Aşağıdaki hikaye uzun süredir e-postadan e-postaya dolaşıyor. Doğru mudur değil midir bilmiyorum. Araştırma ihtiyacı da duymadım. Çünkü bu hikayedeki metaforik anlatımı seviyorum. Kartalların (İnsanların), seçerlerse, bu yeniden doğuşu gerçekleştirebildiğine canıgönülden inanıyorum.

Önce hikayeyi sizinle paylaşayım, sonrasında bazı değerlendirmeler yapabiliriz; önce yazımla ben, sonra da yorumlarınızla siz.

***

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır.
70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır.
Ancak bu yaşa ulaşmak için,
40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.

Kartalın yaşı 40′a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.

Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.
Bu uygun yeri bulduktan sonra
kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.
En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.

Kartal, bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır.
Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya
daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur
yeniden doğuş
uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.   

*** 

Kuraldışı Yaşam Okulu workshop’larına her yaştan insan katılır. Şu ana kadar en düşük katılımcı yaşı 13. En yüksek yaşı bilmiyorum ama 60’lı yaşlarında olan katılımcılarla aynı eğitimlerde bulundum. Ve yaşın değişim, dönüşüm üzerindeki etkisini gözlemleme imkanım oldu.

Ben Kuraldışı’nın değiştiren, dönüştüren dünyasına adım attığımda 39 yaşımdaydım; pençelerim sertleşmiş ve esnekliğini yitirmişti, gagam uzamış ve kıvrılmıştı, kanatlarım yaşlanmış ve ağırlaşmıştı.

Yaşam Okulu workshop’larına katılımımdan bu yana, üç senedir, gagamı ve pençelerimi yerinden sökme, kartlaşmış tüylerimi yolma ve eskilerinin yerine yenilerinin gelmesi sürecimi yaşıyorum. Canım çok yanıyor gagamı (egomu) koparıp atarken, pençelerimi (savunma mekanizmalarımı) tek tek sökerken, kartlaşmış tüylerimi (bilinçaltı negatif inançlarımı) tek tek yolarken. Çok acı çekiyorum kaya duvardaki yuvamda uçmadan sadece kendimle kalırken.

Çünkü 39 yılın yaşanmışlığını taşıyor ruhum, bedenim, zihnim ve kalbim. Önce misafir gelmiş, sonra yatıya kalmış ve artık evin sahibi olmuş inançlarım, iyice semirmiş egom, saltanatını kurmuş savunma mekanizmalarım var benim. Yerlerinden etmek de, çıkarıp atmak da bir o kadar zorlu bir süreç.

Değişim ve Dönüşüm her yaşın hakkı ve her yaşta gerçekleştirilebilecek yaşam deneyimleri.

Yaşa göre değişen sadece zorlanma seviyemiz. Yaşımız ne kadar gençse, yaşanmışlıklarımız ne kadar azsa, “ben”imizi ortaya çıkaran değişim ve dönüşüm sürecimizi de o kadar kısa sürede ve nispeten daha az zorlanarak yaşayabiliyoruz.

Yaşanmışlıkların az olması kendimizi ve çevremizi suçlamalarımızın da az seviyede olması anlamına geliyor, affedişler kolaylaşıyor, bu da yüzleşmeleri, kucaklaşmaları, özgürleşmeleri kolaylaştırıyor.

Çok genç yaşta çok ağır bir olay ve derin suçlamalar olsa bile, bireyin bunu atlatması daha sonraki yıllarında atlatmasından çok daha kolay gerçekleşiyor. Çünkü henüz o olayın yarattığı şartlanmalarla geçmiş bir ömür yok, birikmişlikler yok, katılaşmışlıklar yok, her şey daha yeni başlıyor.

Son üç senedir workshop’larda 15-25 yaş arası katılımcıların sayısının arttığını gözlemliyorum. Bu beni çok sevindiriyor. Bireyin “ben”ini tanıyarak, kendisiyle yüzleşip, kucaklaşıp, özgürleşerek yaşama başlamasından daha değerli ne olabilir ki!…

Kendini her yönüyle, beyaz ve siyah gölgeleri ile tanıyan birey, yaşamında yaptığı seçimleri sağduyusuyla yapar.

Özgür iradesi ile seçer…

Kendisine kişilik ve karakter olarak uygun olmayan bir partneri seçtiğinde örneğin, bunu “kader kurbanı olarak” değil “özgür iradesi ile risk almayı seçerek” yapar. Bilinçli seçimleri ile oluşturduğu yaşamında seçimlerinin sorumluluğunu alır. Yaşadıklarından ders çıkarır. Derslerini özüne uygun yorumlar ve yaşamına adapte eder.

Deneyimleriyle ve deneyimlerinden çıkardığı dersleriyle yaşamını zenginleştirmeyi ve doyumlu kılmayı gencecik yaşında katıldığı bir workshop’ta seçtiğini hatırlar ve kendisine teşekkür eder…