Yıllar önce verdiğim bir konferans sonrasında, kendisini mesleğiyle tanıtan (yani öncelikli kimliği toplumda saygın olarak kabul gören mesleği olan) bir kadın yanıma gelip bana spiritüelliğimin hangi boyutta olduğunu sormuştu. Sorusunu anlamamıştım. Spiritüelliğim hangi boyutta mı?  Ne demek istiyordu acaba? Ben sorusunu anlamlandırmaya çalışırken kadın, büyük bir gururla kendisinin on sekizinci boyutta olduğunu söyleyerek bana, müridi olduğu modern tarikatın propagandasını yapmaya başladı. Sadece bu grubun üyeleri yaklaşan kıyametten sağ kurtulacaktı. Tabii tüm tarikat üyeleri gibi o da ismini verdiği grubun tarikat olduğunu kabul etmiyordu. Bu grup üyeleri seçilmiş kişilerdi. Ben de gruplarına katılırsam on sekizinci boyuta yükselecektim.  Eğer katılmayı seçmezsem de bu gerçekte benim seçimim olmayacaktı, bu özel grubun on sekizinci boyut titreşimleriyle uyum içinde olmadığım için, grubun uzaylı yöneticileri benim katılmama izin vermeyeceklerdi. Bunu da ben içimde “katılmama seçimi” olarak hissedecektim.

Nevrotik ego nasıl da her şey için bir kılıf uydurma konusunda uzman.

Peki, spiritüellik nedir? Spiritüellik varlığımızın özü ve en derin doğasıdır. Spiritüel olduğumuza ister inanalım ister inanmayalım, ister dindar ister dinsiz olalım her birimiz bu gezegende yaşadığımız süre içinde, bir bedene de sahip olan spiritüel varlıklarız. Spiritüellik kodlarımızda vardır; tıpkı bir tohumda ağacın yetişkin versiyonuna dair tüm bilgilerin kodlarının olması gibi, tıpkı döllenmiş bir yumurtada insanın fiziksel boyutta yetişkin halinin kodlarının olması gibi. Bu kodlara uygun şekilde adım adım fiziksel olarak ana rahminde gelişir, doğarız ve yine adım adım gelişerek yetişkin oluruz.

Bu kodlama sadece fiziksel potansiyelimizde değil, zihinsel ve ruhsal potansiyelimizde de vardır. Bu nedenle spiritüellik, içgüdülerimizin en derin düzeyinde var olan en yüksek dürtümüzdür. Bu dürtü yaşam boyu bize kendisini değişik yollarla hatırlatır.

Spiritüelliğin özünde gerçek benliğimizi BİLMEK arayışı, bilincin gerçek doğasını keşfetme arzusu vardır. Bu arzu ve arayış tüm spiritüel öğretilerin temelini oluşturur. Bireysel ego, nevrotik de olsa sağlıklı da olsa, kimliğimizin çok kısıtlı, çok sınırlı bir boyutunu temsil ediyor. Gerçek kimliğimizden habersiz olduğumuz için yaptıklarımızla ve sahip olduklarımızla sahte bir kimlik – ego-  oluşturuyoruz. Dünyada her şey sürekli değiştiği için, Hayat’ın akışı sürekli değişim olduğu için, bu sahte kimliğimiz sürekli tehdit altında oluyor. Çünkü sahte kimlik  yani egomuz değişimden hoşlanmaz. Her şey aynı kaldığında kendisini güvende hisseder. Bu sahte kimliği koruyup güvende tutma çabası, korkularımızın ve benmerkezci davranışlarımızın kaynağı oluyor.

Hepimiz on yıl önce, yirmi yıl önce, otuz yıl önce farklı biriydik. Bir geriye gidip düşünün. O zamanlar düşündüklerinizin, yaptıklarınızın, seçimlerinizin ne kadarını bugün yapar ya da onaylardınız? Ama içimizin derinliklerine bakarsak, düşüncelerimiz, duygularımız, anlayışımız değişse de “derin benliğimizin” özü aynı kalıyor ve biz hayat boyunca aynı kalan “ben”i bir şekilde hissediyoruz. Genellikle de fragmanlar halinde, ruhumuzun “reklam” anlarını yaşadığımızda kendimizi olduğumuzun çok ötesinde bir zenginlikte hissediyoruz.  Günlük yaşantımızın karmaşası içinde arada bir de olsa, bu derin benliğimiz kendisini bize bir şekilde hatırlatıyor. Bu “reklam” anlarında kendimizi harika hissediyoruz. Herkesi ve her şeyi seviyor ve olanı olduğu gibi kabul ediyoruz. Bu anlar KENDİmizi en çok sevdiğimiz anlar oluyor.

Çünkü bu “ben” herkes için aynı ben yani hepimiz evrensel bir şeyi paylaşıyoruz. Bu derin benliğimizi keşfettiğimizde ve onu yeniden “hatırlamak” için adımlar attığımızda, adım adım hayatı bize zehir eden korkularımızdan da özgürleşiyoruz. İçimizde derin bir güven ve huzur hissediyoruz. Bu güven ve huzur dış dünyamızda olan bitenlerden etkilenmiyor. Bunun sonucu olarak da gittikçe daha az benmerkezci oluyor, başkalarının onayına daha az ihtiyaç duyuyor, sosyal statü ve nesnelere sahip olmayı daha az önemsiyoruz. Gittikçe daha sevecen, daha sağlıklı daha canlı oluyoruz. Birçok spiritüel öğreti bu durumu “iç özgürlük” olarak tanımlıyor.

Spiritüel öğretilerin çoğu Bilincin gerçek doğasını anladığımızda Tanrıyı da anlamış olacağımızı söyler. Eğer Tanrı, tüm yaradılışın özü ise, Tanrı her varlığın her insanın da özüdür. İşte bu nedenle varlığımızın özünü keşfetme arayışı Tanrıyı keşfetme arayışıdır.

Bazı insanlar din ile spiritüelliğin bir ve aynı şey olduğunu sanıyor. Eğer kişinin dini eğilimi yoksa, spiritüel boyutunu da reddedebiliyor. Bu da onu entelektüel düşünce hapishanesinde tutsak kılıyor. Oysa spiritüellik, kurumsal ve hiyerarşik yapılanmalardan özgürdür. Spiritüellik dogma ve inançlarla değil, değerler, tutumlar ve uygulamalarla ifade edilir.

İNSAN olma kriterlerinin çağdan çağa toplumdan topluma değişmeyen ahlaki değerler toplamına ETİK değerler diyoruz. “Etik” sözcüğünün kökeni Yunanca “alışkanlık” anlamına gelen ethos kelimesidir. İnsanlığımız önce alışkanlıklarımızı bilinçli hale getirmekle, sonra bilincimizi alışkanlık haline getirmekle gelişiyor. Etik değerlere uygun yaşamanın yoluna girmek için bilinçli düşünme sistemini devreye sokmamız gerekiyor.

Birey olabilmiş insanı, varlığının derinliklerinde motive eden şey, ne kadar iyi insan olduğuna kendisinin inanması, ne kadar iyi insan olduğuna başkaları tarafından inanılması, suçluluk duygularından affedilerek özgürleşme arzusu veya kendinden güçlü bir varlığa sığınma ve onun tarafından korunma kollanma ihtiyacı değildir. Ruhumuzun gerçek motivasyonu, içinde yer aldığımız toplumda, kültürde ve dünyada düşünce/duygu/davranış tutarlılığı içinde etik değerlere uygun yaşam sürerek gerçek ve yararlı bir birey olma arzusudur.

Gerçek spiritüellik tıpkı çocuklar gibi merak, haz ve gizemi keşfetme arzusuna dayanır.  Oysa spiritüelcilik oynayan kişilerde dualite anlayışı hakimdir. Ben-sen, doğru-yanlış, benden üstün-benden aşağı gibi.

Spiritüellik evrene “bütünsel” yaklaşımı içerir. Herkesle ve her şeyle bağlantılı olduğumuzun bilincidir.

Spiritüellik merakla ilgilidir. Spiritüel boyutunun farkına varan insan için kesinliğin güvencesi hiç de çekici değildir.

Spiritüellik, öğrenmeye, gizemi keşfetmeye meraklı olanları çeker.

Spiritüellik sürekli sorgulamayı, daha daha daha geniş düşünebilmeyi teşvik eder.

Spiritüel boyutta kutsal olan tek şey Hayat’ın kendisidir.

Hayat’ın bütünselliğinin mucizesinin hem içinde yer almak hem tanığı olabilmek içimizde huşu duygusu ve vecit hali yaratır.

Spiritüel boyutumuza açılan kapı inançlardan değil duygularımızdan geçer.

Spiritüel deneyimler merak, şaşkınlık, hayret, sakinlik, haz, doyum ve şükran duygularıyla hissedilir.

İnsanlığın evriminin günümüz dünyasında geldiği noktada, çoğumuz illüzyonlarımızı ve idollerimizi, gerçeğe, gizeme ve algılanan sınırlarımıza meydan okumanın getireceği sorumluluğa tercih ediyoruz. Çünkü ait olduğumuz tür olan Homosapiens nüfusunun büyük çoğunluğu, evrim sürecinde bilinç düzeyi açısından henüz bebeklik ve çocukluk aşamasında. Bebek insan henüz sorumluluk taşıyamaz, çocuk insan sorumluluktan hoşlanmaz ama özgürlük ister. Tabii bu özgürlük arzusu sadece kendisi içindir;  kendi payına düşen özgürlük, başkalarının payına düşen sorumluluk olmalıdır. Başkalarının payına düşen sorumluluk, kendi sorumluluğunun üstlenilmesini de içermelidir. İnsanlık ailesinin üyeleri bu çocukluk dönemi narsisizmini ve benmerkezci yaklaşımını aştığı ölçüde evrimleşecek ve İNSANlaşacaktır.

Spiritüellik, İNSAN olabilmektir.

Spiritüel boyutumuzun gelişkinliğinin ölçüsü ise ne kadar İNSAN olabildiğimiz ile ilgilidir. Esas konu,  İNSANLIĞIN evrimleşme sürecinin hangi basamağında yer aldığımızdır.

Skalanın bir ucunda kendinden başkasını düşünmeyen, üretmeden sadece tüketen, varlığıyla çevresine zarar veren, çalan çırpan, yakıp yıkan öldüren, ufacık bir çıkarı için hatta sadece sadistçe bir keyif için “insanlık dışı” olarak tanımladığımız her türlü suçu gözünü kırpmadan işleyebilen insan görünümünde iki ayaklı yaratık var, diğer ucunda ise spiritüel boyutunu madde âleminde deneyimleyen “Ben Tanrıyım” (Enelhak) bilincine ermiş üstat insan.

Bu iki uçtaki insan da aradaki yedi milyar insan da aynı Homosapiens türüne mensup.

İnsan olma serüvenini spiritüel boyutta deneyimleyebilmek, bu gezegende yaşayabileceğimiz en gelişkin seviyemizdir.

Spiritüel sevginin gücüyle  hoşça olun.

Nil Gün

 

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/kacinci-boyuttan-spirituelsin/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/kacinci-boyuttan-spirituelsin/" data-text="Kaçıncı Boyuttan Spiritüelsin?" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/kacinci-boyuttan-spirituelsin/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/kacinci-boyuttan-spirituelsin/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><img class="alignleft wp-image-3760 size-thumbnail" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2018/02/JW0rM3p-150x150.jpeg" alt="" width="150" height="150" />1952 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu.<br /> 1972 yılında gittiği Amerika’nın Kaliforniya eyaletinde on dört yıl sürekli, on iki yıl da aralıklarla yaşadı. Kaliforniya’da alternatif sağlık, alternatif eğitim, insan potansiyeli ve hümanistik psikoloji alanlarında eğitim gördü.<br /> Zihin Bilimi, Hipnoterapi, Reiki, Rebirthing, NLP ve kinesiyoloji eğitimleri aldı. California Jaycee’s organizasyonunda uzun yıllar bireysel gelişim alanında hizmet verdi. Sorunlu çocukların gittiği okullarda gönüllü çalıştı.<br /> International Council for Self-Esteem Türkiye temsilcisidir.<br /> Türkiye’de ilk kez 1993 yılında hipnoterapi yöntemiyle ağrısız ve ilaçsız, suda doğum yaptırdı.<br /> Basın dünyasında birçok dergide ve Güneş gazetesinde araştırmacı gazeteci ve köşe yazarı olarak çalıştı. Dört yıl Bilar ve Bilsak’ta haftalık konferanslar verdi. Değişik radyolarda (Enerji FM, Show Radyo, Best FM ve Radyo TRT1) Kuraldışı ve Ötesi adlı psikoloji ve bireysel gelişim eksenli programlar hazırlayıp sundu. TGRT’de hafta içi her gün, Nil Gün ile Yeni Bir Gün adıyla bir sohbet programı yaptı. Radikal gazetesinde psikoloji ağırlıklı dizi yazıları yayımlandı.<br /> Cine-5 kanalında Çekim Yasası programını hazırlayıp sundu. (2007)<br /> Amerika’da 1981, Türkiye’de 1989 yılından beri, bireysel ve kurumsal workshop çalışmaları yapıyor.<br /> Bireysel gelişim kavramının Türkiye’ye girmesinde ve birçok yayınevine yaptığı danışmanlıkla bu alandaki yayınların tanınmasında öncü oldu. Ayrıca uzun yıllardır ideali olan, okullara Özsaygı (Self-Esteem) derslerinin girmesi için ilk adımı attı ve özel bir okulda Özsaygı dersleri vermeye başladı.<br /> Çok sayıda kitabı, çevirisi; hipnomeditasyon, zihin programlaması, motivasyon ve çocuk eğitimi CD’si vardır. Ayrıca Bütünsel Kinesiyoloji alanında yaptığı çalışmaları içeren, Bedenin Bilgeliği adında kapsamlı bir DVD çıkarttı.<br /> Öncelikli hedefi, Bütünsel Kinesiyoloji (PiKi) eğitmenleri ve danışmanlar yetiştirerek eğitim, sağlık ve iş hayatı alanlarında topluma yararlı olmaktır.</p>