Kuantum fizikçisi Heisenberg belirsizlik ilkesinde, bir parçacığın momentumunu ve konumunu aynı anda bilmenin imkânsız olduğunu söyler. Yani bir atomun yeri ve hareketi aynı anda ölçülemiyorsa gelecekte nerede olacağı ve nasıl hareket edeceği de bilinemez.

Ve fakat 2006 yılında Nobel ödüllü Gerard ‘t Hooft’un yürüttüğü bir araştırmanın sonuçları özgür iradeyi doğruca çöp kutusuna yollayacak cinstendi. ‘t Hooft, bir atomun 43 saniye sonra nasıl hareket edeceğini önceden bilmenin mümkün olduğu bir model geliştirdi.

Ünlü matematikçiler John Conway ve Simon Kochen de, ‘t Hooft’un teorisi doğruysa insanın anlık, öngörülemeyen seçimler yapma becerisinin bir yanılsamadan ibaret olacağını açıkladılar.

Öyle tuhaf hayat hikâyeleri duyarız ki bazen “Kadere bak!” demekten başkası gelmez elimizden.

16 yaşındaki o genç kız o sabah evden bir dakika daha erken ya da bir dakika daha geç çıksaydı; yolda o bakkala uğramasaydı ya da dönüp arkadaşına el sallamak için durmasaydı o eski binanın tepesinden yuvarlanan tuğla kafasına çarpmayıp önüne ya da arkasına düşecekti.

Daha geçen sene öğretmeninin cep telefonu kamerasıyla çektiği videonun ardından bütün Türkiye’nin tanıdığı o dilbaz, zeki, cıvıl cıvıl çocuğun kaderinde mi vardı şofbenden zehirlenerek ölmek? Kontrol edilmiş olsaydı, daha erken müdahale edilebilseydi, belki o gün banyo yapmasaydı…

Öte yandan, inançlarımız, dünyayı algılayışımız, bakış açımız değil mi aslında kaderimizi belirleyen? Daha doğrusu kader dediğimiz aslında kişiliğimiz değil mi? Bakış açımızı değişince kişiliğimiz; kişiliğimiz değişince hayatımız; hayatımız değişince kaderimiz değişmeyecek mi?