Beni tanıyanlar bilirler, cnbc-e’de düzenli takip ettiğim diziler vardır. Bu günlerde onlara tnt’deki house dizisi de eklendi. Genellikle dizilerin yayınlanma saatlerinde evde olamıyorum, kaydediyorum, sonra seyrediyorum.

Kaydederek seyretmenin en güzel yanı, etkilendiğim cümleleri, diyalogları rahatça not alabilmem. Bu diziler bazen öylesine workshop tadında oluyor ki, sürekli durdurup not alıyorum.

Not aldıklarımdan bazılarını ve bende uyandırdıkları düşünceleri, duyguları bu yazımda sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Aleutlar balığa çıkınca balık aramaz. Mavi balıkçıl ararlar. Çünkü balıkları görmelerine imkan yoktur. Ama balık varsa balık yiyen kuş da vardır.”
Bir insanı doğal yaşamı içinde gözlemlemek, sohbet etmek onunla ilgili çözümlemeler yapmak için yeterlidir. Derinliğinde olan biteni göremesek de davranışları, konuşmaları, kullandığı kelimeler, olaylara tepkileri bize içinde barındırdığı balıkların cinsi ile ilgili çok önemli ipuçları verir.

“İçinde hasarlı bir şey olduğunu bilmenin nasıl bir duygu olduğunu bilmiyorsun. Her an patlamayı bekleyen bir bomba gibi.”
Aslında içimizde, benliğimizde bir şeylerin doğru gitmediğinin her zaman farkındayız; hatta kendimize bile  itiraf edemesek de. “Ya hiç uygun olmayan bir zamanda, bir yerde, uygun olmayan bir şekilde ortaya çıkarsa” diye tüm bastırmalarımız, üstünü sıkı sıkı örtmelerimiz. Ama illaki patlıyor, içimizdeki patlamayı bekleyen bomba, günün birinde, ansızın, çok büyük hasarlar vererek hem kendimize hem çevremizdekilere.

“Bazı insanları ne kadar döversen döv buna dayanırlar. Onlara ne kadar acı verirsen ver acıyı özümserler. Sanki acı başından beri onlara aitmiş de onlara ait olanı geri veriyormuşsun gibi. Çünkü derinlerde bir yerde kendilerinden nefret ederler. Bu nefreti, acıyı alt etmek için kullanırlar.”
Dövmek kelimesini burada sözlük anlamı ile de kullanabilirsiniz, mecazi anlamda da. Fiziksel dövülmelerimiz kadar ruhsal, duygusal, zihinsel dövülmelerimiz de var, hatta belki daha çok. Dışarıdan gelenler kadar kendi kendimizi dövmelerimiz de var, hatta belki daha çok.

Değersizlik duygusunun en üst boyutunu bundan daha güzel anlatan bir diyalog veya sahne olamaz diyordum, ta ki bu hafta yayınlanan house’u seyredene kadar. Değersizlik duygusu dünyanın en derin çukurundan da derin bir hasta “asiksifili” idi, yani boğulmaktan zevk alıyor.

Dominatriks” ismi verilen uzman bir kadın ona bu fiili uyguluyor, tabii kontrollü olarak. Zaten kontrol ederek, ölümcül olmadan uygulayabilmesi onu uzman yapıyor.

Dominatriks, gerçekleştirdiği bir boğma seansı için, “O üzgündü, sakinleşmesi lazımdı. Kontrol edilerek, kendini kontrolde hissediyor” açıklamasını yapıyor.

Şu anda tepkiniz, bir insanın kendisine bunu yapmasına inanamamak ve çok şaşırmak mı?

Neden ki?

Hayatımız boyunca, bizi “kontrollü” olarak “boğan” insanlarla yaşamayı hiç tercih etmedik mi gerçekten?…

Olaya anlam veremeyen ve tepki gösteren doktora bir sahnede dominatriks diyor ki:
“Mesele acı çekmek değil. Birine açılıp kendini teslim etmek. Bir başkasına karşı tamamen savunmasız kalmak. Birine o kadar güvenmeyi öğrenmek…”

dominatriks = kuvvetli dişi figür
aleutlar = aleut adalarında ve alaska’nın bir bölümünde yaşayan halk