Televizyon seyrediyorum.
Kin ve nefret dolu gözler, kanımı donduruyor.
“O benimdi, elimden aldı” diye bağırıyor adam, tüfeğindeki kurşunları boşaltırken.
Elinden alınan, yıllar önce ustasının diğer çırağa verdiği paye.
Üstelik çırak kendisinden sonra gelmişken imalathaneye.
Bunu yedirememiş gururuna, bir türlü affedememiş.

Bir türlü affedemediğimiz şeyler varken huzur bulmak da pek mümkün değil.
Yaşam bir komplo endişesiyle yaşanıp, duruyor.
İçimizdeki öfke büyüyor, herkese kuşkuyla yaklaşıyoruz.
İnce ince dokunuyor nefretin yolları.
Ruhumuz yavaş yavaş kendini yiyip bitiriyor; sessiz, derinden, suskun.

İçerde öfke büyüdükçe, dışarıya dalga dalga yayılıyor.
Nefretimiz kendimizi ve bütün çevremizi sarıyor.
Kinin nedeni de bir zaman sonra önemini kaybediyor; her şey bir girdap gibi içinde yitiyor, kayboluyor.
Dünyamıza kızıl bir güneş doğuyor, yakan kavuran.

Duygularımız bazen doğalgaz misali patlıyor.
Bir eş kaynar suyla haşlanıyor; çok mutlu bilinen bir genç evinin penceresinden kendini kara toprağa bırakıyor; sakin sessiz bir adam iş arkadaşlarına kurşun yağdırıyor.

Bu kadar birikmeden, bu kadar basınç yapmadan sağlıklı patlamanın yolunu bulmak lazım.

İçimizde birikmiş bunca kin, nefret, öfke varken benliğimizin derinliklerine dalmak çok zor…

Workshop’lar, nefes terapileri, psikolojik terapi seansları, kuantum düşünce tekniği uygulamaları ve daha bir çok başka yöntem… Hangi yöntemi seçersek seçelim derine indikçe canımız acıyacak.
Kendimizle yüzleşmenin, kendimizi çırılçıplak soymanın dayanılmaz hafifliğini hissetmeden önce dayanılmaz acısını yaşamamız pek mümkün.
Egomuzun depremi ve artçıları da cabası.
Karanlık bir kuyuya inerken kuyunun dibinde ışık beklemek gibi bir şey bu.
Önce derinlere daldıkça kaybolma var, sonra kayboldukça kendini bulma.
Hortuma kapılıp, sonra uçsuz bucaksız yeşillik bir ovaya konma.
Bir fırtınada dalgalarla boğuşup, sakin bir sahilde gözümüz güneşten kamaşarak uyanma.

Tünelin ucundaki parlak, çekici ışık için dayanmayı seçebiliriz.
Ya da acıların ve utancın ezici ağırlığı altında gücümüzü inkara sığınabiliriz.
Taa ki, içimizdeki yangın boncuk boncuk, damla damla gözlerimizden yanaklarımıza, oradan kalbimize akana dek…

Kin ve nefret dolu gözler, kanımı donduran.
Ve ardındaki naif yaşanmışlıklar, beni hüngür hüngür ağlatan…