başlıyordu Avusor’un yaşamı. Şaşgun Bakkal’ın yanındaki Bedü Cafe’de oturduk yemeğe. Sonra dediler ki ”Paşa Amca geliyor,”

Geldi az sonra Paşa Amca. Saç, sakal beyazlamış, ağızda dişler dökülmüş, uzun boylu, hafif kambur duruşlu, içten gülüşlü bir amcaydı gelen. Masal kitaplarındaki Bilge Dedeydi sanki. Sahiden de öyleymiş… Duruşu, bakışı, gülüşü ele veriyordu onu.

Nerden mi biliyorum?

Şairdi kendisi. Yazımın başındaki dizeler ona ait. Bir şiir kitabı var. Şiirler inanılmaz mesajlarla dolu.

O okumaya, biz ağzımız açık onu dinlemeye başladık.

Vaayyy bee! Dedim içimden. Suyundan mı, havasından mı, toprağından mı bilmem ama Kazım’ı  yetiştirenler bu insanlar olsa gerek.

– Peki sizleri yetiştirenler kim? diye sordum.
– Kızım biz yaşayarak öğrendik. Acının, ezilmişliğin içinden geçerek bulduk, içimizdeki cevheri! dedi.

Ne güzel dedin be Paşa Ali Karagöz Amcam. Yüreğimize işledin.
Okuduğu birkaç şiirin içinden yayınlayabilmek amacıyla, özellikle biri için izin istedim kendisinden.

-Yayınla tabii ya! Benim sizlere bir armağanım olsun!  Dedi yüce gönüllü Paşa Ali Amca.

Ve sordu hepimize:

İNSAN OLABİLDİN Mİ?

Bir kez düşündün mü nedir hikmetin?
Alemin mimarı yüce kudretin
Dünyanı ölümün ve de ahretin
Asıl gayesini bulabildin mi?

Hatasız kurulan bunca düzenin
Güneş ile ayın günün gecenin
Dengeyi bozmadan dönen dünyanın
İlahi sırrını çözebildin mi?

Ruhun haktan gelmiş toprak bedenin
Seni yönlendiren aklın ve beynin
Milyonlarca hücrenin damarın kanın
İlahi sırrını çözebildin mi?

Düşün niçin geldin sen bu dünyaya
Geldin gideceksin hangi amaçla
Malum insan doğdun sen de mutlaka
İnsan doğdun fakat olabildin mi?

Gelişimin sebebini de öğrendim ki, vermem gereken cevaplar varmış!

Teşekkürler Kazım Koyuncu
Teşekkürler Paşa Ali Karagöz
Teşekkürler Karadeniz
ve
Karadeniz’in yüce gönüllü insanları!..